• Dolar Alış 8.1479TL
  • Dolar Satış 8.1154TL
  • Euro Alış 9.6291TL
  • Euro Satış 9.5907TL
Reklam
Reklam

AYASOFYA’NIN, DİĞER CAMİ VE MESCİTLERDEN FARKLI HİÇ BİR KUTSİYETİ YOKTUR!!!

Reklam
, 0 Yorum

24 Kasım 1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla müzeye çevrilen Ayasofya’nın, Danıştay 10. Dairesinin oy birliğiyle yeniden cami olarak ibadete açılmasına karar verildi. Danıştay 10. Daire Başkanı Yılmaz Akçil, üyeler Ali Ürker, Ömer Civri, Abdullah Aygün ve Lütfiye Akbulut’un imzalarıyla ve oy birliğiyle alınan karar, aslında siyasi bir karardır. Bu kararın sevabı da, vebali de siyasi otoriteye aittir. Kararda, gerekçe olarak Ayasofya’nın Fatih Sultan Muhammed Han’ın mazbut vakfiyesi olduğuna ve cami olarak tahsis edildiğine vurgu yapılarak “Bu durumda Türk hukuk sisteminde kadimden beri korunarak yaşatılan vakfa ait taşınmaz ve hakların vakfiyesi doğrultusunda istifadesine bırakıldığı toplum tarafından kullanılmasına engel olunamayacağı, vakıf senedinde sürekli olarak tahsis edildiği cami vasfı dışında kullanımının ve başka bir amaç özgülenmesinin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varıldığından bu hususlar dikkate alınmaksızın Ayasofya’nın cami olarak kullanımının sonlandırılarak müzeye çevrilmesi yönünde tesis edilen dava konusu Bakanlar Kurulu Kararında hukuka uygunluk görülmemiştir” denilmektedir.

Danıştay 10. Dairesi bu kararıyla 24 Kasım 1934 tarihinde Ayasofya’yı müzeye çevirme kararı veren Mustafa Kemal ATATÜRK ve icra vekilleri heyetini de dolaylı olarak suçlu ilan etmiş olmaktadır. Yine Danıştay 10. Dairesinin bu kararı doğrultusunda başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere 24 Kasım 1924 tarihinde Ayasofya’yı müzeye çevirmek kararı vermiş olan icra vekilleri heyeti hakkında gıyaplarında maddi ve manevi tazminat davası da açılabilir! İşin bu yanı hukukçuları ilgilendirir.

Şimdi gelelim asıl konumuza. İslam dininde üç mabet dışında kutsiyet atfedilecek hiçbir cami, mescit ve mekân yoktur. Bunlar da Mekke’deki Kâbe-i Muazzama, Medine’deki Mescid-i Nebevi ve Kudüs’teki Mescid-i Aksadır. Diğer bütün camiiler, mescitler, ibadethaneler, çilehaneler maddi değerleri, cesametleri ve estetikleri dışında, manevi açıdan eşittirler.

İslam Dinine göre, yeryüzünün tümü namazgâhtır. Yani, yeryüzünün her köşesinde namazınızı kılabilir, ibadetinizi yapabilirsiniz. İbadetinizin mükâfatının ölçüsü takva derecenize göredir. Yukarıda belirttiğimiz gibi sadece Kâbe’de, Mescid-i Nebevi’de ve Mescid-i Aksa’da kılınan namaz ve yapılan ibadet diğer yerlere göre efdaldır.

Koronavirüs pandemisi sebebiyle Cuma namazlarını halı sahalarda, boş alanlarda, tarlalarda, kılmadık mı! Camilerde sosyal mesafeyi gözetlemek açısından yollarda, ara sokaklarda imama uymadık mı. Demek oluyor ki, namaz her yerde kılınır. Yeter ki temiz olsun. Namaz kılmak için aslında SECCADEYE de gerek yoktur. Toprağın, taşın üzerinde namazımızı rahatlıkla eda edebiliriz. Evlerimizde, iş yerlerimizde namaz kılmıyor muyuz! Evet, namaz kılmak için gerçekte özel bir alana gerek yoktur. Namaz vakti girdiği zaman, (MUSTAKBİLEN KIBLETEN) diyerek ve kıbleye yönelerek namazımızı eda edebiliriz. Hatta uçak, tren, otobüs ve benzeri taşıt vasıtalarında uzun bir yolculuk yapıyorsak, aracı durdurmamızın imkânı da yoksa, oturduğumuz koltukta dahi namazımızı eda edebilmekteyiz. Görüldüğü gibi, Müslümanlar için yeryüzünün tümü namazgâhtır.

Hatta bırakın yeryüzünü, kâinatın tümü bile namazgâh hükmündedir. Şöyle düşünün, bir astronot, füze ile fezaya fırlatılmıştır. Fezada, belki birkaç ay sürebilecek deneyler yapmakla görevlidir. O astronot Müslüman ise namaz kılmakla mükelleftir. Orada kıbleyi aramanın bir anlamı da yoktur. Füzeyle fırlatıldığı kara parçasındaki namaz vakitlerine göre namazını kılabilir. Ellerini, kollarını hareket ettiremiyorsa, namazını gözleriyle dahi kılabilir. Yani, bir Müslüman için kâinatın tümü namazgâh hükmündedir.

Bu söylediklerimde bir yanlış varsa ve yazdıklarım bir şekilde kendilerine ulaşıyorsa Siirt Müftülüğünü ve hatta Diyanet İşleri Başkanlığını yazdıklarımı yalanlamağa davet ediyorum! Evet, sadece yeryüzü değil, kâinatın tümü namazgâh hükmündedir.

Gelelim, Ayasofya’nın 24 Kasım 1934 yılında İcra vekilleri heyeti tarafından müzeye çevrilmesine ve 86 yıl aradan sonra yeniden cami olarak ibadete açılması kararının verilmesine. Öncelikle belirtmekte yarar var. Aysofya, camiye dönüştürülmeden önce bin yıl gibi uzun bir süre kilise olarak kullanılmıştır. Hıristiyanlık âlemi için kutsallığı vardır. Fatih Sultan Muhammed Han’ın İstanbul’u fethetmesinin ardından camiye dönüştürülmüştür.

Bilindiği gibi İstanbul 1. Dünya Savaşının ardından önce 13 Kasım 1918, sonra 16 Mart 1920’de olmak üzere iki kez işgal edilmiştir. İlk işgalde, İstanbul’un önemli ve stratejik noktaları kontrol altına alınmış, ancak idareye el konulmamıştı. İkinci işgalde ise idareye el konuldu. Yani sadece Ayasofya değil, İstanbul’daki bütün camiler işgal devletlerinin denetimine girdi. Kurtuluş savaşlarını müteakip 6 Ekim 1923’te Askerlerimizin Şehre girmesiyle İstanbul geri alınmıştır. Dolayısıyla 29 Mayıs 1453’te Sultan Muhammed Han tarafından fethedilerek Osmanlı İmparatorluğuna kazandırılan İstanbul, 6 Ekim 1923’te Mustafa Kemal’in askerleri tarafından işgalden kurtarılarak yeniden fethedilmiş ve İslam âlemine kazandırılmıştır. Dolayısıyla Fatih Sultan Muhammed Han da, Mustafa Kemal Atatürk de İstanbul’un fatihleridir. Her iki büyüğümüzü rahmet, sevgi ve minnetle anıyoruz.

Ve tekrar ederek diyoruz ki Ayasofya’nın tarihimiz açısından elbette çok büyük önemi vardır. Ama İslam dini açısından yeryüzündeki binlerce cami ve mescitten farklı hiçbir kutsiyeti yoktur…

TAŞLAMALAR

AYASOFYA’M(*)

FETHİN YADİGÂRISIN

FATİH’TEN AYASOFYA’M

BESBELLİ Kİ HALİNDEN

“YASLI”SIN AYASOFYA’M

NEDEN BOYNUN BÜKÜKTÜR

BELLİ DERDİN BÜYÜKTÜR

GÖNLÜN BİZE GÖYNÜKTÜR

HAKLISIN AYASOFYA’M

BÜLBÜL DİLLERİN SUSMUŞ

MÜSLÜMANLARA KÜSMÜŞ

DİLİNİ KİMLER KISMIŞ

EZANDAN AYASOFYA’M

HASRETLİSİN TEKBİRE

BOYUN EĞDİN TAKDİRE

GELEBİLSEYDİN DİLE

NE DERDİN AYASOFYA’M

KIRILACAK ZİNCİRİN

DUYULACAK TEKBİRİN

CAMİ OLMAKTIR YERİN

YENİDEN AYASOFYA’M

(*)NOT; Yukarıdaki şiiri 1970’li yıllarda yazmış, İlk defa (SİİRT) Gazetesinde yayınlamış bilahare şiir kitaplarımda da yer almıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN