• Dolar Alış 8.0550TL
  • Dolar Satış 8.0228TL
  • Euro Alış 9.5238TL
  • Euro Satış 9.4857TL
Reklam
Reklam

BEKÇİLERİMİZ, GÖREV BAŞINDA!

Reklam
, 0 Yorum

Son günlerde, adlarına BEKÇİ dediğimiz güvenlik personelleriyle sık-sık karşılaşmağa başladık. Kahverengi üniformalarının sırt bölümünde (BEKÇİ) yazılı olan ve yeni işe başladıkları anlaşılan,  hepsi de gençlerden oluşan, yetki ve salahiyetlerle mücehhez,  bellerinde silahları ve copları bulunan bekçileri görmeğe başlayınca nostalji dolu anılara gittik…

Bizim yaştakilerin çocukluk ve gençlik yıllarında güvenlik görevlisi olarak hizmet veren Çarşı ve Mahalle Bekçileri vardı. Babacan, sempatik, sevimli, herkesin sevip saydığı tiplerdi. Hatta BEKÇİ BABA olarak ünlenen birilerini de anımsıyoruz. Gece saatlerinde düdük çalarak varlıklarını hissettirir, kötü niyetlilerin, hırsızların, arsızların yüreklerine korku salarlardı. Çoğu, ilkokul mezunu bile değillerdi. Ama halkın içinden ve halk adamıydılar.

Biz yaştakiler için Bekçilik artık mazide kaldı, nostalji oldu derken, Türkiye genelinde 2015 yılından sonra yeniden bekçi alımları başladı. İş bulamayan üniversite mezunlarının bile bekçi olabilmek için torpil aradıklarına şahit olduk. 15 milyon işsizin bulunduğu, 3 milyonun üzerinde üniversite mezununun bile işsiz oldukları ve iş aradıkları bir ortamda, bekçi olabilmek elbette büyük maharet ister! Hem bekçilere öylesine yetkiler verilmiş ki, sadece bu yetkilerle mücehhez olmak bile mesleğin cazibesini arttırmaktadır. Maaşları da, Türkiye şartlarına göre gayet iyi. Neredeyse asgari ücretin iki katı!

Bekçilere, yoldan gelip geçenleri durdurarak kimlik sormak, silah kullanmak, şüpheli durumlara el koymak gibi yetkiler tanınmış bulunuyor.

Görevli oldukları mülki sınırlar içinde halkın istirahat, sağlık ve selametini sağlamak, yardıma ihtiyaç duyduğu değerlendirilen, şiddet mağduru veya şiddete, istismara uğrama riski taşıyan kadın ve çocukları, kimsesizleri, engellileri ve acizleri en yakın genel kolluk birimlerine teslim etmek gibi yetkiler de bekçilere tanınan salahiyetler arasında.

Bütün bunlar iyi de, üniversite mezunu olsalar dahi, böylesine önemli yetkileri kullanma yetkisine sahip bekçilerin, kendi mesleklerinin incelikleriyle ilgili aldıkları yeterli bir eğitim var mı! Örnek olması açısından bir vatandaşın başına gelenleri kendi ağzından nakledeyim, kararı siz veriniz.

İşte, arkadaşımın anlattıkları:

Genelde, sabah erken saatlerde kalkar, yollar, caddeler bomboşken, yürüyüş yaparım. Geçenlerde yine erken saatlerde kalkmıştım. Saat sabahın 05:00’i gibiydi. Güres caddesinde turluyordum. Yolda sözün tam anlamıyla in-cin top oynuyordu. Böyle tek başıma yürürken, karşımdan gelen iki bekçiyle rastlaştık. Selam vermeme fırsat kalmadan, bekçilerden biri:

-Hey amca, neden maske takmamışsın?  diyerek bozuk çaldı!

Doğrusu şu ki, maske takma konusuna gerçekten hassasiyet gösterenlerdenim. Ancak, sabahın köründe, bomboş caddede turlarken, maske takmak için bir gereksinim yoktu. İşin komik tarafı, bana böyle hitap eden bekçinin yanındaki devriye arkadaşının maskesi yoktu. Kendimi tutamayarak cevap verdim:

-Bana ‘maske tak’ diyeceğine, önce yanındaki devriye arkadaşına maskesini takmasını söylesene!

Bu sözlerim üzerine, bekçi devriye arkadaşına dönüp baktı, maskesiz olduğunu görünce de:

-Biz şimdi, çorba içtik. Arkadaşım onun için maskesini çıkarmıştı, yine takacak!  diye cevap verdi.

Bu arada diğer bekçi maskesini çıkarıp taktı. Birinci bekçi yine sert bir üslupla:

-Maskeni hemen tak! diye tekrar ikaz etti.

Konuşmayı fazla uzatmadan ben de çıkarıp maskemi taktım.

Onlar bana, ben onlara ters-ters baktık. Sonra da yolumuza yürümeğe devam ettik…

Kendi kendime düşündüm. Şimdi bu bekçiler, kendilerine verilen yetki çerçevesinde kimlik sorup, aramaya tabi tutup, (durumundan şüphelendik) ya da (bize hakaret etti) diyerek karakola götürebilirler mi, götürürler! En iyisi, kuzu-kuzu itaat etmek.

Zaten, başlangıçta hata yapmış ve bana (maskeni tak) emrini veren bekçiye, devriye arkadaşının da maskesiz olduğunu söylemiştim. Oysa:

-Emredersiniz, kusura bakmayan Bekçi Bey! Maskemi takmayı unutmuşum! desem, ihtiram gösterip, (EMİR VERMEK) konusundaki gururunu okşayarak istemine uygun davransam, işi bu kadar da uzatmağa gerek kalmayacaktı!!!

ANEKDOT

Adamın biri haylaz, hilebaz, hokkabaz olarak gördüğü oğluna hep:

-Sen adam olmazsın! diye söylenirmiş.

Çocuk, bir süreliğine ortadan kaybolmuş. Baba yüreği tabii çocuğunu yine arıyormuş.

Baba bir gün evdeyken ve oğlunun ne durumda olduğunu düşünürken, evin kapısını zaptiyeler çalmışlar. Gelen zaptiyeler, hiçbir sebep göstermeden adamı apar-topar kelepçeleyerek karakola götürmüş ve Zaptiye Çavuşunun huzuruna çıkarmışlar.

Zaptiye çavuşu makamında oturan zat, adama sormuş:

-Beni tanımadın mı?

Adam, (başıma ne gelecek) korkusuyla cevap vermiş:

-Ben sizi nereden tanıyacağım ki!

Bunun üzerine Zaptiye Çavuşu makamında oturan kişi cevap vermiş:

-Ben (sen adam olmazsın) dediğin oğlunum. Bak, Zaptiye çavuşu oldum! deyince, yine de oğlunu bulduğu için yüreği ferahlayan adamcağız söylenmiş:

-Oğlum, ben sana (ZABTİYE ÇAVUŞU OLAMAZSIN) demedim ki! Ben sana (ADAM OLAZSIN) dedim. Adam olsaydın, beni huzuruna böyle elleri kelepçeli getirir miydin!!!

TAŞLAMALAR

YETKİLERİ EHLİNE

VERMEK GEREKLİ OLAN

EHİL OLMAYANLARA

VERMEK HATADIR İNAN

ARABAYI SÜRERSE

EHLİYETİ OLMAYAN

KAZA KAÇINILMAZDIR

BU SÖZÜME SEN İNAN

HER EHLİYET SAHİBİ

DAHİ İYİ SÜRÜCÜ

OLMAYABİLİR DOSTUM

KİMLERDEN ALIR GÜCÜ

SİLAH DEDİĞİN MERET

EMANET EDİLMESİN

NA EHİL OLANLARA

ZARARLIDIR BU KESİN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN