• Dolar Alış 7.5796TL
  • Dolar Satış 7.5493TL
  • Euro Alış 8.8341TL
  • Euro Satış 8.7989TL
Reklam
Reklam

DEVLET BAHÇELİ’NİN SUÇLULUK TELÂŞI!

Reklam
, 0 Yorum

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Irak’ın Kuzeyi’nde yapılan referanduma ilişkin açıklamaları bana göre suçluluk telâşından kaynaklanan bir durumdur. Ya da (boş havanda su dövmek) gibidir

Ülkenin bu hale düşmesinin müsebbiplerinden birinin de Devlet Bahçeli olduğu aşikârdır. Hükümete her konuda destek veren, başı sıkıştığında payandalık yapan Bahçeli, zaman-zaman yaptığı gibi sureti haktan görünmeyi yeğleyerek: “Türkiye’nin askeri, ekonomik, siyasi ve diplomatik caydırıcılık vasıflarını kullanma ihtimal ve ilanının dikkate alınmaması bir diğer ağır sorundur. Devlet yönetiminden yapılan kafa karıştırıcı ve çelişkili açıklamalar Barzani’nin değirmenine adeta su taşımış, elini güçlendirmiş, manevra alanını genişletmiştir. Ekonomik yaptırımlardan askeri müdahale seçeneklerine kadar her ihtimalin masada olduğunun söylenmesi şu ana kadar somut bir mücadele şuuruna maalesef dönüşmemiştir” diye buyurarak, sözde hükümetin tutumunu tenkit etmektedir.

Kerkük için en az 5 bin ülkücü gönüllünün hazır olduğunu da iddia eden Bahçeli açıklamasında, “Can, mal ve vatan güvenliklerine destek vermek boynumuzun borcudur. Bu kapsamda ‘en az beş bin Ülkücü gönüllü’ başta Kerkük olmak üzere, Türkmenlerin yaşadığı Türk kentlerindeki varlık, birlik ve dirlik mücadelesine katılmak üzere hazır beklemektedir” diye buyurmaktadır!

Sayın Bahçeli’ye anımsatmak lâzım. Türkiye Cumhuriyeti bir aşiret devleti değildir. Her ne kadar kumpaslarla zayıflatılmış olsa bile Türk Silahlı Kuvvetleri, vatanın bölünmez bütünlüğünü devam ettirmek yanında, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan gelen haklarını korumak gücüne sahiptir. Yani, 5 bin ülkücüye ihtiyacı yoktur. Ha şunu da vurgulayalım. Devlet, bu iş için gönüllü asker almaya kalkışırsa değil 5 bin, en az 500 bin gönüllü sıraya girer.

25 Eylül günü Kuzey Irak’ta yapılan bağımsızlık referandumu elbette Türkiye için bir tehdittir. Ancak, bu tehdit birdenbire ortaya çıkmamıştır. Barzani’yi şımartan, güçlenmesine zemin hazırlayan kimlerdir, bir de bunun sorgulanması gerekir.

Kuzey Irak’ta bir aşiret vardır. Biz bu aşirete Devlet muamelesi yapar, Bayraklarını kendi topraklarımızda göndere çektirir, aşiret reisini  (Türkiye seninle gurur duyuyor) diye alkışlatırsak, Barzani neden bağımsızlık referandumuna gitmesin ki…

Peki, bütün bunlar yaşanırken, hükümete en büyük desteği veren Devlet Bahçeli’nin kendisi değil mi! Şimdi, hariçten gazel okumanın ne anlamı var. Bu vatanın kutsalları için sadece 5 bin ülkücü kardeşimiz değil, Türkiye’de her görüşte insanlarımızdan en az 500 bin gönüllü genç çıkacaktır. Bu bakımdan, Sayın Bahçeli’nin hamaset yapmasına gerek yoktur. İnanıyoruz ki Sayın Devlet Bahçeli bunu suçluluk telâşıyla yapmaktadır. Bize göre bu çıkışının başka bir izahı da olamaz!

Sayın Bahçeli Hükümetin, referandum konusundaki tutumunu gerçekten GÖSTERMELİK, SANAL VE SAHTE DİKLENMELER olarak görüyorsa gereğini yapsın da alkışlayalım!

SAÇLARINI, ECİNNİLER KESMİŞLER!

Geçmiş yıllarda, kaynanaların, gelinlerin üzerinde çok büyük tahakkümleri varmış. Her yerde olduğu gibi, Siirt’te de bu böyleymiş. İşte, anlatacağımız bu anekdotumuz da Şehrimizde yaşanmış gelin-kaynana çatışmasının tipik bir örneğini yansıtmaktadır.

Genç gelin, saçlarını kestirmek istiyormuş. Amma, buna cesaret edemiyormuş. Kaynanasından müsaade istese, kabul etmeyeceğini bildiği için, kocasının da desteğini alarak, kendince bir taktik uygulamış. Gece, saçlarının hörgüçlerinden birini kesmiş ve yastığının altına koymuş. Ertesi sabah da, kestiği saçının hörgücünü götürerek ve sözde büyük bir panik yaparak, kaynanasına:

-Dün gece ECİNNİLER saçlarımın hörgüçlerinden birini kesmişler, yastığımın altına koymuşlar! demiş.

Kocası da destek çıkmış:

-Gerçekten, yattığımız zaman saçları iki hörgüçlüydü. Olduğu gibi duruyordu. Sabahleyin, ilk ben uyandım. Bir de ne göreyim, Şükriye’nin saçlarının bir hörgücü kesilmemiş mi!

Kaynana, oğlunun ve gelininin bu oyunlarını yutmamış amma, yutmuş gibi görünmüş. Ancak, cezası da ağır olmuş.

Gelininin, babasının evine gitmesini fırsat bilen kaynana, odasına gitmiş. Gelininin elbise sandığını açmış. O zamanlar, böyle gardroplar falan olmadığı için, elbiseler, çeyiz sandığına konulurmuş.

Kaynana, gelininin sandığındaki en güzel ve en sevdiği entarisini makasla kestikten ve işe yaramaz hale getirdikten sonra, hiçbir şey olmamış gibi sandığı ve odasını kapatmış. Meydana gelecek tepkiyi beklemeğe başlamış.

Gelin, babasının evinden dönüp, gerekli olunca, çeyiz sandığını açtığında en sevdiği ve kendisine en yakışan entarisinin paramparça olduğunu görünce, afallamış. Büyük bir öfkeyle parçalanmış elbiseyi oturma odasına götürmüş. Kocasının ve kayınpederinin yanında Kaynanasına:

-Bu elbisemi, kim bu hale getirdi? diye bağıracak olmuş.

Böyle bir soruyla karşılaşacağını bilen kaynana, cevabına da zaten hazırlıklıymış.

-Destur, Bismillah! Sakın bu işi yapanlar yine senin saçının bir hörgücünü kesen ECİNNİLER olmasın. Tezelden, eve kuruşun döktürmek lâzım! demiş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN