• Dolar Alış 7.8338TL
  • Dolar Satış 7.8025TL
  • Euro Alış 9.1583TL
  • Euro Satış 9.1217TL
Reklam
Reklam

AHİLİK HAFTASINA DOĞRU: AHİ EVRAN RUHLU SİİRTLİ ESNAFLAR

Reklam
, 0 Yorum

AHİLİK HAFTASI 16/22 Eylül tarihleri arasında kutlanacak. Bugünkü yazımızda, ahiliğin tarihçesini anlatmaktan ziyade, istedik ki,  AHİLİHİN ne demek olduğunu, Siirt’in AHİ EVRAN RUHLU esnaflarıyla ilgili anekdotlarla anlatalım ve pratikte tatbikatını vurgulayalım. İşte Siirt’in AHİ EVRAN ruhlu esnaflarıyla ilgili anekdotlar:

BORÇ VERMEK İÇİN, BORÇ ALAN ESNAF

Helvacılar Çarşısında bir esnaf, genç oğluyla dükkânda oturmuş, müşteri beklerken, komşusu olan bir başka esnaf gelerek:

-Hacım, mümkünse bana 1000 lira borç ver!diyerek, talepte bulunur. O yıllarda bankalar öyle yaygın değildi. Hele kredi kartı denilen nesne hiç yoktu. Esnaflar, paraya ihtiyaçları olduğu zaman, komşu esnaflardan alır, verirlerdi.

Borç olarak istenilen Bin lira ise, o yıllar için büyük sayılacak bir paraydı. Neredeyse, küçük bir iş yerinin sermayesi kadardı.

Kendisinden borç istenilen esnaf, borç isteyen esnafa:

-Komşu, şu anda yanımda bu kadar para yok. Sen az bir otur, ben eve gideyim. Evde para olacak, sana getireyim!der.

Borç isteyen esnaf biraz da utanarak:

-Sen zahmet etmeseydin Hacı Baba, bari çocuğu gönder o getirsin!diyecek olur.

Beriki:

-Çocuk paranın yerini bilmez, ben gider, getiririm!diye cevap vererek, yola revan olur. Az sonra gelir ve BİN lirayı komşusunun eline sayar.

Komşusu da:

-Allah razı olsun, zahmet oldu. İnşallah en kısa zamanda geri öderim diyerek memnuniyetini ifade eder. Borç parayı alan şahıs uzaklaştıktan sonra, oğlu:

-Baba, benim bildiğim kadarıyla evde para falan yoktu! diyecek olur.

Babası cevap verir:

-Elbette yoktu. Gittim, bir esnaf dostumdan borç aldım, evden getirmiş gibi yaparak, verdim!

Babasının bu sözleri üzerine, genç oğlu:

-E Babacığım! Borç alıp, borç vereceğine (yoktur) deseydin ya! Gidip yüzsuyu dökerek başkasının minnetini almaya, ne gerek vardı!

Oğlunun bu sözlerine hayli içerleyen Babası nasihat babında şu cevabı verir:

-Bak oğlum, (param yok) diyerek adamcağızı geri gönderebilirdim. Yalan da olmazdı! Ama düşün ki bu adam Allah’a güvenerek bana gelmiş, benden borç para istiyor. Evet, bende para yok ama istediği parayı bulmak, benim için gayet kolay. Allah’a şükür, itibarım var.  Nitekim gittim aldım, geldim. Hem, para aldığım şahsa en az 4-5 defa borç vermişliğim var. Yani, yüzsuyu dökmüş sayılmam. Ben de ona borç vermişim, o da bana borç verdi, esnaf işi böyle döner. Yüzsuyu ile değirmen dönmez ya! Hem, Allah rızası için döksek ne olur. Ha, şunu da söyleyeyim. Bu komşumuz, bana bin lira değil de onbin lira isteseydi, veremezdim. Çünkü veremediği zaman, beni de batırmış olur. Ama en kötü ihtimalle, borç aldığı bin lirayı vermezse bile, bana dokunmaz. Allah rızası için iyilik yapsan da, gücünü aşmayacaksın. Yüce Allah bile kullarına kaldıramayacakları yükü yüklemez.

“ASHAB-I KİRAM DEVRİNDE MİYİZ?”

Şehrimizde (KELO) namıyla anılan, bütün KELOĞLANLAR gibi şen, şakrak espri yüklü bir hemşerimiz vardı. Bu hemşerimiz, bir ara Bakkaliye dükkânı açarak işletmeğe başlamış.

Bir gün, sabah saatlerinde dükkânında oturmuş müşteri beklerken, tanıdığı biri gelmiş ve satın almak için bir şey istemiş. KELO da istenileni vermiş. Tanıdık müşteri, ikinci bir şey isteyince, gayet ciddi bir tavırla:

-Yok, veremem! Bak, komşum daha siftah etmemiş, git, ondan al!demiş.

KELO’nun böyle söylemesi üzerine müşteri de, bitişik bakkala yönelmiş ki, gidip ikinci alışverişini oradan yapacak.

Samimi bir dostu olan müşterisinin, sözünü ciddiye alarak komşu bakkala yöneldiğini gören KELO, komşusunun da duyacağı kadar yüksek bir sesle arkasından seslenmiş:

-Ulan, çok salak adamsın! Ben sana söyledim, sen de inandın ha, öyle mi! Valla, elimden gelse onu bir kaşık suda boğacağım! O da elinden gelse, beni bir kaşık suda boğacak! Hem, gidip ondan alışveriş yaparsan, kazıkların en büyüğünü yiyeceksin, haberin olsun! “Komşum daha siftah etmemiş, git ondan al!” meselesi ashabı kiram devrinde kaldı. Şimdi, sahabe devrinde miyiz!

KELO’nun yarı şaka, yarı ciddi bu sözleri üzerine hem müşterisi, hem de konuşulanları duyan komşu bakkal kahkahalarla gülmüşler. Tabii, müşteri de geri dönerek alışverişini KELO’DA TAMAMLAMIŞ…

DOLAYLI YARDIM!

Gönül ehli Siirtli, alışveriş için Pazar yerine gidecek olmuş. Bir arkadaşı da peşine takılmış. Gönül ehli kişi, meyve, sebze satan bir manavın önünde durmuş. Dükkânda bulunan bütün sebzelerin, meyvelerin toplam bedeli bugünün parasıyla 200-300 TL kadarmış.

Gönül ehli Siirtli dükkân sahibinden poşet istemiş. Dükkân sahibi de poşeti vermiş. Gönül ehli Siirtli, dükkân sahibine çaktırmadan ne kadar çürük ve atılması gereken domates varsa, torbasının içine doldurmuş. Beraberinde olan arkadaşı, sağlamlarını koymağa kalkışmışsa da, bırakmamış. Yine bakkala çaktırmadan çürükleri poşetine koymağa devam etmiş. Böylece, torbayı ağzına kadar doldurmuş.

Çürük domateslerin seçildiğinin farkında bile olmayan bakkal, poşeti tartmış, domateslerin parasını almış.

Yolda giderlerken, arkadaşı, gönül ehli Siirtliye sormuş:

-Herkes, seçtiği zaman sebzenin meyvenin iyisini seçerken, sen, domateslerin en çürüklerini seçtin. Ben, senin bu yaptığından bir şey anlayamadım demiş.

Bunun üzerine, gönül ehli Siirtli cevap vermiş

-Evet, çürük domatesleri bilerek seçtim. Bakkalın selesinde kalsalardı, diğer domateslerin de çürümelerini hızlandıracaklardı. O zaman da, domateslerin yarısı atılacak hale geleceklerdi. Bu adam, biliyorum ki çok fakir biri. Çürük domatesleri seçtim ki, diğer domatesleri çürümekten kurtarayım. Çıkarıp, yardım niyetiyle doğrudan para versem, onurlu adamdır hem almaz, hem gücenebilir. Yani, ayıp olur! Bu benim yaptığım, dolaylı yardımdır. Sana da tavsiye ederim. Sen de, ara, sıra bunu yap!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN