• Dolar Alış 8.3357TL
  • Dolar Satış 8.3024TL
  • Euro Alış 9.7306TL
  • Euro Satış 9.6917TL
Reklam
Reklam

BİR MUKAYESE YAPALIM!

Reklam
, 0 Yorum

Siirtliler olarak Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü seviyoruz. Mustafa Kemal, Cumhuriyetten önce bir Osmanlı Paşasıyken, Şehrimize 2-3 defa gelmiş ve Siirtlilerin misafiri olmuştur. Bu gelişlerinden birinin daha doğrusu ilkinin 14 Eylül 1916 tarihinde olduğu kabul edilerek, bu tarih (SİİRT’İN ŞEREF GÜNÜ) olarak kutlanmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Siirt’e 27 Kasım tarihinde geldiği de ileri sürülmüş, bir ara (SİİRT’İN ŞEREF GÜNÜ) kutlamalarının bu tarihe alınacağı söylenmişti.

10 yıl öncesine kadar Mustafa Kemal Paşa’nın Şehrimize gelişinin canlı tanıkları vardı. Bu canlı tanıklardan, Mustafa Kemal’in Şehrimize gelişi, ikameti ve gidişiyle ilgili bilgiler edinmiştik. İşin doğrusu, Mustafa Kemal’in Şehrimize geliş tarihini bu canlı tanıklar da kesin olarak bilemiyorlardı. Ancak, gelişin (TEŞRİN=SONBAHAR) mevsiminde olduğunda hemfikirdiler.

Maalesef, Mustafa Kemal Paşa’nın (ATATÜRK) Şehrimize gelişlerinde geceledikleri ev ilgisizlik yüzünden yıktırılmış ve yerine modern bir bina kurulmuştur.

Dar bir zaviyeden bakıldığında, Mustafa Kemal Paşa’nın Şehrimizde ikamet ettiği evin yıktırılarak yerine modern bir binanın yapılması normal karşılanabilir. Ancak, bu gibi konularda batı dünyasının hassasiyetini göstermek açısından bir anekdot nakledelim istedik. Anekdot şu:

Zamanın birinde, yaşayan piyanistlere ait piyanoların açık arttırmayla satılacağı bir müzayede düzenlenmiş. Çok ünlü piyanistler yanında, adı duyulmamış piyanistler de, piyanolarını satmak için müzayede salonuna gitmişler. Bunlardan, maddi durumu hayli düşük olan biri de nakde çevirmek ve evin ihtiyacı için kullanmak üzere piyanosunu müzayede salonuna götürmüş. Ünlü piyanistlere ait piyanolar yüksek fiyatlarla alıcı bulurken, yoksul piyanistin piyanosuna talip çıkmamış. Durumu gören ünlü bir piyanist, hemen fakir gencin satış için getirmiş olduğu piyanonun arkasına geçerek, sözde deniyor gibi yapmış ve bir parça icra ettikten sonra:

-Mükemmel bir piyano demiş!

Meşhur piyanistin piyanonun arkasına geçerek bir parça icra etmesi üzerine müzayedeyi yürüten kişi bu defa piyanoyu yeniden tanımlayarak:

-Büyük Üstadın parça icra ettiği piyanoyu açık arttırmaya çıkarıyorum! deyince, piyanon değeri yüze katlanarak alıcı bulmuş.

İşte, Batılıların büyüklerine karşı gösterdikleri saygıyı kanıtlayan bir anekdot. Ve işte, Türkiye’de, Atatürk’ün ikamet ettiği evin durumu. Mukayeseyi varın siz yapınız!

ANEKDOTLAR

14 Eylül Siirt’in Şeref Günü dolayısıyla istedik ki, ATATÜRK’LE İLGİLİ BİR KAÇ ANEKDOTLA, Siirtlilerin ATATÜRK SEVGİSİNİ OKUYUCULARIMIZA ANIMSATALIM. İŞTE ANEKDOTLARIMIZ:

 ATATÜRK’ÜN ŞOFÖRÜ  SİİRTLİ İBRAHİM ÇAVVUŞ

Kurtuluş savaşları sırasında ATATÜRK’ÜN en yakınında bulunanlardan biri Siirtli İbrahim Çavuş’tur (İbrahim Özturan). Atatürk’e Şoför olarak hizmet veren İbrahim Çavuş, savaş sonrası yıllarda da, Siirt’e getirdiği yeniliklerle anılır. Şehrimizde ilk oteli de kuran kendisidir.

Rahmetli ile ilgili olarak anlatılan şöyle bir tarihi anekdot vardır. İşte, o anekdot:

Atatürk’ün davet ettiği İngiliz Kralı Türkiye’ye gelir ve Dolmabahçe Sarayında ağırlanır. Sarayı gezdikten sonra teşrifat salonunda otururlar ve sohbete başlarlar. Bu arada, saraydaki görevlilere kahve getirilmesi emredilmiştir.

Kahveleri servis etmek işini, Atatürk’ün Makam Şoförü Siirtli İbrahim Çavuş’a havale ederler. Amma, İbrahim Çavuş kahveyi servis ederken, kaza ile İngiliz Kralının üzerine döker.

Bunun üzerine Kral sinirli, sinirli yanındakilere söylenir:

-“Ne beceriksiz adam. Yanındakilere dişilin verememiş ülkesini nasıl kurtarmış?”

Kralın sinirlendiğini ve söylendiğini fark eden Atatürk de yanındakilere sormuş:

-Ne diyor bu kocaoğlan?

Kralın söylediklerini nakletmişler. Atatürk çok kızmış, demiş ki:

-Kral Hazretlerine söyleyin, Ben bu millete her şeyi öğrettim sadece uşak olmayı öğretemedim.

“ATATÜRK….A….ATATÜRK!”

Çok eski yıllarda Siirtli bir memur adayı sözlü sınava girmiş. O zamanlar, ilkokul mezunu olmayanlar bile memur olabiliyormuş…

Komisyon üyelerinden biri, memur adayına sormuş:

-ATATÜRK hakkında ne biliyorsun, anlat bakalım! demiş.

Atatürk’ü, elbette bir kurtarıcı olarak bilen Siirtli, ilkokul mezunu bile olmadığı için ne anlatacağını pek bilememiş ama mahalli şiveyle şöyle cevap vermiş:

 -A, ATATÜRK! ATATÜRK HA! ATATÜRK’Ü KİM ANLATABİLİR! ATATÜRK’Ü NE SİZ ANLATABİLİRSİNİZ, NE BEN! O, ÖYLE BÜYÜK BİR İNSAN!

Komisyon üyeleri, bu cevap karşısında kahkahalarla gülmüşler ve Siirtliye sınavı kazandırmışlar…

“ATAM, KIBRIS’A BAK!”

1960’lı, 80’li yıllarda şehrimizde yaşayan ve adı BREKO olan bir meczup varmış. Kıbrıs olaylarının şiddetlendiği günlerde, ATATÜRK ANITI’NIN yine bugün olduğu yerden geçen BREKO, ANIT’IN yanına çıkmış ve yoldan geçenlerin duyacakları yüksek bir ses tonuyla ATATÜRK’E seslenmiş:

-ATAM, yüzünü KIBRIS’A çevir. Bak, Kıbrıs elden gidiyor! demiş.

Tesadüf müdür, tevafuk mudur bilinmez ama Breko’nun bu hareketinden kısa süre sonra KIBRIS BARIŞ HAREKATI gerçekleştirilmiş…

Bu yüzden, kimileri KIBRIS BARIŞ HAREKÂTINI BREKO’NUN bir kerameti olarak yorumlamışlar.

Ne diyelim, ALLAH DİLERSE, elbette meczup kullarının dileklerini yerine getirir. “Kim delidir, kim velidir, bilinmez!” deyimini boşuna söylememişler.

BOŞUNA “ATATÜRK” DEMEMİŞLER

İlkokul mezunu olmayanların bile devlet memuru oldukları veya yine devletin resmi kadrolarında işçi olarak çalıştırıldıkları dönemlerde işe girmiş, lâkabı ETTOH olan bir hemşerimiz varmış. Bilahare, bir yasa çıkarılarak ilkokul mezunu olmayanların işlerine son verileceği açıklanınca ve ilkokul mezunu olmayanlara da, hariçten diploma almak için bir süre tanınınca, ilkokul mezunu olmayan genç, yaşlı binlerce işçi ve memur, hariçten ilkokul sınavlarına girmek için müracaat etmeğe ve sınavlara katılmağa başlamışlar.

Tabii, bu sınavlara girişlerin alelusul olduğu, bu durumdaki bütün memurların, işçilerin en azından bir ilkokul diploması sahibi yapılmalarının amaçlandığı ve bu konuda okullara da talimat verildiği belirtiliyor.

Sıtma savaş teşkilâtında işçi olarak çalışan ETTOH adlı bu hemşerimiz de, mecburi olarak ilkokul sınavlarına girmiş. Sınav komisyonu, şakacı olduklarını bildikleri hemşerimize takılarak ve halk arasında meşhur lâkabıyla hitap ederek, duvarda bulunan “ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ”Nİ göstermişler, yarı şaka, yarı ciddi:

-Bak, ETTOH! “ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ”Nİ okuyabilirsen, sana diplomanı vereceğiz. Yoksa, işin yaş! demişler. ETTOH, kendisine gösterilen duvardaki hitabeye bakmış, bakmış, okuyor gibi yapmış ve bunu yaparken, başını da sallayarak:

-Kurban olayım, ne güzel söylemiş. Boşuna “ATATÜRK” DEMEMİŞLER!

Verdiği bu zekice cevap karşısında komisyon üyeleri kahkahalarla gülmüşler ve haliyle diplomayı da vermişler…

AMMO KALO’DAN ATATÜRK BÜSTÜNE FATİHALAR!

Nüktedan ve hazırcevap biri olarak bilinen AMMO KALO adındaki yoksul Siirtli, evinin güzergâhında olan bir askeri birliğin önünden geçerken, her seferinde durmakta, orada bulunan Atatürk büstüne doğru dönerek FATİHA okuyup öyle geçmekteymiş.

Askerlerin, Atatürk’ü ne kadar sevdiğini bildiği için bu durumunun dikkatlerini çekeceğinden adı gibi eminmiş. Nitekim yine bir gün aynı güzergâhta Atatürk büstüne doğru dönerek Fatiha okumaktayken, yanına bir asker gelmiş:

-Amca, Komutan seni çağırıyor! Bir kahvemi içmeye gelsin, diyor… demiş.

Zaten, AMMO KALO’NUN beklediği de buymuş!

Ammo Kalo, Komutanın yanına gitmiş. Bir de asker tekmili verir gibi tekmil vermiş.

Komutan, Ammo Kalo’yu yanına oturttuktan sonra sormuş:

-Buradan her geçişinde durduğunu, ATATÜRK büstüne doğru dönerek FATİHA okuduğunu görüyorum ve bunun sebebini merak ediyorum! demiş.

Ammo Kalo cevap vermiş:

-Doğrudur Komutanım. Bu bana Rahmetli Babamın vasiyetidir. Bana (Nerede ATATÜRK BÜSTÜ, ATATÜRK HEYKELİ görürsen, aklına gelsin, Vatanımızın halaskârının ruhuna mutlaka bir FATİHA oku, öyle geç!) diye vasiyet etmişti. Ben de hem merhum Babamın vasiyetini yerine getiriyorum, hem de zaten çok sevdiğim ATATÜRK’ÜN AZİZ RUHUNA FATİHA OKUMUŞ OLUYORUM!)

Ammo Kalo’nun verdiği cevaptan çok hoşnut olan Komutan ailevi durumunu, halini hatırını, ne iş yaptığını sormuş. Ammo Kalo, tam istediği yere gelmiş ve cevap vermiş:

-Komutanım, ne olacak işte, fakirlik hali. Ben hurda alıp satmakla geçinen biriyim. Çarşı, Pazar, hatta ev ev gezerek hurda toplar, sırtımda torbaya koyarak götürür hurdacılara satarım. Benim geçimim de bundandır!

Bunun üzerine Komutan, birliğin bahçesinde yığılı halde duran hurdaları gösterip:

-Bunlar işine yarar mı! diye sormuş.

Ammo Kalo işi rayına koymak için:

-Komutanım, satılıksa alırım! demiş.

Bunun üzerine komutan:

-Biz bunlardan nasıl kurtulacağımızı, burayı nasıl temizleyeceğimizi düşünüyorduk. Hepsini al, senin olsun. Hatta dur, bu kadar hurdayı taşıman zor olur. Askerlere emir vereyim. Bir cemse getirsinler, hurdaları içine doldurup, istediğin yere götürüp boşaltsınlar! diyerek bütün hurdaları Ammo Kalo’ya verdirmiş. Ammo Kalo bunu anlatırken şunu da ilave etmeyi ihmal etmiyormuş:

-Allah şahit olsun. Hurdaları alıp sattıktan ve paralarını aldıktan sonra, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ruhuna HATM-İ ŞERİF okuttum. O günden sonra da, aziz ruhuna Fatihalar okumayı ihmal etmedim.

BENİM DE ŞEYHİM ATATÜRK’TÜR!

Bir Siirtli ticaret hayatına atılarak iş yeri kurmuş. İş yerinde misafirlerini ağırlayacağı   yazıhane bölümündeki fonun üzerine bir de ATATÜRK portresi koymuş. Kendisini tebrike gelen softa takımından bir iş adamı, ATATÜRK portresini görünce feverana gelerek:

-Aman bu portreyi hemen kaldır, iş yerinin bereketi kaçar! demiş, bunun üzerine muhatabı:

-Neden? diye sorunca da, bilgiç bir edayla cevap vermiş:

-Fotoğraf asılı olan yerlere melekler girmez de ondan!

Arkadaşının bu telkininin tesiri altında kalan yeni yetme tüccar da (Ne olur, ne olmaz, ticarethanemin bereketi kaçmazsın!) düşüncesiyle portreyi indirmiş.

Gel zaman, git zaman, yeni yetme tüccar, kıdemli tüccar arkadaşının ziyaretine gitmiş. Bir de bakmış ki, yazıhanesindeki fonun üzerinde bir portre. Portrede bir değil, 10’a yakın cübbeli, sarıklı zevatların fotoğrafları yer alıyor. Dayanamayarak sormuş:

-Hani sen, “fotoğraf asılı olan yere melekler girmez” diyordun. Senin fonun üstüne astığın portrede bir değil, on zatın fotoğrafı var…

Muhatabı cevap vermiş:

-Ama bu farklı. Bu fotoğraflardaki zevatlar tarikat şeyhleri…

Zaten, ATATÜRK’ÜN portresini içine sinmediği halde indirmiş olan yeni yetme tüccar söylenmiş:

-Benim de ŞEYHİM (büyüğüm anlamında) ATATÜRK’TÜR. Emin ol, şimdi gidip indirdiğim portreyi tekrar yerine asacağım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN