• Dolar Alış TL
  • Dolar Satış TL
  • Euro Alış TL
  • Euro Satış TL
Reklam
Reklam

DARBELER, MUHTIRALAR, VE POST MODERN DARBELER!

Reklam
, 0 Yorum

12 Eylül Darbesinin yıldönümünde Türkiye’de yaşanan darbeleri, post modern darbeleri ve muhtıraları anımsatalım istedim. Yaşım itibariyle Türkiye’de yaşanan bütün darbeleri, post modern darbeleri, muhtıraları birebir yaşadım. Gazeteci olmam dolayısıyla bu konulara ilgim, bilgim ve birikimim haliyle normal vatandaştan daha ileridedir, dersem yalan olmaz! Darbeler, post modern darbeler, muhtıralar her ne kadar antidemokratik ve benimsenmeleri imkânsız olsa bile, ülkeyi darbelerin, post modern darbelerin, muhtıraların eşiğine götüren siyasilerin hiç mi günahları, kabahatleri yok dersiniz!

Elbette, ülkenin sorunlarının çözümü demokratik yollardan olmalıdır. İktidarlar, demokratik seçimlerle değiştirilmelidir. Ancak, iktidara gelenler zaman-zaman öylesine güç zehirlenmesine düşerler ki, iktidarı kaptırmamak için her türlü antidemokratik yola sapmağa, seçimlere hile karıştırmağa, hatta ölülere bile oy kullandırmağa kalkışırlar. Sadece bununla da kalsa iyi, adam kayırmalar, dediğim dedik, çaldığım düdük havası içine girenler, rakiplerini dövdürenler, öldürtenler, devlet içinde devlet olanlar, daha neler, neler!

27 Mayıs 1960 öncesinde Türkiye’nin durumu hiç de iç açıcı değildi. Fanatik Demokrat Partililer Ana muhalefet Partisinin Genel Başkanı milli kahraman Merhum İsmet İnönü’ye bile fiili saldırıda bulunulmak edepsizliğini göstermişlerdi. (Vatan Cephesi) adı altında hukuki hiçbir varlığı olmayan bir kuruluş oluşturulmuş, o günün şartlarında radyolardan sürekli olarak (VATAN CEPHESİNE KATILANLAR) anonslarıyla ölülerin adları bile okunur olmuştu. Üniversiteler kaynıyor, sağ-sol çatışmaları alabildiğine yürüyordu.

O yıllarda çimento, demir gibi önemli kalemler devlet eliyle vesikaya bağlanmıştı. Vesika alan iş adamlarının, müteahhitlerin hepsi de Demokrat Partiliydi. Yani, iş çığırından çıkmıştı. Bugün neredeyse evliya mertebesine çıkarılan Başbakan merhum Adnan Menderes’in, bir emniyet müdürünün eşiyle ilişkisi olduğu söylentileri dal-budak salmıştı. Demokrat Partili olmayan hiç kimsenin devlet dairelerinde işi yürümüyordu. Bütün bunları yaşamış biri olarak 1960 darbesine muhatap olan Demokrat Partinin pek de masum olduğunu iddia etmek, o günleri anımsadığımda bana hiç de mantıklı gelmiyor.

Gerçi, iktidarların normal yollardan ve seçimle geldikleri gibi, seçimle gitmeleri esastır. Ancak, ihtilale zemin hazırlayanların, siyasilerin kendileri olduğunu kabul etmek zorundayız. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ilk günü, Demokrat Parti iktidarından bıkmış usanmış hemşerilerimizin, yolda gördükleri inzibatları omuzlarına alarak taşıdıklarını (YAŞASIN ORDU) diye tezahürat yaptıklarını dün gibi anımsıyorum.

12 Mart 1971 muhtırasına gelince Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyicioğlu, Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanına bir muhtıra vererek, hükümetin istifasını ve yeni bir hükümet kurulmasının istendiği tarihtir. Başbakan Süleyman Demirel de bu muhtıra sonrası istifa etmek zorunda kalmıştı.

Muhtıranın belirli bir nedeni olmamasına karşılık, askerler gerekçeyi ekonominin bozulmasına, paranın değerinin düşmesine, üniversitelerde başlayan öğrenci gösterilerine, sendikaların grevleri sonucu üretimin düşmesine, Aleviler ile Sünniler arasında çatışmaların başlamasına bağlamışlardı. İstanbul’da İsrail başkonsolosunun sol bir örgüt tarafından kaçırılarak öldürülmesi de gerekçeler arasındaydı.

12 Eylül 1980 darbesi öncesi Türkiye’nin durumunu anımsayalım. 1980’e yaklaşıldığında yurdun hemen hemen her köşesinden ölüm haberleri geliyordu. Ülke adeta bölünmüş, kamplaşma doruk noktaya ulaşmıştı.

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi İstanbul Maçka’daki evinin yakınlarında arabasında iken Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülmüştü. Türkiye İşçi Partisi Adana eski İl Başkanı Ceyhun Can, yazıhanesinde öldürüldü. Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet’te öldürüldü. Fedai Dergisi sahibi MHP’li yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde alışveriş yaptığı pazar yerinden dönerken kurşunlanarak öldürüldü.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil, TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde ve kızıyla birlikte, CHP İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu İstanbul Şişli’deki işyerinde, Eski Başbakan Nihat Erim, Maden-İş Sendikası genel Başkanı Kemal Türkler sağ veya sol militanlar tarafından katledildiler. Bütün bu katliamlar tepki toplamakta ve darbeci zihniyetlilere zemin hazırlamaktaydı. Nitekim 12 Eylül 1980 günü, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları idareye el koydu.

28 Şubat Post Modern darbesi Refah Partisi Genel Başkanı Merhum Necmettin Erbakan’ın Başbakan ve Doğruyol Partisi Genel Başkanı Tansu Çillerin Dışişleri Bakanı olduğu REFAHYOL hükümetine karşı yapıldı. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir.

Başbakan Necmettin Erbakan’ın Libya’da, bir çadırda Muammer Kaddafi ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi. Yine o süreçte “Şeriat isteriz” diye bağıran sakallı, cübbeli ve âsâlı Aczmendîler gösteriler yapmaktaydı. Meşhur Susurluk olayı yine bu dönemde yaşanan dikkatleri çekici olaylardan biri oldu. Başbakan, konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi. Sincan Belediyesinin düzenlediği (Kudüs Gecesi)nde sahneye konan Cihad oyunu tepki topladı. Fatih Camii’nde öğlen namazının ardından bir grup ellerindeki yeşil bayraklarla “şeriat isteriz”, “yaşasın Hizbullah” sloganlarıyla yürüdü. Bütün bunların ve benzeri olayların yaşanması sonucu 28 Şubat’ta askerler hükümete muhtıra vererek, hükümetin düşmesine yol açtı.

15 Temmuz 2016’da gerçekleşen Fethullahçı Terör Örgütünün akim kalan darbe girişimi ise malum. 17-25 Aralık süreciyle başlayan olaylar, akim kalan darbe girişimiyle noktalandı. Ancak, hala sonu gelmedi. Bu darbede mevcut iktidarın hatalı tutumlarının etkili olduğunu bizzat yetkililerin (ALDATILDIK) demelerinden daha açık bir ifadeyle anlatmak mümkün mü…

Sözün özü, her ne kadar karşı olsak bile ülkede yaşanan darbelerde, muhtıralarda, post modern darbelerde mutlaka ama mutlaka dönemin siyasilerin de kabahatli oldukları gerçeğini asla aklımızdan çıkarmayalım…

TAŞLAMALAR

ÇOK İHTİLALLER GÖRDÜK

SON 50-60 YILDA

POST MODERN DARBELER VE

ETKİN MUHTIRALARLA

SADECE DARBECİLER

SUÇLU DEĞİLLER ELBET

DARBELERİN SEBEBİ

BU KİRLENMİŞ SİYASET

SİYASİLERİN HIRSI

DARBELERE YOL AÇAN

DARBELER YAŞANMAZDI

BU HIRS OLMAZSA İNAN

DEMOKRASİYLE GELEN

GİTMEK İSTEMEZ SONRA

İŞ BAŞINDA KALMAYI

DENER HİLEYLE, ZORLA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN