• Dolar Alış 7.9432TL
  • Dolar Satış 7.9115TL
  • Euro Alış 9.4266TL
  • Euro Satış 9.3890TL
Reklam
Reklam

DÜNYA GAZETECİLER GÜNÜ (21 EKİM)

Reklam
, 0 Yorum

21 Ekim Günleri Dünya Gazeteciler Günü olarak kutlanır. Bilindiği gibi Gazetecilik (medya) bütün ülkelerde dördüncü kuvvet olarak tanımlanır. Yasam, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak medya vardır. Bağımsız, bağlantısız bir medya hak ve özgürlükler çerçevesinde ifa ettiği bu hizmetlerin zorlukları nedeniyle her türlü takdiri hak etmektedir. Bu bağlamda basın yayın organları içerisinde çalışan muhabirinden, sayfa editörüne, yazarlarından, matbaasında çalışan tüm gazetecilerimiz çok önemli görevler ifa etmektedirler.

Bilindiği gibi, adına medya denilen kurum ve kuruluşları içeren sektör, (DÖRDÜNCÜ KUVVET) olarak tanımlanır. Gazeteler, televizyonlar, radyolar ve adına (sosyal medya) denilen internet de artık medyanın bir parçası olmuş durumdadır.

Demokrasiyle idare edilen ülkelerde üç asıl kuvvet vardır. Bunlar YASAMA, YÜRÜTME VE YARGI organlarıdır. Yine demokrasiyle idare edilen ülkelerde bu üç asıl unsuru denetlemek görevi olan bir dördüncü kuvvet vardır ve bunun adına da günümüz deyimiyle (MEDYA) denilmektedir. Anayasa ile kendilerine verilen görev ve sorumlulukları üç ayrı güç unsuru olan yasama, yürütme ve yargı organları kuvvetler ayrılığı ilkesi ile yerine getirirlerken, Medya da dördüncü güç olarak devletin bu üç organını toplum adına denetler. Halk, medya sayesinde olup bitenlerden haberdar olur.

Gazetelerle ve gazetecilerle veya günümüz deyimiyle MEDYA ile ilgili Türkiye’de etkinlikler düzenlenen 3 ayrı gün vardır. Bunlar (10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü), (24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı) ile (21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü)dür.

Bunlardan (10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü) 1961 yılından beri kutlana gelmektedir. Türk basın tarihine ‘Dokuz patron olayı’ olarak geçen ve gazetecilerin haklarının ilk kez yasal güvence altına alındığı gün 10 Ocak 1961’dir.

1961-1971 arasında “Çalışan gazeteciler bayramı” adıyla kutlanan gün, 1971 yılındaki askeri müdahaleden sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine adı, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” olarak değiştirilmiştir.

Ocak 1961’de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvenceler sağlayan “212 sayılı kanun” adlı düzenlemenin Resmi gazetede yayınlanışı nedeniyle 10 Ocak günü kutlama günü olmuştur.

“Dokuz patron olayı” olarak basın tarihine geçen gelişme üzerine gazeteciler, işverenlerin boykot uyguladıkları süre boyunca “BASIN” adlı bir gazete yayımlamaya karar vermiş ve uygulamışlardır. BASIN GAZETESİ 11 Ocak günü yayına başlamış ve üç günlük boykot sırasında düzenli olarak yayını sürdürmüştür. Çalışan Gazeteciler Günü, bu olayın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı da bize özgüdür. Osmanlı İmparatorluğu zamanında çıkan tüm gazeteler sansür memurlarının kontrol ve denetiminden geçtikten sonra yayınlanıyordu. Türk basınında sansürün ilk uygulandığı tarih ise 10 Mayıs 1876’dır. 24 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet yürürlüğe girdikten sonra bu uygulamaya son verilmesi günümüzde “sansürün kaldırılması” olarak adlandırılmaktadır. 10 Haziran 1946 yılında kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bir basın günü oluşturmayı planlamıştır. Türkiye’de ilk gazetenin çıkış tarihine göre düzenlenmesi planlanan bu güne “Basın Bayramı” adını vermiştir. Yani 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı Sansürün kaldırılışının kutlanmasıdır.

21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü ise devri Osmanlı’da 1860 yılının 24 Temmuz günü ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’in yayın hayatına başladığı gün olması dolayısıyla kutlanmaktadır.

21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü dolayısıyla böyle bir yazı yazarken, kendi kendimize sormadan edemiyoruz. Bugün için ülkemizde gerçekten denetim görevi yapan bir medya var mıdır!

Büyük Yazarlardan GEORGE ORWEL’İN dediği gibi “Gazetecilik birilerinin yazılmasını istemediği şeyleri yazmaktır. Geri kalan her şey halkla ilişkilerdir!” sözündeki hakikat payana bakarak biz de soruyor ve diyoruz ki, özellikle ülkemizde gerçekten gazetecilik yapan kuruluşlar var mıdır.

Gerçekte gazetecilik, toplum nazarında prestijli mesleklerdendir. Basının dördüncü kuvvet olarak lanse edilmesi bunun en önemli göstergesidir. Ancak, gazetecilik mesleğinin itibarını koruduğu ülkelerin, demokrasi kriterlerine en uygun ülkeler olduğunu anımsatmakta yarar vardır. Demokrasinin tam anlamıyla işlediği ülkelerde gazetecilik itibarlı bir meslektir ama demokrasinin askıya alındığı, ya da demokrasinin göstermelik olduğu ülkelerde Gazetecilik en tehlikeli meslekler sınıfına dahildir. Tabii, bu durum mesleklerini hakkıyla ifa etmeğe çalışan gazeteciler açısından öyledir.

Gerçeği söylemek gerekirse, Türkiye’de de gazetecilik artık tehlikeli meslekler sınıfına girmiştir. Bunu tutuklanan, mahkûm edilen, dövülen, hatta öldürülen meslektaşlarımızın varlıklarından anlıyoruz.

Türkiye’de, bütün gazetecilerin başında (DEMOKLES’İN KILICI) SALLANMAKTADIR. Bir bakıyorsunuz ki gazeteciler (Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte terör örgütüne yardım ve yataklık etmek) suçlamasıyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Hani, (HAVA BULUTLU) diyen kişiye, (Sen bana ördek demek istedin) anlayışına benzeyen, gazetecinin yazdığını bir yerlere çekerek cezalandırmak isteyen bir anlayış hâkim.

Havanın bulutlu olduğunu söylemenin, kişiye (ördek) demek olduğunu anlatan anekdotu bu vesileyle anlatalım. Anekdot şu:

Lâkabı (ÖRDEK) olan birine, bir gün bir arkadaşı (bugün hava bulutlu) deyince, dostu kendisine küsmüş ve günlerce konuşmamış. Samimi dostunun, kendisinden neden küstüğünü bir türlü çözemeyen şahıs, sonunda dayanamayarak gitmiş ve samimi bir şekilde sormuş:

-Yahu dostum, ben sana karşı hangi hatayı, suçu işledim ki, küstün, benimle konuşmuyorsun? Demiş. Beriki, ciddi şekilde cevap vermiş:

-Sen bana (HAVA BULUTLU) dedin ya! Daha ne olsun. Hava bulutlu olunca yağmur yağar, yağmur sularından göller oluşur. O göllerde ÖRDEKLER yüzer. Sen (Hava bulutlu) derken aslında bana (ÖRDEK) demek istedin!

Şimdi, günümüzde eli kalem tutan gazetecilerin durumları buna benziyor. Bir yorum yapıyorsun, bir de bakıyorsun ki (Terör üyesi olmamakla beraber, terör örgütüne yardım ve yataklıktan) sorgulanıyorsun.

Yeri gelmişken, (DEMOKLES’İN KILICI) deyiminin de nereden geldiğine açıklık getirelim. Demokles, M.Ö. IV. yüzyılda Kral Dionysios’un sohbetçisiymiş. Kral olmayı çok istiyormuş. Kral bunu öğrenince, Demokles’e kral olmanın tehlikesini anlatmak için bir koltuğun üstüne ha düştü ha düşecek bir kılıç astırmış. Sonra da Demokles’i çağırtıp bu koltuğa oturtmuş. Hizmetçilere, kendine nasıl hizmet ediyorlarsa Demokles’e de aynı şekilde hizmet etmelerini istemiş. Bu durumdan çok zevk alan, gururu okşanan Demokles, büyük bir keyifle kendinden geçtiği bir sırada, başını yukarı şöyle bir kaldırdığında; tepesinin üstünde, ağzı keskin, sivri bir kılıcın, bir at kılıyla asılı durduğunu birden bire görmüş ve heyecandan elindeki bardağı yere düşürmüş.

Böylece iktidar koltuğunun, dışarıdan göründüğü kadar, rahat bir yer olmadığını anlamış. İşte, Gazetecilik prestijli meslek de, günümüzde başucumuzda sallanıp duran (DEMOKLES’İN KILICI) olmazsa!!!

Bütün olumsuz koşullara rağmen, yine de mesleklerini gerçek anlamda yapmağa çalışan GERÇEK GAZETECİ MESLEKTAŞLARIMIZIN 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜNÜ KUTLARKEN yorumumuzu Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN gazetecilerle ilgili bir vurgusuyla ve aynı dilekte bulunarak noktalıyoruz: “Milletin gerçek ses ve iradesinin doğduğu yer olan cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale oluşturacak olan’ yazılı ve görsel basın çalışanlarımıza işlerinde kolaylıklar diliyorum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN