• Dolar Alış 8.1479TL
  • Dolar Satış 8.1154TL
  • Euro Alış 9.6291TL
  • Euro Satış 9.5907TL
Reklam
Reklam

12 MART MUHTIRASININ YIL DÖNÜMÜNDE!!!

Reklam
, 0 Yorum

12 Mart muhtırasını dün gibi anımsıyorum. Hem sadece 12 Mart Muhtırasını değil, cumhuriyet tarihi içinde bugüne kadar yaşanan askeri darbeleri ve muhtıraları bire bir yaşadım. Bu açıdan, tarihin canlı bir tanığı durumundayım. 1960 yılı Gazetecilik mesleğine başladığım tarihtir. Türkiye’de 27 Mayıs 1960’tan itibaren çok sayıda ihtilaller ve post modern darbeler yaşandı. Hemen her on yılda bir ya doğrudan darbe yapıldı, ya da muhtıralar verildi.

İlk askeri darbe 1960 yılının 27 Mayıs tarihinde gerçekleşti. 1950 yılında iktidara gelen ve 3 defa üst üste seçim kazanan DP, işin gerçeği şımarmış ve yönetim işlerini partizanlığa dökmüş, milleti cephelere bölmüştü. Muhalefete karşı (Vatan Cephesi) adı altında bir yapı oluşturulmuştu. O yıllarda televizyon yoktu. Hemen her gün radyolardan yayınlar yapılıyor, ölüler bile vatan cephesine kaydedilmiş gösteriliyordu. Yani, ordunun idareye el koyması, iddia edildiği gibi pek de masum bir iktidara karşı yapılmamıştı!

Ordu idareye el koyduktan ve TBMM’ni ıskat ettikten sonra, DP’li Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere bakanları, milletvekillerini ve üst düzey bürokratları Yassıada’ya tıkarak orada kurduğu ihtilal mahkemesinde yargıladı!

Yapılan yargılamalar sonunda dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu idam edildiler. Celal Bayar ise yaşlı olduğu için idam edilmekten kurtulmuştu. Bayar, yasalara göre Cumhurbaşkanı olarak tarafsız olması gerektiği halde, hep bir DP’li gibi davranmıştı. Yassıada Mahkemesinin verdiği kararın özeti Mahkeme Başkanı Selim Başol’un ifadesiyle (Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor) şeklindeydi.

27 Mayıs 1960’ta yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşen bu ilk askerî darbede dönemin Genelkurmay Başkanı da dahil olmak üzere 200’den fazla general de tutuklanmışlardı. 37 küçük rütbeli subay tarafından planlanan darbe, emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilmemişti. Darbeden sonra emekliye sevk edilmek üzere hükümet tarafından zorunlu izne ayrılmış olan Orgeneral Cemal Gürsel ihtilalci subaylar tarafından gece vakti pijamasıyla ikamet ettiği İzmir’den, Ankara’ya götürülmüş ve oluşturulan Milli Birlik Komitesinin Lideri ilan edilmişti. Kendilerine (Milli Birlik Komitesi) adını veren bu askerler arasında, üsteğmen rütbesinde olanlar bile vardı.

27 Mayıs 1960’ta görevi devralan milli birlik komitesi, 15 Ekim 1961 yılına kadar geçen sürede, askerin Milli Birlik Komitesi eliyle cunta olarak iktidarda olduğu dönemdir. Daha sonra 9 Temmuz 1961’de kabul edilen ve (1961 Anayasası) olarak bilinen anayasa değişikliği, 1924 Anayasası’nı yürürlükten kaldırdı.

22 Şubat 1962’de, Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir ve arkadaşları, ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü başlatılan atama ve gözaltına almalara karşı direnişe geçtiler. İsmet İnönü Başbakan’dı. Talat Aydemir’i ve arkadaşlarını bir şekilde ikna ederek, darbeyi önledi. Ancak, askerlere verilen sözler tutulmadı. Talat Aydemir, emekli edilmiş olduğu halde 20 Mayıs 1963’te sivil olarak yeniden darbe girişiminde bulundu. Harp Okulu onunla birlikteydi. Ancak, yakalandı ve idam edildi. 20 Mayıs 1969’de bir darbe teşebbüsü daha gerçekleşti. Ama başarılı olamadı.

1971 yılının 12 Mart tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve Kuvvet Komutanları tarafından hükümete muhtıra verildi. Muhtıra verilmeseydi, 27 Mayıs’ta olduğu gibi ordu içindeki bazı güçlerin hükümeti devirecekleri tehlikesi belirmişti. Yani, ordu üst kademesinin bu hareketi, gerçekte demokrasiyi korumak adınaydı. Ordunun, genç subaylarının duydukları rahatsızlıkları, üst düzey komutanlar bir muhtıra şeklinde hükümetin dikkatine sunmuşlardı. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a sunulan muhtırayla hükümet istifaya zorlandı. Cumhurbaşkanı olmak isteyen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, oyuna getirilerek, sözde cumhurbaşkanı seçtirilmek için istifa ettirildi. Ancak, diğer komutanların ve siyasilerin işbirliğiyle seçtirilmedi. Adamcağız, kısa bir süre sonra kahrından öldü.

12 Mart Muhtırasını, 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbe izledi. Türkiye’de karşıt görüşlü gençler arasında katliamlar yaşanıyor, Türkiye adeta bir iç savaşa sürükleniyordu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile Kuvvet Komutanları iç kargaşayı önlemek bahanesiyle hükümeti devirdi ve yönetime el koydu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Eylül 1980 günü emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği bu askeri müdahalenin ABD patentli olduğu bilahare ortaya çıktı.  Zira ABD’li yetkililer 12 Eylül darbesi için (Bizim çocuklar darbe yaptı!) diyerek desteklerini ortaya koymuşlardı.

12 Eylül askeri darbesi, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi oldu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) kuruldu. Süleyman Demirel’in Başbakan’ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1961 Anayasası kaldırıldı, bütün derneklerin faaliyetleri durduruldu. Parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Darbeden sonra 1982 Anayasası hazırlanarak, 1983 yılında siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verildi. Özal’lı yıllar başladı.

28 Şubat 1997 yılında gerçekleştirilen ve “POST MODERN DARBE” olarak nitelendirilen askeri müdahale ise Erbakan hükümetine karşı yapıldı. Erbakan hükümeti düşürüldü, Mesut Yılmaz’a hükümet kurduruldu.

Son darbe girişimi (İnşallah sonuncu kalır) 15 Temmuz 2016 günü gecesi gerçekleşti. Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) Türkiye’ye en karanlık gecelerinden birini yaşattı. 10 binden fazla FETÖ mensubu asker ve sivil; 35 askerî uçak, 74 tank, 246 zırhlı araç, 3 askerî gemi, 3 bin 992 silah ve 37 askerî helikopterle darbe girişiminde bulundu. İlk olarak 136 darbeci asker Boğaziçi Köprüsü’nü kapattı. Köprü üzerinde 30 vatandaş FETÖ’cü hainlerin kurşunlarıyla şehit oldu. Boğaziçi Köprüsü, 15 Temmuz’da FETÖ’ye karşı ilk şehitlerimizi verdiğimiz yer olarak tarihe geçti.

Genelkurmay Başkanlığı darbeciler tarafından basıldı, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları rehin alındı. Orgeneral Akar’a silah zoruyla darbe bildirisi imzalatılmak istendi. Tıpkı geçmiş darbelerde olduğu gibi TRT işgal edildi ve darbeci askerlerin korsan darbe bildirisi canlı yayında okutuldu. Bununla yetinmeyen FETÖ mensupları, CNN Türk’ün yayını durdururken Digitürk’ü de hedef aldı.

Halkın haber almasını engellemek isteyen FETÖ’cü pilotlar F-16 uçaklarıyla TÜRKSAT’ı bombalarken iki kobra helikopteri de TÜRKSAT’ı teslim etmemek için direnen halka ateş açtı. TÜRKSAT önünde iki vatandaşımız şehit oldu.

Darbeciler havaalanlarını da hava trafiğine kapattı. 58 darbeci subay, İstanbul Atatürk Havalimanı’nı 4 tank, 4 zırhlı araç, 4 kamyon ve 4 askeri jip ile işgal etti. Burada 6 vatandaşımız şehit oldu.

Devletin zirvesini, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni F-16 uçakları bombaladı. Cumhurbaşkanlığı önünde, tek amacı milli iradeye sahip çıkmak olan 29 kişi şehit oldu. FETÖ mensubu darbeciler, devletin kalbini hedef almaya devam etti. Milletvekillerinin içinde bulunduğu sırada Gazi Meclis tam 11 kez bombalandı. Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Merkezi de FETÖ’cü teröristlerin hedefi oldu F-16 uçaklarının attığı bombalar, 51’i özel harekat polisi olmak üzere 56 kişiyi şehit etti. Ankara Emniyet Müdürlüğü de bir kez F-16 ve 6 kez de helikopterlerle vuruldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast düzenlemeyi planlayan FETÖ, 27 asker ve 2 komando ile Erdoğan’ın Marmaris’te konakladığı oteli bastı. Biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koruma polisi olmak üzere iki polis şehit oldu. Şüphesiz ki FETÖ’nün darbe girişimine karşı en önemli kırılma noktası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı meydanlara, sokaklara çağırması oldu.

O kara geceyi aydınlatan, vatanına sahip çıkan Türk milleti oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir darbe direnişi başladı. Kahraman Türk milleti, FETÖ’cü hainlere karşı göğsünü kurşunlara siper ederken geride 250 şehit ve 2196 gazi bıraktı. Ancak FETÖ, üst aklın kontrolünde Türkiye’yi teslim  alamadı.

Bu bir gerçektir ki, her askeri müdahale yeni isimlere ve yeni siyasi partilerin ortaya çıkmasına yol açtı. 1960 ihtilâlinin sonucu olarak Menderes’in yerini Süleyman Demirel aldı. 12 Eylül ihtilâli sonucunda Demirel şapkasını alıp gitti, Turgut Özal işbaşına geldi. 28 Şubat post modern darbesi ise AKP’nin ve dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın yolunu açtı. 15 Temmuz darbe girişimi başarısız olduğu için siyaseti dizayn edemedi.

Görüldüğü gibi, darbeler, muhtıralar ve post modern darbeler, birilerini yerlerinden ederken, birilerine yol açmıştır. Yani ihtilâlleri, darbeleri ve post modern darbeleri yadırgayanlara bakmayın. Aslında, bazıları kendilerine yol açtığı için yatıp kalkıp askeri darbelere, muhtıralara, post modern darbelere için-için dua bile etmektedirler. Amma bir gerçek daha var. Askeri  darbelerden  kötüsü, sivil darbelerdir. Askeri darbelerden çok, sivil darbelerden korkmak lâzımdır.

27 Mayıs 1960’ta yapılan askeri darbeden dolayı sorgulanacak kimse yok! Çünkü hepsi de rahmet-i Rahman’a intikal etmişler. Ancak ondan sonra yapılan modern ve post modern darbeler için başlatılan soruşturmalar devam ediyor. O dönemlerin yöneticileri cümbür cemaat sorgulanıyorlar. Sözde “Bilgi almak” esprisi içinde sorgulananlar ve sorgulanacaklar var. Hem, bunların arasında Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Genelkurmay Başkanları, Bakanlar, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar yer almakta.

12 Mart Muhtırasından 48 yıl geçti. 28 Şubatçılardan hayatta olanlar yargılandı. Tabii, bu dönemin de sorgulanacağı zamanlar gelecektir. Amma 10 mu, 20 mi, 30 yıl sonra mı? Yoksa çok daha yakın bir zaman diliminde mi! Bunun için diyoruz ki bugün başta olanların da adımlarını gayet dikkatli atmaları gerekmekte. Şimdilik kendileri sorgulayıcı mevkiindeler. Ancak gün gelip de sorgulanabileceklerini hiç akıllarından çıkarmasınlar.

Artık, yasaların geriye işletilmemeleri gibi bir durum da kalmadı. Yapılan uygulamalar gösteriyor ki, iktidarda olanlar yasaları kendilerine göre yontup, değiştirebilmektedirler. Yani, “güç kimdeyse kral odur.” Dünün kralları bugün sorgulanabiliyorlarsa, bugünün krallarının da yarın sorgulanmayacakları ne malum! Bari tarihten ibret alsınlar ve tarihin aleyhlerine olacak şekilde tekerrürüne fırsat vermesinler.

“İbret alınırsa tarih tekerrür etmezdi” denilir amma, biz, günümüzün krallarına yine de tavsiye de bulunalım. Siz, siz olun yarın yargılanmanıza, soruşturmalar geçirmenize ve belki de mahkûm olmanıza yol açabilecek icraatlardan kaçınınız! Demokrasinin ırzına geçilmesine yol açacak işler yapmayınız. Sürekli olarak demokrasinin ırzına geçildiği ülkemizde, sözde yasal zeminler oluşturarak, demokrasinin ırzına geçmeyiniz. Türkiye askeri darbelerden çok çekti. Sivil darbelere karşı da uyanık olunuz.

12 Mart Muhtırasının yıl dönümünde darbesiz, muhtırasız, demokrasinin rayına oturduğu bir Türkiye dileklerimizle…

TAŞLAMALAR

YEŞİL İÇİNDE SİİRT

HEP HAYALİM OLMUŞTUR

BETONARME BİR ŞEHİR

İŞTE ŞEHRİMİZ BUDUR

 YEREL YÖNETİMLERİN

İŞİDİR BİLİN BU İŞ

YEŞİL SİİRT GİTMİŞTİR

VE BETON SİİRT GELMİŞ

 BU RUHSATLARI KİM VE

NASIL VERMİŞ BİLMEYİZ

NE OYUNLAR OYNANMIŞ

ELBETTE GÖRMEYİZ

 YEŞİL DUVAKLI GELİN

OLSUN SİİRT YENİDEN

YEŞİLE HASRET KALDIK

DOSTLAR SÖYLEYİN NEDEN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN