• Dolar Alış TL
  • Dolar Satış TL
  • Euro Alış TL
  • Euro Satış TL
Reklam
Reklam

PARASIZ TEDAVİ YALANI!

Reklam
, 0 Yorum

14 Mart Tıp Bayramı kutlamaları etkinlikleri çerçevesinde akıllara düşen sosyal devlet olmanın gereği, Türkiye’de tedavinin (sağlık hizmetlerinin) parasız olmasıdır. Ama sağlık hizmetlerinin parasız olduğu sözün tam anlamıyla yalandır! Çünkü günümüz şartlarında tedavi paralı olmuştur. Kim ne derse desin, kim aksini iddia ederse etsin, parası olmayan artık muayene ve tedavi olamıyor, muayene ve tedavi olsa dahi yazılan reçetedeki ilaçlarını alamıyor!

Emekli olanların haberleri olmadan maaşlarından kesinti yapılırken, aktif işçi ve memurlar kesintileri peşin ödemektedirler.

Aldığınız reçetede yazılı her kalem ilaç için katkı payı ödüyorsunuz. Bir de eş değer ilaçlar hikâyesi var! Doktorunuz size bir ilaç yazmış. Onun sözde eş değeri olan bir ilaç varsa, eczacı onu verecek veya iki ilaç arasındaki fiyat farkını ödemek zorundasınız. Tabii, ilaçların tertibi aynıysa ve eş değerse, biri diğerinden neden daha pahalı! Bunu sorgulamak lâzım. Emekliyseniz reçete tutarının yüzde 10’u, aktif çalışıyorsanız yüzde 20’si katkı payı olarak maaşınızdan kesilecek. Emekli maaşınızı aldığınız zaman bazı aylar 100-200 TL hatta daha fazla eksik para aldığınız olmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumuna gidip, sebebini sorduğunuzda, ilaç ve tedavi masrafı olarak kesildiğini göreceksiniz. Yapabileceğiniz bir şey yok!

Bir hafta içinde aynı branşta ikinci defa muayene olmak ihtiyacını hissederseniz, muayene ücretiniz artmakta. Dikkatli olun bir hafta içinde sakın ola aynı hastalık için müracaat etmeyin!

Emekli olarak maaş aldığınızda, maaşınızda büyük bir eksilme varsa, sebebi sizin veya bakmakla yükümlü olduğunuz aile fertlerinin o ay içinde muayene ve tedavi olmalarından kaynaklanmaktadır, bundan hiç şüpheniz olmasın.

Peki devletin emeklisi, işçisi, memuru sağlık giderleri için bu kadar katkı payı öderken, milletvekilleri katkı payı ödüyorlar mı, elbette ki hayır! Bu ne biçim iştir, bu ne biçim adalettir. Ayda 30 bin TL’ye yakın maaş ve harcırah alan milletvekilleri, muayene ve tedavi olurken katkı payı ödemiyorlar ama asgari ücretli işçiden katkı payı alınıyor, bu mu eşitlik, bu mu adalet!

Maalesef, Türkiye’de sağlık hizmetlerini almak, artık paralı hale dönüşmüş bulunmaktadır. İşçi, emekli, memur olmanız bu gerçeği değiştirmez. Çünkü ilâç ve muayene ücretlerinden katkı payı alınmaktadır. Öyle ki, bu yüzden hasta oldukları halde, tedavilerini aksatanlar, ilâçlarını alamayanlar var. Parası olan hastalar, bütün tıbbi imkânlardan paraları ölçüsünde yararlanırken, parası olmayanlar, kaderleriyle baş başa bırakılmışlardır!

Gelelim, sağlık personellerinin durumlarına. Başta doktorlar olmak üzere, sağlık personellerinin de durumlarından memnun olmadıkları, gerçekleştirdikleri eylemlerden anlaşılmaktadır. Kazançlarının yetmediğini belirten doktorlar, tam gün yasasına ve performans sistemine karşı tepkilerini dile getirmektedirler.

İşin gerçeğini söylemek gerekirse, en uzun ve en zor tahsil sürecinden geçen doktorlardır. Pratisyen hekim olmak için 6 yıllık fakülte hayatları vardır. Hele, mütehassıs olacakların ihtisasın branşına göre asgari 4 yıl daha okumaları gerekmektedir. Tabii, tıp fakültelerini ve ihtisas sınavlarını kazanabilmenin zorlukları ortada. Yani, en basit mütehassıs hekim, liseden sonra, asgari 10 yıl süreyle okul okur. Hem de, gerçekten çok zor şartlar içinde. Hele, bir de öğretim görevlisi olmağa kalkışacak olurlarsa, doçent, profesör unvanını alıncaya kadar oku babam oku!

Yani, mütehassıs hekimlerin ve özellikle öğretim görevlilerinin sürekli okumak mecburiyetinde olduğu gerçeğini kabullenmeliyiz. Hatta tahsillerini tamamladıktan sonra da! Çünkü tıp, sürekli değişimlere uğrayan bir bilim dalıdır. Her gün yeni keşifler, yeni tedavi metotları, yeni ilâçlar bulunmaktadır. İyi doktor olabilmenin bir şartı da, yeni buluşları sürekli takip etmekten geçer. Anlayacağınız, en iyi doktorlar, her zaman için öğrenci olmayı göze alanlardır. Tabii, bunca zahmetli olan bu meslek mensuplarının kazançlarının da yüksek olmasını yadırgamamak lâzım.

Ancak, işi bir de şu açıdan değerlendirelim. Bir doktor, ihtisasını yapıncaya kadar bu ülkeye ne kadara mal olmaktadır. Devlet okullarında okuduğuna göre, okuması için harcanan paralar, Devletin bütçesinden, dolayısıyla vatandaşların vergilerinden çıkmış değil mi. Yani, konuyu iki taraflı düşündüğünüzde doktorlar da, hastalar da haklı!

Sonra, bir HİPOKRAT YEMİNİ VAR. Doktorların, aslında kendilerini topluma (hastalarına) adayan vefakâr insanlar olmaları gerekir. İyi doktorlar, hastalarının sağlık sorunlarını ön plânda, para kazanmayı ikinci plânda tutanlardır. Bu ülkede doktor ekonomik olarak rahat olsun amma, hastalar da, parasızlık yüzünden tedavisiz bırakılmasınlar. Devlet de, DELİ DUMRUL MİSÂLİ, HASTALARDAN ARTIK KATKI PAYLARINI ALMAKTAN VAZGEÇSİN…

Mevcut sistem içinde hasta zaten hasta, doktor daha da hasta! Hani bir deyim vardır. “Bir dokun bin ah işit kâse-i fağfurdan” denilir ya! Hasta feryat eder de, doktor (sağlık görevlileri) feryat etmezler mi!

Türkiye’de, sağlık sistemi öyle bir duruma getirildi ki, gerçekten de hastalar kadar, hastalara şifa dağıtmakla görevli sağlık personelleri tedirgindir.

Bilindiği gibi, Sağlık Bakanlığı tarafından getirilmiş olan (Performans) diye bir sistem vardır. Doktorlara, baktıkları hasta sayısına göre ücret ödenmektedir. Bu bir bakıma doktorlara (Hastalara baştan savma bak. Bir hastaya 2-3 dakika bile ayırma! Ne kadar çok hastaya bakarsan, o kadar para!) denilmiş olmaktadır.

Oysa bir doktorun hastasıyla en az 20 dakika ilgilenmesi gerekir. Hele, hastalık önemliyse, teşhis ve tedavisi çok daha uzun süreli olmalıdır. Doktorların durumları bu iken, hastalar iyi muayene ve tedavi olmamak yanında adeta soyulmaktadırlar. Çünkü her muayene başına ücret alınması yanında, ilaç başına ödenen paralar ve eş değer ilaç uygulamasında alınan külliyetli miktarlarda farklar vardır. Hele, özel hastanelere gidenlerin vay hallerine! İşte doktorların mustarip olmaları yanında, hastaların daha da mustarip olmalarının en önemli sebeplerinden biri budur.

Örnek olması açısından olmuş bir vakayı anlatayım. Sırası gelen hasta, muayene olmak için doktorun odasına girmiştir. Doktor, hastayı şöyle bir süzer sonra önündeki reçete kâğıdına bir şeyler yazıp, hastanın eline tutuşturur.

Hasta sorar:

-Bu nedir, doktor bey?

Doktor cevap verir:

-Reçeten!

-İyi ama siz bana hiç bakmadınız, (neyin var, şikayetin ne?) diye sormadınız, muayene etmediniz ki!

-Haydi, fazla uzatma, sırada bunca bekleyenler var!

Hasta, büyük bir şaşkınlıkla ve o şaşkınlığın verdiği kızgınlıkla reçeteyi yırtarak, doktorun suratına fırlatır! Araya girenler olmazsa, mahkemelik duruma girecekler!

Evet, günümüz sağlık sisteminde hasta kadar, doktorlar ve diğer sağlık görevlileri de mustarip durumda. Bu bakımdan 14 Mart TIP BAYRAMINI kutlamak, kendi kendimizi aldatmaktan başka bir şey olmaz. Sosyal devlet olmanın gereği olarak, hastaların ceplerinden elini çekmesi gereken devlet, doktorlara ve sağlık personellerine de haklarını vermek konusunda gerekli yasaları bir an evvel çıkarmalıdır. 14 Mart sözde tıp bayramında bizim hastalar ve sağlık personelleriyle ilgili en samimi dileğimiz işte budur!

Her ne kadar, sağlıkta reformlar, atılımlar yapıldığı öne sürülse bile, bütün bunların aslı astarı yoktur. Parası olmayanın gerçek anlamda sağlık hizmeti görme şansı bulunmamaktadır. Bu iş “PARAYI VEREN, DÜDÜĞÜ ÇALAR!” işine benzemektedir. Hastaysanız veya hastanız varsa, gerçekten tedavi edilmesinin tek yolu paradır. İnsanlar, paraları kadar hizmet alırlar. Nasıl, bir bakkal dükkânına girdiğiniz zaman, paranız veya kredi kartınızın limiti kadar alış-veriş yapabiliyorsanız, sağlık konusunda da durum aynıdır. Paranız kadar hizmet satın alırsınız.

Emeklilerden, Memurlardan, işçilerden ilâçlar için katkı payı alınmasından bu yana, birçok emekli, memur, işçi kendisine verilen reçeteyi dahi almakta tereddüt etmektedir. Çünkü yüzde 20 katkı payını ödemekten âcizdir.

Sağlık hizmetlerinin BEDAVA OLDUĞU İDDİASI TAMAMIYLA VE KOSKOCA BİR YALANDIR. BU ÜLKEDE, İNSANLAR ANCAK PARA ÖDEDİKLERİ ZAMAN GERÇEK ANLAMDA MUAYENE VE TEDAVİ OLABİLMEKTEDİRLER. GERİSİ HİKÂYE…

Yine de, bütün doktorlarımızın 14 Mart Tıp Bayramlarını kutluyoruz.

TAŞLAMALAR

BEKA SORUNU VARMIŞ

DENİLİYOR ÜLKENİN

BEKA SORUNU VARSA

SÖYLEYİNİZ SUÇ KİMİN

 EŞ BAŞKANI KİM İDİ

BÜYÜK ORTADOĞU’NUN

YANDI ALEM-İ İSLAM

SORUMLUSU KİM BUNUN

 22 ÜLKENİN

SINIRI DEĞİŞECEK

DENİLEN PROJEDİR

NE DE UNUTKANIZ PEK

 ABD’NİN İPİYLE

KİMDİR İNEN KUYUYA

NİNNİLER SÖYLEYEN KİM

KİM DALDIRDI UYKUYA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN