• Dolar Alış 7.9039TL
  • Dolar Satış 7.8723TL
  • Euro Alış 9.2835TL
  • Euro Satış 9.2465TL
Reklam
Reklam

Gazeteniz Siirt’in Kuruluşunun 81. Yıldönümü Dolayısıyla

Reklam
, 0 Yorum

Gazeteniz SİİRT, yayın hayatında 80. Yılını doldurup 81. Yılını idrak ederken, istedik ki, bir nostalji yapalım ve geçmiş yıllara ait ANILARIMIZI TAZELEYELİM. İşte GAZETENİZ SİİRT ile ilgili bir nostalji demeti.

GAZETENİZ SİİRT KURULUŞUNUN 81. YILINI İDRAK ETTİ

Gazeteniz SİİRT, 21158’nci sayısıyla yayın hayatında 80. yılını doldurmuş ve yarınki sayısı itibarıyla 81. yayın yılını idrak etmiştir.

Türkiye’nin, yayınını sürdüren en eski 10 Gazetesi arasında 7. Sırada yer alan Gazeteniz SİİRT, bizi bugünlere ulaştıran muhterem okuyucularımıza teşekkür ederken, ilk günden bu yana olduğu gibi, bundan sonra da Türkiye Cumhuriyetinin değerlerine sadık  ATATÜRKÇÜ ve CUMHURCU çizgide yayınını sürdürecektir. 81. Kuruluş yıldönümü dolayısıyla bugüne özel yayınlanan EK SAYFALARI GAZETENİZ SİİRT’LE ilgili nostaljik yazılara tahsis ettik. SİİRT GAZETESİ’NİN hangi şartlarda bugüne ulaştığını bilmeleri açısından özellikle bu ekimizi okumalarını dilediğimiz muhterem okuyucularımıza bugünlere ulaşmamıza katkılarından dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.

PENCEREM AHMED ARITÜRK; BU SÜTUN (PENCEREM) ADINI NEREDEN ALDI!

Cumhuriyet Gazetesinin müteveffa imtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk’un Gazetesinde (PENCERE) adı altında bir köşesi vardı. Bizim Demokrat Siirt Gazetesinde yorumlarımızı sunduğumuz köşenin adı ise (PENCEREM.) Fikirlerini beğenir veya beğenmezsiniz, İlhan Selçuk’un Türkiye’nin erbab-ı kalem olarak bilinen büyük yazarlarından biri olduğu muhakkak. Bazı okuyucularımın:

-Yorumlarını (PENCEREM) adı altında yayınlamanın gerekçesi, İlhan Selçuk’tan nazire mi! soruları üzerine Demokrat Siirt Gazetesindeki yorumlarımı (PENCEREM) adı altında bir sütunla yayınlamamın gerçek sebebini anlatmak zorunluluğunu hissettim. Gerçi, yıllarca önce ve bazı yazılarımı (PENCEREM) adını verdiğim sütunda yayınlamağa başladığımda açıklamıştım amma, o zamandan bu zamana, derelerin altından o kadar sular aktı ki!

Evet, yıllarca önce de yazmıştım. Siirt Gazetesi’nin Kurucusu Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun gazetede yorum yaptığı üç ayrı sütunu vardı. Bunlardan biri (GÖRÜŞLER) biri (PENCEREM) bir diğeri ise (ARA-SIRA)ydı. (GÖRÜŞLER) sütununda imza yerine (**) işareti kullanırdı. (PENCEREM) sütunundaki imzası (ME-KO)ydu. ARA-SIRA sütununun imzası ise (ESMER)di. (GÖRÜŞLER) ve (PENCEREM) sütunu günübirlik yazılardı. (ARA-SIRA) sütunu ise, adından da anlaşılacağı üzere ara-sıra çıkan yorumlardı.

Rahmetli Dayım, SİİRT Gazetesini 1937 yılında kurmuştu. Siirt eski Milletvekiliydi ve BASIN ŞEREF KARTINA SAHİPTİ. Vefatından sonra, anısını yaşatmak için yorumlarımdan birinin sütun adını (PENCEREM) olarak koydum. Yani, müteveffa İlhan Selçuk’un (PENCERE) sütunuyla yakından-uzaktan hiçbir ilgisi yoktur.

Bir okuyucum sorduğu için, belki başka okuyucularımın da akıllarında böyle bir istifham oluşmuş olabileceği düşüncesiyle ve bu arada Rahmetli Dayım Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nu da anmış olmak maksadıyla bu yazıyı kaleme aldım. Merak edenlere duyurulur.

SİİRT TARİHİNDE SİİRT GAZETESİNİN YERİ

Siirt Tarihinde SİİRT GAZETESİ’NİN elbette ki çok önemli bir yeri vardır. Gazetenin 81. kuruluş yılı kutlanırken Siirt Eski İl Müftülerimizden Bilim adamı merhum ve mağfur hemşerimiz HACI ÖMER ATALAY’IN 1945 yılında basılan (SİİRT TARİHİ) kitabının (2. BÖLÜM-CUMHURİYET İDARESİNİN SİİRT’E KAZANDIRDIĞI ESERLER) Kısmında SİİRT GAZETESİ ile ilgili olarak yer alan bilgiyi Gazetenin kuruluş yıldönümü dolayısıyla aynen aktarıyoruz:

“BASIMEVİ

Yıllardan beri komşu illerde basımevleri tesis edilerek kültürün yayılması hususunda büyük faydalar temin edilmiş olduğu halde Siirt, bu önemli şereften mahrum bırakılmıştı.

Siirt’in maruz kaldığı bunca mahrumiyete rağmen yegane memleket hesabına, irfan alemine ve kültürün burada da yayılmasına hizmet olmak üzere vatani bir vazife telakki ederek büyük fedakarlıkta bulunmuş olan Siirt Milletvekili M. Emin Kılıççıoğulu; 1937’de kendi parasıyla bir matbaa satın alarak bir basım evini tesis eylemiş ve (SİİRT) adlı bir Gazetenin çıkmasına önem vermiştir.

Din genel kültür durumu üzerinde meydana getirdiği inkişaf memnuniyetle kaydedilmeye şayandır. Dairelere lazım gelen defter, cetvel, makbuzlar, resmi ilanlar gibi… Evrak Basım evinde bastırılmakta ve bu ihtiyaç temin edilmektedir.

Bu değerli Gazetenin matlup inkişafı gösterebilmesi için ilgililerin maddi yardımlarına mazhar olursa Siirt’in biricik ve fakat çok kıymetli bir matbaası muhite daha büyük faydası olacağı şüphesizdir.”

SİİRT GAZETESİ, NASIL HAZIRLANIR, NASIL BASILIRDI!

Teknolojinin gelişmediği, gazete basım işinin, tamamıyla insan gücüne dayanılarak gerçekleştiği dönemlerde SİİRT’TE kurulan ilk matbaada basılan SİİRT GAZETESİNİN, nasıl hazırlandığı ve basıldığı ile ilgili anılarımızı anlatmak, nostalji yapmak istedik. Çünkü eski basım şekli tarih oldu. Bilgisayarlı ve ofsetli baskılarla, gazete basımında büyük ilerlemeler kaydedildi.

SİİRT Gazetesinin yayınlanmağa başladığı 7 Ağustos 1937 tarihinde Siirt’te elektrik dahi yoktu. Bunun için, bütün işler kol gücüye yapılırdı. Siirt’te yine Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu tarafından kurulan ilk matbaada basılan SİİRT GAZETESİNİN, o zamana göre modern sayılacak bir baskı makinesi vardı. İkinci el olmasına karşılık, İstanbul’da basılan bir Gazetenin (SON POSTA) sahibinden satın alınmıştı. Elektrik olmadığı için dinamo üzerine büyük bir kasnak konulmuştu. 1825 yılında Almanya’da imal edilmiş Brüksel Marka baskı makinesi antika değerindeydi.

Matbaada, hurufat kasaları vardı. Antimuan ve kurşun karışımından dökülen ve Anadolu’daki matbaalara servis edilen hurufatlar, hurufat kasalarındaki yuvalarına doldurulurdu. Her harf, her rakam, her şekil için ayrı bir yuva vardı. Büyük harfler, küçük harfler ayrı-ayrı yuvalardaydı. Noktalama işaretleri, yabancı harfler, şapkalı harfler derken, bir kasada 100’ün üzerinde yuva vardı. Kelimelerin arasına konulan boşluklarla, satır başlarında veya paragraflarda yarım kalan satırların tamamlanması için espas ve katretler kullanırdı. 2 kelimenin arasındaki boşluğa genelde 6 punto espas konulurdu. 2, 3, 4 ve 6 punto espaslar, satırların durumuna göre kullanılırdı. Satırların, gevşek olmaması gerekirdi.

Harflerin dizgi işini mürettipler yaparlardı. Yazarların, daktiloyla veya el yazısıyla kaleme aldıkları haberler, makaleler, yazılar, harf bi harf kumpaslara dizilirdi. En iyi mürettip, hurufat kasada ayrı-ayrı tam 118 yuvada bulunan harflerin yerlerini ezbere bilen ve önüne konulan metni okuyarak, en seri şekilde, yanlışsız dizendi. Harflerin karakterleri ve puntoları da farklıydı. Siirt Gazetesinde 6 puntodan başlayan ve 72 puntoya kadar değişen harf kasaları vardı. Her harf çeşidinin karakterine göre isimleri vardı. Mesela, el yazısına benzeyen eğri harflere italik denilirdi. Siyah, mazişkül, genişlikleri eşit olduğu için (DAKTİLO) olarak isimlendirilen harfler vardı. Mürettipler, verilen yazıları kumpaslarda dizer, adına kürek denilen teknelere boşaltırlardı. Metinler, genelde 12 punto harflerden yazılırdı. Her kumpasa 6 satır sığardı. Kullanılan harflerin puntosu düştükçe, kumpasa sığan satırların sayısı artar, yükseldikçe azalırdı. Satırların arasına anterlin denilen ince bir saç yerleştirilirdi. Yazı metinleri genelde tek veya çift sütun üzerinden dizilirdi. Ancak, başlıklarda kullanılmak için 8 sütuna kadar ayarlanabilen kumpaslar vardı.

Kumpaslarda dizilerek tekneye boşaltılan yazılar, Başmürettip tarafından ĞELA adı verilen geniş bir teknede şekillendirilir, buna mizanpaj denilirdi. ĞELALARIN genişliği genelde Gazetelerin 1 sayfasını rahatlıkla içine alacak boyutlardaydı. Tabii, değişik baskı işlerinde kullanılmak için daha küçük ve daha büyük olanları da vardı. Başmürettip, kendisine verilmiş bir talimat yoksa haberleri kendisi değerlendirir, manşete taşınacak haberlerin başlıklarını genelde 72 punto harflerle verirdi. Her makalenin yeri belliydi. Bazı köşelerin yerleri genelde hiç değiştirilmezdi.

Başmürettip, gazeteyi Ğelada şekillendirdikten sonra, yazıların tashihine geçilirdi. Genelde başmürettip, aynı zamanda musahhihlik görevini de yapardı. Elindeki çiftle yanlış harfleri değiştirirdi. Bazen yapılan büyük hatalar, tashih yapan başmürettibi çıldırtacak düzeyde olurdu. Harf yanlışları yanında, kelime, satır, hatta paragraf atlamaları olduğu bile vaki idi. Sayfa tashih edildikten sonra, yazılar dağılmasın diye kopmaması için mumlanmış sicimle çevresi bağlanarak makineye atılırdı. O zamanlar Gazetemiz 2 sayfadan oluştuğu ve makinenin ebadı uygun olduğundan, iki sayfa yan yana konulur, araları ve yanları adına kalemtur denilen malzemelerle doldurulur, vizoyla önce hafif bağlanır, takatukayla ve çekiç kullanılarak harflerin aynı seviyeye getirilmesine dikkat edildikten sonra, vizolar bu defa iyice sıkıştırılırdı. Vizolarla sıkıştırılan gazete sayfası böylece baskıya hazır hale getirilmiş olurdu.

Baskı makinesinin mürekkep haznesi bozuk olduğundan, halen boyacılar tarafından da kullanılan MALAYLA tablaya mürekkep sürülürdü. Mürekkebin iyice ezilmesi için kauçuktan dökülmüş merdaneleri kullanırdık. Merdaneler büyük olduğundan karşılıklı olarak iki kişi tarafından birlikte kullanılır ve mürekkebin iyice ezilmiş olmasını sağlanırdık. Mürekkebi elle verdiğimizden, genelde ilk basılan gazeteler koyu, sonrakiler açık çıkardı. İhtiyaç duyulduğunda yeniden mürekkep verilirdi.

Kâğıt, makineye elle sallanırdı. Genelde, makineye kâğıdı süren yine başmürettip olurdu. Bu arada, Gazetenin çapı belki 1,5 metre olan kasnağını bir çeviren vardı. Makinenin üzerinde sayaç olmadığı için, basılacak gazete miktarına göre kâğıdı keser, hazır ederdik. Gazete baskısı bittiği zaman, makineye kâğıdı süren kişi tahtaya tıkırdatır, baskının bittiğini işaret ederdi. Bunun üzerine kolu çeviren kişi de makineyi stop ettirirdi.

Gazetenin basımı tamamlandıktan sonra, bu defa üzerine benzin dökülen fırçayla harflerin üzerindeki mürekkepler temizlenir, pırıl-pırıl hale getirilir, vizoları çözülerek, kasaların önlerine boşaltılır, yazıların dağıtmasına başlanırdı. Dağıtma işi,  Yazmaya göre, daha rahattı. Mesela, bir kumpas yazı dizilinceye kadar normalde 3 kumpas dağıtma yapmak şeklinde mukayese edilebilir. Dağıtma sırasında, tabii yanlış yerlere giden harfler olurdu. Yanlışlıklar, özellikle yan yana olan yuvalarda meydana gelirdi. Kendi aramızda yanlış giden harfler için espri olarak (komşu ziyaretine gitmiş!) derdik. Tabii, dağıtmadaki yanlışlıklar, yazı dizerken de önümüze çıkardı. Mürettip fark etse, değiştirir, fark etmezse, iş musahhihe kalırdı. Netice itibarıyla musahhih de insan. O da fark etmeyince gazetede yanlış olarak çıkardı.

Zaman içinde, ezilen harfler yenilenir, yeni harfler sipariş edilirdi. O yıllarda Ankara’da, İstanbul’da, Adana’da, İzmir’de hurufat işi üzerinde çalışan çok sayıda dökümhaneler vardı. Fotoğraflar, karikatürler ve benzeri işler ise, ancak bu iş üzerinde çalışan klişehanelere gönderilerek yaptırılırdı. Düz saç üzerinde işlenen klişeleri, harflerin seviyelerine getirmek için altlarına tahta veya kalemtur denilen parçalar konulurdu. Yani, bir fotoğrafı, bir karikatürü veya benzeri bir çalışmayı aynı gün yayınlamanın imkânı yoktu. Aynı gün şöyle dursun, mesela İstanbul’daki bir klişehaneye gönderdiğinizi düşünürseniz, sadece geliş ve gidişi, o günün şartlarında en az 15 gün sürerdi.

Görüleceği gibi, geçmiş yılların şartlarında Siirt gibi bir yerde gazete basmak hayli yorucu ve meşakatli bir işti. SİİRT GAZETESİ, yıllarca işte bu şartlar altında yayınlandı ve 80. yayın yılına ulaştı. Bunu başarabilmek için her şeyden önce çok idealist çalışanlara ihtiyaç olduğu ve SİİRT GAZETESİNİ YAŞATANLARIN DA BU İDEALİSTLER OLDUKLARI MUHAKKAKTIR.

İYİ Kİ VARSIN SİİRT GAZETESİ!

Türkiye’de yayınının sürdüren en eski on Gazeteden biri SİİRT GAZETESİDİR ve bu on gazete arasındaki yeri de 7. sıradadır.

7 Ağustos 1937 tarihinde yayın hayatına giren Gazeteniz “SİİRT” 7 Ağustos 2018 tarihi itibarıyla yayın hayatında 80. yılını doldurmuş ve 81. yılını idrak etmiştir. 80 yıl süreyle bir yerel Gazetenin ayakta durması elbette ki bir mucizedir. İlk kurulduğunda, bir süre haftalık olarak yayınlanan Gazeteniz “SİİRT” Türkiye’de yayınını sürdüren en eski ilk on gazete arasında ise GÜNLÜK PERYOTLA YAYINLANAN tek Gazetedir. Diğer Gazeteler haftada bir, on günde bir, 15 günde bir olarak yayınlarını sürdürürlerken, GÜNLÜK olarak yayınını sürdürebilmek Gazeteniz “SİİRT”E nasip olmuştur.

Gazeteniz SİİRT’ten yıllarca sonra İlimizde aylık, onbeş günde bir, haftalık veya günlük olarak yayınlanmağa başlanan Gazetelerin tümüne yakını da, SİİRT GAZETESİNDE yetişmiş elemanlar sayesinde hayat bulmuşlardır.

SİİRT GAZETESİNDE yetişen veya dolaylı olarak SİİRT GAZETESİNDE yetişmiş olanların yanı sıra, yaygın medyada yer alan birçok çalışanlarımız da olmuştur. Televizyonun, internetin, hatta elektrik olmadığı için normal bir radyo yayınının dahi bulunmadığı yıllarda, Gazete çıkarmanın zorluğu düşünülürse, GAZETENİZ SİİRT’İN bu günlere ne gibi zorluklarla ulaştığı daha iyi anlaşılacaktır.

İddia ediyoruz ki, GAZETENİZ SİİRT HEM BİR EKOL, HEM BİR OKULDUR. Nice Gazetecilerin yetişmelerine direkt veya dolaylı olarak katkı sağlamıştır. Sadece Siirt çapında değil, ülke çapında da birçok gazetecilerin, yazarların yetişmelerine vesile olmuştur.

1937’li yılların imkânları (daha doğrusu imkânsızlıkları) düşünüldüğünde, Siirt’te matbaa kurmanın ve gazete çıkarmanın zorluğu daha iyi anlaşılacaktır. O yıllarda Şehrimizde elektrik yok, su yok, nakliye aracı yok. Yoklar zincirini bir hayli uzatmak mümkün. Buna rağmen, idealist Siirtli bir aydın, İstanbul’dan aldığı bir matbaa makinesini getirterek, bugün Merkez Polis Karakolunun bulunduğu semtte kurmayı ve Gazete çıkarmayı başarmıştır.

Gazetemizin Kurucusu Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu Siirt’e ilk matbaayı getirterek SİİRT GAZETESİNİ yayın hayatına soktuğunda 25 yaşlarında bir gençti. Bu sayede “SİİRT’İN İBRAHİM MÜTEFERRİKASI” olmuştur. 30 yaşında da Siirt Mebusu seçilen Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu Siirt’i, Meclis-i Mebusanda da şerefle temsil etmiştir.

Gazetenin bugünkü sahipleri olan Ahmet ve Metin Arıtürk, Gazetenin Kurucusu Mehmet Kılıççıoğlu’nun yeğenleridirler ve  yıllardan beri SİİRT GAZETESİNDE fikren ve bedenen çalışmaktadırlar. Bugüne kadar, her birinin Gazetelerde yayınlanmış binlerce makaleleri, haberleri, şiirleri yazıları, röportajları bulunmaktadır. Gazetecilik hayatları içinde bir taraftan SİİRT GAZETESİNDE aktif görev alırlarken, (UĞUR), (DEMOKRAT SİİRT), (SİİRT’TE HÜRRİYET) gibi yayınlarla da Siirt basınına katkılar sağlamışlardır.. Ancak, asıl GÖZAĞRILARI YİNE DE SİİRT GAZETESİDİR.

Mücadele Gazetesinin Kurucusu ve Sahibi Cumhur Kılıççıoğlu da, Gazetemiz Kurucusu Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun yeğenidir. Hatta “SİİRT’TE SONSÖZ” Gazetesinin asıl kurucusu da odur.  Cumhur Kılıççıoğlu da, Gazetecilik hayatına yine “SİİRT” Gazetesinde başlamıştır.

Meslek sahibi olan ve meslekleriyle tanınan aileler vardır. Bizim aile mesleğimiz de GAZETECİLİKTİR. Rahmetli Dedem Haydar Kılıççıoğlu, yıllarca “SİİRT” Gazetesinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü yürütmüştür. Merhum dayılarımdan M. Salih Kılıççıoğlu ve hayatta olan dayılarımdan Hüseyin Kılıççıoğlu da, gençlik yıllarında Gazetecilik mesleği içinde fiilen yer almışlardır. Yine Gazetemizin Kurucusu Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun  ikisi de çok genç yaşlarında rahmete intikal etmiş çocukları Hayrettin Uğur Kılıççıoğlu ve Ömer Faruk Kılıççıoğlu da, başarılı çalışmalarıyla gazetecilik mesleği içinde yer almışlardır.

Ağabeyimiz Memet Sabri Arıtürk 5 yıl süreyle SİİRT GAZETESİNİN fiilen sahipliğini yürütmüştür. Bu süreler zarfında SİİRT GAZETESİNİN şimdiki sahipleri durumunda olan Ahmet Arıtürk ve Metin Arıtürk, işin doğrusu şu ki 1960’lı yıllardan bu yana Gazetenin yükünü en çok çeken iki kişiyiz. Ancak, ikimiz de memur olduğumuz için, emekli oluncaya kadar, Gazetede resmi bir görevimiz olmamıştır.

Benim çocuklarım Muhammed Fatih, Muhammed Mustafa ve Muhammed Cüneyt ile Metin’in oğlu Yusuf Salih de Gazetecilik mesleği içinde yer almış bulunuyorlar. Yani, SİİRT GAZETESİ BAYRAĞINI bizden sonra İNŞAALLAH ONLAR TAŞIYACAKLAR.

Tabii, ailemizden olan Gazeteciler zincirine yıllarca BASIN Müdürlüğü yapan Necat Arıtürk ile yine Amcazademiz olan Yavuz Arıtürk ve oğlu Alper Arıtürk’ü de ekleyebiliriz.

Evet, yukarıda da teferruatlı bir şekilde anlattığım gibi, GAZETECİLİK, BİZİM AİLE MESLEĞİMİZDİR ve İyi ki varsın SİİRT GAZETESİ, Daha nice yıllara diyerek yazımı noktalıyorum.

GAZETENİZ SİİRT’İN BASIN HÜRRİYETİ ANLAYIŞI

7 Ağustos 1937 GAZETENİZ SİİRT’İN YAYIN HAYATINA BAŞLADIĞI TARİHTİR. Yarın itibarıyla yayın hayatında 80’inci yılını şerefli bir maziyle dolduracak olan  SİİRTLİLERİN GAZETESİ (SİİRT) yarın itibarıyla da yayın hayatında  80’inci yılını idrak etmiş olazaktır.

Gazetecilik Mesleğinde göbeği SİİRT GAZETESİNDE kesilmiş biri olarak, Gazetecilikte özgürlüklerin tartışıldığı bir ortamda, yaşanmış bir anekdotu sunarak, SİİRT GAZETESİ’NİN BASIN HÜRRİYETİ KONUSUNDA NE KADAR HASSAS OLDUĞUNU VURGULAMAK İSTEDİK. İşte o anekdot:

Geçmiş yıllarda “SİİRT” Gazetesinde yazılar yazan ve adı Enver AYTEKİN olan genç bir yazar hemşerimiz varmış. Maalesef, 1990 öncesi gazete arşivleri elimizde olmadığı için neler yazdığını bilemiyoruz. Zaten, adının ENVER AYTEKİN olduğunu duyduğumuz bu Yazar Hemşerimizin SİİRT GAZETESİNDE yazı yazma serüveni 1950 yıllarının öncesine dayanır ki, bu bakımdan yaşımız itibarıyla hatırlamamıza da imkân yoktur.

Ancak, SİİRT GAZETESİNİN YENİ BİR YILDÖNÜMÜNÜ İDRAK ETMESİ dolayısıyla aileden duyduğum ve doğru olduğuna kesin inandığım bir anekdotu naklederek, bugün medya, daha doğrusu çalışan gazeteciler üzerinde uygulanan direkt veya dolaylı ambargolarla, bir karşılaştırma yapmak istedim.

Günümüzde, birçok yazarların, medya patronları üzerinde kurulan baskı sonucu susturuldukları, susturmayanların bir şekilde cezalandırıldıkları artık sağır sultanların kulağına bile gitmiştir. İşte, anlatacağımız anekdot bu açıdan önemlidir.

1950 öncesi, CHP’nin tek parti iktidarı. Türkiye, henüz gerçek demokrasiyle tanışmamış. Amma, gazetelerde de, TBMM’inde de muhalif sesler serbestçe yükselmektedir.

O yıllarda İlimizde tek SİİRT GAZETESİ vardır. SİİRT GAZETESİNİN kurucu sahibi de Merhum Dayım Mehmet Emin Kılıççıoğlu’dur Merhum Dedem Haydar Kılıççıoğlu, Evkaf Müdürlüğünden emekli olduktan sonra Gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü üstlenmiştir.

Gerçek demokrasinin olmadığı iddia edilen 1937’li yıllarda Şair ve Yazar Hemşerimiz ENVER AYTEKİN’in Gazeteniz SİİRT’TE şiirleri, makaleleri yayınlanmaktaymış. Dönemin yetkililerinin hoşlarına gitmeyen tenkit edici yazılar sebebiyle Gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olan Merhum Dedem Haydar Kılıççıoğlu’nu savcılığa davet ederek, dikkatini çekmişler ve adı geçen Yazar Hemşerimizin böyle aşırı yazılar yazmaması konusunda uyarmasını istemişler. Bunun üzerine Merhum Dedemin, aslında Gazeteciler için bir VECİZE olarak değerlendirilmesi gereken şu cevabı verdiği söylenir:

-ENVER AYTEKİN, ERBAB-I KALEMDİR. İstediğini yazar. Biz onu yönlendiremeyiz!

Evet, Türkiye’nin tek partili döneminde bir Gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, o zamanın etkililerine ve yetkililerine böyle cevap verebiliyordu.

İşte SİİRT GAZETESİ yazarlarının fikir hürriyetine böylesine saygılı bir Gazetedir…

(CUMHURCU) GAZETE OLMAK! NE DEMEKTİR

İlk kurulduğu günden bu yana Siirt Gazetesinin logosunun altında veya üstünde hep (CUMHURCU SİYASAL GAZETE) deyimi yer almakta ve almağa devam etmektedir.

Eski bir deyim olması sebebiyle (CUMHURCU) kelimesinin ne anlama geldiğini okuyucularımızla paylaşmak istedim. (CUMHUR) deyimi (HALK) anlamına gelir. Yani, yayın hayatında 80. yılını dolduran ve 81. yılını idrak eden SİİRT GAZETESİ, bu anlamda 80 yıl öncesinden halktan yana bir gazete olduğunu beyan etmiştir.

Gazetenin mazisi araştırıldığında, LOGOSUNDAKİ  (CUMHURCU) deyimine hep sadakatle bağlı kaldığı, hiçbir zaman için zümrelerin, iktidarların ve sınıf-ı mütegallibenin gazetesi olmadığı ortaya çıkacaktır. Siirt Gazetesi kuruluşunun ilk günü logosuna işlediği gibi dün de cumhurcuydu, bugün de cumhurcudur ve yayınını sürdürdüğü müddetçe hep CUMHURCU KALACAKTIR..

SİİRT GAZETESİNİN arşivleri incelendiğinde, geçmiş yıllarda da, halk adına mücadeleler verdiği, bunun için yönetimleri, iktidarları eleştirdiği, hiç bir zaman yağcılık ve parlatıcılık yapmadığı, haksızlıkların üzerine cesurca gittiği rahatlıkla ortaya çıkacaktır.

Cumhurcu olmak, elbette ki bir fazilettir. Nasıl Cumhuriyet rejimi bir faziletse, cumhurcu olmak da aynıdır. Cumhur olmazsa, cumhuriyetin hiçbir önemi olmayacağı gibi, cumhura rağmen, bir cumhuriyet düşünülemez. Rejimin adı, CUMHURİYET bile olsa, gerçekle hiçbir ilgisi olamaz.

“SİİRT” GAZETESİNİN KURULUŞ GÜNÜ OLAN 7 AĞUSTOS “SİİRT’TE BASIN BAYRAMI” OLARAK KUTLANMALIDIR

Siirt’imizin ilk Gazetesi olan ve yıllarca tek günlük Gazetesi olarak yayınını sürdüren “SİİRT” Gazetesi 7 Ağustos 2018 tarihi itibarıyla 80. yılını doldurmuş ve 81. yayın yılını idrak etmiştir. Kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

Siirt Eski Milletvekillerinden olan Gazetenin Kurucusu, Üstadımız ve Dayımız Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun 1937 yılında SİİRT GAZETESİNİ kurduğu ortam ve imkânlar (imkânsızlıklar) düşünüldüğünde, İlimize bir basımevi ve bir Gazete kazandırmakla ne büyük bir atılımı gerçekleştirdiği daha iyi anlaşılacaktır.

Türkiye genelinde yayınını sürdüren en eski 10 Gazeteden biri olan ve Cumhuriyetin kuruluşunun 70. yıldönümünde Başbakanlıkça “CUMHURİYET ÖDÜLÜ” ile onurlandırılan SİİRT GAZETESİ, HESKO SUYU dahil Siirt’te birçok hizmetlerin gerçekleşmesine imza atmıştır.

SİİRT’İN GÖZÜ, DİLİ, KULAĞI olan ve bütün imkânsızlıklara karşın, 80 yıldır yayınını sürdürerek Siirt’e hizmet eden, Siirt’e hizmet ederken, ülkenin genel sorunlarına bigane kalmayan, Türkiye Cumhuriyetinin bekası, birlik ve beraberliği için her türlü olumsuzluklara şiddetle tavır koyan SİİRT GAZETESİ’NİN kuruluş tarihi olan 7 Ağustos Günü, Siirt’te BASIN BAYRAMI olarak kutlanmalıdır, diyoruz.

Bu düşünceler içinde SİİRT GAZETESİNİN KURUCUSU MERHUM MEHMET EMİN KILIÇÇIOĞLU’nu rahmet ve minnetle anarken, Gazetenin bu güne kadar yayınını sürdürmesine fikren, bedenen, madden ve manen katkı sağlayan herkese teşekkür ediyor, vefat edenlere rahmetler, hayatta olanlarına da minnet ve şükran duygularımızı sunuyoruz.

SİİRT GAZETESİYLE 60. YIL

Siirt’in ilk Gazetesi olan ve Cumhuriyet tarihinde Türkiye genelinde halen yayınını sürdüren en eski 10 gazetesi arasında 7. sırada yer alan GAZETENİZ (SİİRT) yayın hayatında 80. yılını doldurarak, bugünkü sayısı itibarıyla 81. yayın yılına girmiştir.

7 Ağustos 1937 tarihinde Siirt eski Milletvekillerinden Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu ve Zeki Şalış tarafından kurulan ve o tarihten bugüne kadar kesintisiz olarak yayınını sürdüren SİİRT GAZETESİ, ilk başlarda haftalık, bilahare (Pazar günleri hariç) günlük olarak yayın hayatını sürdürmüştür. Yine, bugün itibarıyla 21 bin 158 sayıya ulaştığı dikkate alınınca, yayın hayatlarını haftalık veya belli peryotlarla sürdüren diğer gazetelere fark atmaktadır.

Gazeteniz SİİRT, kuruluş tarihinden bu yana hepsi de aynı aileden (dayı-yeğen) 5 sahip değiştirmiştir. Tabii bu arada gazetenin ilk kuruluşunda yer alan maalesef şu an için nereli olduğunu bilmediğimiz Zeki Şalış’ı da unutmamak ve rahmetle anmak gerekir. Kurucusu Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun 20.03.1987 tarihinde rahmete intikalinden sonra Oğlu Merhum Ömer Faruk Kılıççıoğlu Gazetenin Sahipliğini üstlenmiştir. 1990 yılında Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun yeğeni Mehmet Sabri Arıtürk’ün sahipliği altında yayınını sürdüren Gazete, daha sonra yine Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nin yeğenleri olan Ahmet Arıtürk’ün ve Mehmet Metin Arıtürk’ün sahipliğinde yayın hayatını sürdürmektedir.

Gerek ben (Ahmet Arıtürk) ve gerekse ikiz Kardeşim Mehmet Metin Arıtürk’ün Siirt Gazetesindeki çalışma hayatımız ise 1960 yıllarının öncesine dayanmaktadır. Gazetede Mürettip olarak başladığımız çalışmalarımız sırasında ilk yazılarımızı, şiirlerimizi, taşlamalarımızı, haberlerimizi de yazmağa başladık. Siirt Gazetesinin eski yıllara ait koleksiyonları incelenirse, 1960’lı yıllardan beri Gazetede imzalı yazılarımızın yayınlanmağa başlandığı anlaşılacaktır. Yani, bugün itibarıyla yayın hayatında 80. yılını idrak eden SİİRT GAZETESİNDE ARITÜRK KARDEŞLER OLARAK 58 yıldan beri yer almaktayız.

Siirt’in ilk Gazetesi SİİRT Gazetesinden sonra, İlimizde belli peryodlarla çok sayıda Gazeteler yayınlandı. Ancak, çoğunun ömrü kısa oldu. Günlük, haftalık ve belli aralıklarla yayınlanan gazeteler arasında Demokrat Siirt, Siirt’in Sesi, Uğur, Birlik, Memleket, Siirt, Adalet, Ekspres, Siirt’te Hürriyet, Kurtalan, Yeşil Kurtalan, Siirt Postası, Güney, Doğuş gibi Gazeteler var.

Siirt’in eski gazeteleri arasında yer alan MÜCADELE ve SİİRT BİRLİK (Haftalık), SİİRT’TE SONSÖZ Gazetesi ise (Günlük olarak yayınını sürdüren mevkuteler arasında, yer almaktadırlar.

Bu bir gerçektir ki, Siirt’te basının gelişmesine SİİRT GAZETESİNİN katkısı büyük olmuştur. İlimizde daha önce yayınlanan ve bugün de yayınlarını sürdüren gazeteleri dikkate aldığımızda, bu gazetelerin tümüne yakınının SİİRT GAZATESİNDE veya SİİRT GAZETESİNDE yetişerek bilahare gazete kuranların yanlarında yetiştikleri ortaya çıkacaktır. Hatta sadece ilimizde değil, SİİRT GAZETESİ ÇALIŞANLARINDAN başka illerde bile gazete kuranlar olmuştur.

Bu açıdan rahatlıkla ve hiçbir meslektaşımızın itiraz edemeyeceği bir kolaylıkla diyebiliriz ki, SİİRT GAZETESİ, SİİRTLİ GAZETECİLER İÇİN BİR OKUL, BİR EKOLDÜR. Ben kendi adıma diyorum ki bugün yayınlanmış ve yayınlanmaya hazır 10’un üzerinde kitabım varsa, bütün bunları SİİRT GAZETESİNDE çalışmalarıma borçluyum. Geçmişte yazdığım bir çok şiirlerim, yazılarım bilgisayar gibi bir teknoloji harikası olmadığı ve esasen müsvedde yapmadan, doğrudan kasa başına geçerek kumpasa dizdiğim için gazetelerin sayfaları arasında kalmıştır. Keşke imkânım olsaydı da, onları da derleyip, toplayabilseydim. Geçmiş yıllarda yazdığım şiirler, taşlamalar yanında, yine SİİRT GAZETESİNDE yayınlanan mizahi hikâyelerim, hatta, gençlik yıllarımda kaleme aldığım ve tefrika ettiğim roman denemelerim bile vardır.

Evet, SİİRT GAZETESİ yayın hayatında 80. yılını doldururken ve bugün itibarıyla 81. yılını idrak ederken, bu gazetede en az 58 yıldan beri (mürettiplikten başlayarak) emeği geçmiş biri olarak gerçekten de sevinçliyim. Gençliğimizi SİİRT GAZETESİ içinde tükettik. Olgunluk ve yaşlılık döneminde de SİİRT GAZETESİYLE beraberiz. Para biriktiremedik amma, olsun, biriktirdiğimiz belki bizden sonra yıllarca okunacak kitaplarımız var. Bu bize yeter.

İyi ki varsın SİİRT GAZETESİ. DAHA NİCE YILLARA…

81. YAYIN YILINI İDRAK EDERKEN SİİRT GAZETESİ NOSTALJİSİ

Gazeteniz “SİİRT” bugün itibarıyla 80. yılını doldurarak, 81. kuruluş yılını idrak etmiştir. YARIM ASRI aşkın süreden beri Gazetenin hemen her biriminde çalışmış biri olarak, SİİRT GAZETESİYLE İLGİLİ BİR NOSTALJİ YAPARAK GAZETENİN GEÇTİĞİ AŞAMALARI ANLATMAK İSTEDİM.

1937 yılında Merhum Mehmet Emin KILIÇÇIOĞLU ve Merhum Zeki ŞALIŞ’IN sahipliğinde ilk sayısı yayınlanan Gazetenin yine birinci sayısında yer alan ifade şekliyle: “Başmuharriri ve Umum Neşriyatı İdare eden Yazı İşleri Direktörü Abdullatif ATILĞAN”dı. Gazetenin ilk sayısında yer aldığı ifade şekliyle yazarsak ilk basıldığı adres: (Siirt Hükümet Konağında Hususi Daire) olarak belirtilmiştir. O yıllarda, Hükümet Konağının Ulus Mahallesinde bugünkü Merkez Polis Karakolu’nun yanında olduğunu da anımsatalım. Gazete idarehanesi bilahare yine aynı mevkide Merhum Hacı Hasan Arpacı’ya ait evin altındaki iş yerine nakledilmiş, bir süre sonra da, Gazete Sahibi Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun aynı mevkide satın aldığı evin altındaki iş yerine taşınmıştır. Matbaanın bulunduğu iş yerinin bitişiğinde yine Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun evi altında “DOĞU KİTABEVİ” adıyla hizmet veren gazete, mecmua, dergi satışlarının yapıldığı ve bu arada kırtasiye malzemelerinin satıldığı ikinci bir iş yeri vardır.

Gazeteniz SİİRT, tam 80 yıldır yayın hayatını büyük bir kararlılıkla sürdürmektedir. Türkiye’de halen yayınını sürdüren en eski 10 Gazete arasında 7. sırada yer almaktadır. Yine Türkiye’de Başbakanlık tarafından CUMHURİYET ÖDÜLÜYLE ÖDÜLLENDİRİLMİŞ, ON GAZETEDEN BİRİ DE SİİRT GAZETESİ’DİR. Başlangıçta haftalık olarak yayınlanan Gazete, bilahare “PAZAR GÜNLERİ HARİÇ HERGÜN ÇIKAR” hale getirilmiştir. Gazetenin kurucusu elbette ki Mehmet Emin KILIÇÇIOĞLU’dur. Bu açıdan Merhum Mehmet Emin KILIÇÇIOĞLU SİİRT’İN İBRAHİM MÜTEFERRİKA’SIDIR. Gazetenin yayın hayatına girdiği 1937 yılında Siirt’te ne matbaacılıktan, ne de gazetecilikten anlayan vardı. Bu açıdan İlimizde Gazeteciliğin ve matbaacılığın tesisi için, bir yabancının yardımına ihtiyaç duyulmuş, hem iyi bir matbaa ustası, hem iyi bir yazar olan Merhum Zeki ŞALIŞ ile anlaşma yapılarak Siirt’e gelmesi sağlanmış ve matbaacılık konusunda elemanlar yetiştirilinceye kadar bu merhum Zatın deneyimlerinden yararlanılmıştır.

Ancak, işleri rayına koyduktan ve Gazeteyi basıp, çıkarabilecek düzeyde elemanlar yetiştirdikten sonra Merhum Zeki Şalış da görevini tamamlayarak Siirt’ten ayrılmıştır. Gururla ifade edebiliriz ki, Şehrimizde yayınlanan Gazetelerin tümüne yakını ve bu gazeteleri yayın hayatına sokanların büyük çoğunluğu SİİRT GAZETESİNİN RAHLE-İ TEDRİSATINDAN GEÇMİŞLERDİR. ÇÜNKÜ SİİRT GAZETESİ, SİİRT İÇİN ADETA BİR GAZETECİLİK OKULU OLMUŞTUR.

SİİRT Gazetesinin bugünkü sahipleri olan Ben ve ikizim M. Metin ARITÜRK, Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun yeğenleri olmamız sebebiyle, 5-6 yaşlarından itibaren matbaacılıkla ve Gazetecilikle tanıştık. Dayımın evine misafirliğe giderken sürekli olarak matbaaya uğrar, çalışanları tecessüsle izlerdik. Matbaada çalışanlar genelde dayılarımız, dayı çocuklarımızdı. Merhum Mehmet Salih KILIÇÇIOĞLU, Hüseyin KILIÇÇIOĞLU, Cumhur KILIÇÇIOĞLU, Gazetenin yayınlanmasında uzun yıllar emekleri geçenler arasında sayılır. İkizim M. Metin ARITÜRK, benden yıllar öncesinden mürettipliğe başlamıştı. Ben o yıllarda Ağabeyim Sabri ARITÜRK’ÜN Helvacılar Çarşısındaki iş yerinde kendisine yardımcı olarak kaldığımdan, ancak, Ağabeyimin vatani görevi için iş yerini kapatmasından sonra önce matbaacılığa, sonra gazeteciliğe başladım.

Benim matbaacılığa ve dolayısıyla Gazeteciliğe başlama yılım 1960’tan öncedir. Ancak, Gazeteye makale, haber, taşlama, şiir ve benzeri yazılar yazmağa başlama tarihim 1960’lı yıllardır. 27 Mayıs 1960 darbesi sırasında yazılar yazmakta olduğum kesin. Çünkü hiçbir zaman yazdıklarımıza karışmayan ve sorgulamayan Rahmetli Dayım Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun “Oğlum, bundan sonra yazılarına dikkatet artık idareyi örfiye var” diye haklı bir şekilde ikazda bulunduğunu anımsıyorum.

Gazeteniz SİİRT’in yayınlandığı ilk yıllarda Şehrimizde elektrik yoktu. Yayınlanacak yazılar, haberler, makaleler, şiirler v.s. Mürettipler tarafından (HURUFAT KASALARI) olarak tabir edilen, her harf, rakam, kelimeler arası boşluklar (espas) ve şekiller için ayrı gözlerin bulunduğu genelde tahtadan yapılmış teknelerin önünde önce harf bi harf KUMPASA dizilir, satırların aralarına ANTERLİN adını verdiğimiz ince saç levha konulur, KUMPAS dolunca da kürek adını verdiğimiz yine tahtadan kalıba boşaltırdık. Yazıları genelde 12 punto harflerden dizdiğimiz için normal bir KUMPASA altı satır yazı sığardı. Yazıya vereceğimiz şekle göre Kumpasları tek sütun, çift sütün, üç sütundan tutunuz da gazetenin en geniş ebadı olan sekiz sütün üzerinden ayarladığımız olurdu. Mürettipler, yazıları dizdikten sonra iş başmürettibe düşerdi. Başmürettip adına ĞELA denilen üç yanı kapalı alt yanı açık çelik bir tezgah içinde önem sırasına göre önce yazıların başlıklarını koyar ve küreklerdeki yazıları altlarına yerleştirerek Gazetenin dizgisini yapardı.  Başlık için kullanılan harflerin punto kalınlıkları 14, 16, 18, 20, 22, 24, 36, 48, 72, 78’e kadar değişen büyüklüklerde olurdu. Başlık için seçilen puntonun büyüklüğü, haberin önemine ve uzunluğuna mütenasip olacak şekilde seçilirdi. ĞELA’DA SAYFA ŞEKLİNİ ALDIKTAN SONRA ÖNCE TASHİH EDİLİR, SONRA DA ETRAFI İPLE BAĞLANIR, İTİNAYLA MAKİNENYE BOŞALTILIRDI. Harflerin dağılmaması için etrafını vizolarla sıkıştırdıktan sonra gazete baskıya hazır hale getirilmiş olurdu.. Gazetemiz, kuruluşundan 1990’lı yıllara kadar Alman yapımı düz bir tipo makinede basılır, baskı işi kol gücüyle gerçekleştirilirdi. Mürekkep mekanizması bölümü bozulmuş olduğundan, mürekkebini mala adını verdiğimiz baş tarafı tahtadan, ucu düz ve ince çelikten yapılmış (boyacı malası) aletle mürekkep tablasına sürerdik. Baskı ise kasnak yerinde çapı 1,5 metre kadar olan daireye bağlanmış bir mekanizmayla ve elle çevrilerek sağlanırdı. Makinenin başında elle, sallama usulü kâğıt veren biri olurdu. Baskı adedi çok olunca, çevirme işini sıraya koyardık. Genelde üst üste yüz baskı yapan eleman yorulurdu. Yerini diğer eleman alırdı. Ancak, işi iddiaya bindirip 500 baskı yaptığımız da olurdu. Makine hızlı çevrilince, elle kâğıt vermek işini üstlenen kişinin (genelde başmürettip) zorlandığı ve (kâğıt vermeye yetişemiyorum, biraz yavaş) diye ikaz ettiği de olurdu. Gazete dışında evrak basarken bazen 10 bin adet baskı yapılırdı. O zamanlar mahallenin gençleri gelir, yardımcı olurlardı. Makinenin kolunu çevirmek aslında kişilerin pazılarını geliştirmek için bir nevi spordu. Bu bakımdan, pazılarının gelişmesine meraklı mahalleli gençler, makinenin kolunu çevirmek işinde hayli istekliydiler. Çünkü haklı olarak bir nevi spor yaptıklarına inanırlardı.

Gazetenin veya evrakın basımı tamamlandıktan sonra, makinedeki sayfalar benzinli fırçayla, sonra bezle silinir ve kurutulur, vizolar açılarak dağıtımına geçilirdi. Harfler bir bir yazılıp dizildiği gibi, dağıtma işi de bir bir yapılır, boşalmış olan hurufat kasaları tekrar dolardı. Şu farkla ki, mesela ancak 1 saatte yazdığınız yazının dağıtma işi 10 dakikada tamamlanırdı. Yani dağıtma, yazı yazmaya göre çok daha basit bir işlemdi. Zaman içinde aşınan harfler İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük illerden sipariş edilen yeni harflerle değiştirilirdi.

Şehrimize elektrik geldikten sonra da, baskı makinesini değiştirmek veya mevcut baskı makinesini elektrikle çalıştırmaya gerek görülmedi. Baskı sayısı mahdut olunca, elle çevirmek daha avantajlıydı. Hem, elektrik sistemine bağlansa üzerindeki armada 1825 yılında imal edildiği yazılı baskı makinesi, elektriğin gücüne dayanamayarak büyük zarar görür, hatta dağılabilirdi. Makine İstanbul’dan ikinci el olarak getirilmişti. Siirt’e getirilmeden önce İstanbul’da yayınlanan (SON POSTA) adlı gazete bu makinede basılıyordu. Makinenin en müzmin hastalığı ise diş atlama olarak tabir ettiğimiz arıza şekliydi.

Rahmetli Dayım hayatta olduğu sürece, baskı makinesini değiştirmek nasip olmadı. Ta ki, iş bana ve ikizim Metin’e gelene kadar. Aynsalip Çeşmesi yanındaki matbaa idarehanesinden bugün Batı Mahallesi 913 nolu sokakta bulunan iş yerine taşındığımız 1990’lı yıllardan sonra, elektrikle çalışan 3 baskı makinesi değiştirdik. Ancak, çalıştırdığım zaman hiç birinden, Alman malı ilk matbaa makinesi kadar keyif almadığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Geçmiş yıllar içinde SİİRT GAZETESİNE kuruluşundan, vefat edinceye kadar kurucu sahiplik yapan Merhum Dayım Mehmet Emin Kılıççıoğlu ve Ortağı Merhum Zeki Şalış’tan sonra sırasıyla Oğlu Merhum Ömer Faruk Kılıççıoğlu ve Ağabeyim Memet Sabri Arıtürk Gazeteye sahiplik yaptılar. GAZETENİZ SİİRT şimdi benim ve ikizim M. Metin Arıtürk’ün ortaklığında yayınını sürdürmekte.

Kuruluşunun 81. yılını kutlarken SİİRT GAZETESİNİN yayınlanmasında bugüne kadar emekleri geçen tüm sahiplerine, yazı işleri müdürlerine (özellikle en uzun süre mesul müdür olarak görev yapan merhum dedem HAYDAR KILIÇÇIOĞLU’NA), yazarlarına, muhabirlerine, matbaa ustalarına, başmürettiplerine, mürettiplerine ve gazeteyi tevzi işinde görev almış tüm elemanlarına katkılarından dolayı teşekkür ediyor, vefat etmiş olanlara rahmetler dilerken, bizi hayırlı bir şekilde 100’üncü kuruluş yıldönümüne ulaştırmasını CENAB-I ALLAH’TAN NİYAZ ERDİYORUM.

SİİRT’İN SON MÜRETTİPLERİ!

Yakın bir döneme kadar, özellikle yerel gazeteler düz baskı makinelerinde, hatta el ve ayak pedallarında basılırlardı. Gazetelerde yayınlanacak yazılar, haberler, makaleler, yorumlar ise Hurufat Kasalarındaki harflerden (kumpas) adı verilen, büyüklüğü nispetinde belli ölçülere ayarlanabilen bir nevi el aletiyle, harf-harf dizilirlerdi. Hurufat kasalarının alt kısmı küçük harfler, üst kısmı ise büyük harfler için dizayn edilmişti. Yazılar dizilirken, en çok küçük harfler kullanıldığı için, hurufat kasalarının büyük bölümü de haliyle küçük harfler için ayrılmıştı. Hurufat kasalarının üst bölümünde büyük harfler, yanında rakamlar, gerekli diğer işaretler vardı. 29 küçük, 29 büyük harf asıl olmak üzere, her rakam ve işaretin konulduğu ayrı-ayrı gözler vardı. Üzerlerinde (^) olan sesli harflerle, yumuşak harflerin de ayrı gözleri bulunurdu. Yazı aralarında ve satırbaşlarına geçilirken oluşan boşlukları doldurmak için harf seviyesinden düşük adına katrat denilen parçalar kullanılırdı. Kelime aralarını ayırmak için normali 6 punto olan, ancak 2 ve 4 puntolukları da bulunan parçalar için de gözler vardı. Bir hurufat kasasında yaklaşık olarak 100’e yakın göz bulunurdu.

İşte, adlarına MÜRETTİP dediğimiz matbaa çalışanları, kendilerine dizilsin diye verilen yazıları, önlerine koyar, harf-harf, kumpasa dizerlerdi. Yani, hurufat kasasındaki yüz gözün hangisinde hangi harfin, hangi rakamın, hangi işaretin bulunduğunu bilmek zorundaydılar. Daktilo yazar gibi, zaman içinde hâsıl olan tabii bir refleksle mürettibin eli, kendiliğinden alınması gereken harfe uzanırdı. Harfler, sağ elin baş ve işaret parmağı arasına alınır, o şekilde kumpasa konulurdu. Normal Gazete yazıları 10 veya 12 punto olarak tabir edilen harflerle dizilirdi. Bir kumpas, genelde 6 satır alırdı. Satırlar karışmasın ve dökülmesin diye aralarına 2 punto kalınlığında ANTERLİNLER konulurdu. Yazılar, genelde 10 veya 12 punto harflerle dizilirlerken, başlıklar için veya daha küçük olmaları gerektiğinde muhtelif puntolarda dökülmüş harfler vardı. En küçük harf, 6 puntoydu. 2’şer punto aralıklarla 120 puntoya kadar çeşitli harf boyutları vardı. Boyutları değiştiği gibi, yazının karakterine göre normal, siyah eğik (italik) harf çeşitleri vardı. Puntosu ve karakteri aynı olan harfler aynı kasaya konulurlardı. En çok kullanılan harf karakterine ait kasa sayısı da hurufatın miktarına paralel olurdu. Hurufat kasaları büyüklüklerine göre tam kasa, yarım ve çeyrek kasa olarak adlandırılırlardı.

Matbaa harfleri, kurşun ve antimon karışımı bir eriğin kalıplara dökülmesinden elde edilirdi. Büyük şehirlerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana) dökümhaneler vardı. Döktükleri hurufat çeşitlerini tanıtmak için kataloglar bastırır, matbaacılara gönderirlerdi. Harfin iyisi karışımı en kaliteli olan, çabuk aşınmayanıydı. Aşınan ve artık randıman vermez hale gelen harflere (EZİK HARFLER) denilirdi. Bunlar, bir tenekede veya bir sandıkta toplanır, yeni harflerle mübadele edilirdi. 4 kilo ezik harfe karşılık, dökümhaneler 1 kilo yeni harf verirlerdi. Zaten, dökümhanelerin seyyar ekipleri, Anadolu’yu il-il, ilçe- ilçe gezer, matbaa olan her köşeye giderek hem mübadeleyi gerçekleştirir, hem yeni harflerini tanıtarak, satarlardı.

Mürettipler, genelde ayakta hurufat kasasının başında yazıları kumpaslara dizerlerdi. En iyi mürettip, en süratli, ama en hatasız yazı yazabilendi.  Tabii, yazılanların bir de DAĞITILMASI (Gazete basıldıktan sonra, kasalara geri konulması) vardı. DAĞITMA işi, yazı yazmaya göre çok daha kolaydı. 1 saatte dizilen bir yazının dağıtması, normal olarak 15 dakikalık süre alırdı. Tabii, dağıtmada da sürat önemli olduğu kadar, harfleri yanlış gözlere atmamak esastı. Amma, muhakkak hatalar olur, bazı harfler kendi gözlerine gideceklerine yandaki gözlere veya bir alt, ya da bir üst göze gidebilirdi. Mürettipler bu duruma (Komşuya misafire gitmiş) diyerek şakasını yapardık.

Siirt’te, ilk Siirtli mürettipler, SİİRT GAZETESİ’NİN kurucu ailesi olmaları açısından KILIÇÇIOĞLU AİLESİ ile Gazetenin Kurucusu Merhum Mehmet Emin Kılıççoğlu’nun Dayımız olması sebebiyle ARITÜRK AİLESİ mensuplarıdır. Yine Siirt Gazetesinde bizlerden öncede çalışan ancak, birçoğu yıllar önce Ankara’ya, Batman’a, hatta ABD’ye giderek yerleşmiş olan YARGICIOĞLU VE İZGİ aileleri de, Siirt’in en eski mürettipleri sınıfına dâhildirler. Dayım Merhum Mehmet Salih ile Dayım Hüseyin, Dayıoğlum Cumhur, Kardeşim Metin, ben ve Çocuklarım Muhammed Fatih ile Muhammed Mustafa hayatta olan, Siirt’in en eski mürettipleriyiz. Gazetecilik mesleğiyle MÜRETTİP olarak tanıştık. İnanır mısınız, hurufat kasalarının başında, yine müsvedde yapmadan yazılar yazmayı, ilham alarak şiirler dizmeyi, hurufat kasaları içindeki harfleri ve özellikle ne kadar yıkasak yine de mürekkep izi taşıyan sağ elimin başparmağıyla, işaret parmağımdaki mürekkep kokusunu zaman-zaman öylesine özlüyorum ki…

SİİRT ESKİ İL MÜFTÜLERİMİZDEN  BİLİM ADAMI MERHUM VE MAĞFUR HEMŞERİMİZ HACI ÖMER ATALAY’IN  1945 YILINDA BASILAN (SİİRT TARİHİ) KİTABININ (2. BÖLÜM-CUMHURİYET İDARESİNİN SİİRT’E KAZANDIRDIĞI ESERLER) KISMINDA SİİRT GAZETESİ İLE İLGİLİ OLARAK YER ALAN BİLGİ: “BASIMEVİ”

Yıllardan beri komşu illerde basımevleri tesis edilerek kültürün yayılması hususunda büyük faydalar temin edilmiş olduğu halde Siirt, bu önemli şereften mahrum bırakılmıştı.

Siirt’in maruz kaldığı bunca mahrumiyete rağmen yegane memleket hesabına, irfan alemine ve kültürün burada da yayılmasına hizmet olmak üzere vatani bir vazife telakki ederek büyük fedakarlıkta bulunmuş olan Siirt milletvekili M. Emin Kılıççıoğlu; 1937’de kendi parasıyla bir matbaa satın alarak bir basım evini tesis eylemiş ve (SİİRT) adlı bir Gazetenin çıkmasına önem vermiştir.

Din genel kültür durumu üzerinde meydana getirdiği inkişaf memnuniyetle kaydedilmeye şayandır. Dairelere lazım gelen defter, cetvel, makbuzlar, resmi ilanlar gibi… Evrak Basım evinde bastırılmakta ve bu ihtiyaç temin edilmektedir.

Bu değerli Gazetenin matlup inkişafı gösterebilmesi için ilgililerin maddi yardımlarına mazhar olursa Siirt’in biricik ve fakat çok kıymetli bir matbaası muhite daha büyük faydası olacağı şüphesizdir.

ELEKTRİKSİZ YILLARDA GAZETE NOSTALJİSİ

Gazeteniz SİİRT, Siirt’in ilk Gazetesi olarak kurulduğu zaman Şehrimizde elektrik yoktu. Bütün çalışma sistemi de elektriğin olmadığı bir sistemle dizayn edilmişti. Matbaalarda, hurufat kasalarının başında yazılar dizilir, GALE adı verilen teknede dizayn edilir, makineye atılır, dağılmasın diye etrafı adları vizo, kalemtur olan benzeri malzemelerle bağlanırdı. Siirt Gazetesinin basıldığı makine, Almanya’dan ithal edilmeydi üzerinde 1825 yılında imâl edildiğini belgeleyen bir levha vardı. HAİDELBERG marka, en büyük gazetenin iki sayfasını birlikte basacak büyük çemberli vardı. Elektrik olmadığından çevirmek için dinamo yerine kasnağın üzerine çapı 1,5 metre kadar büyük bir yuvarlak çember monte edilmişti. Gazetenin baskı sayısı genelde düşük olduğu için, çevireni yormazdı. Hatta, pazılarımızı geliştirmek için çemberi çevirmeğe yarıştığımız bile olurdu.

Gazete işinin başmürettipliğini yaptığımız dönemde, makinenin çember kolunu genelde AMMO MAHMUT çevirirdi. Bazen, çok sayılı baskı işleri olduğu zaman, çemberi çevirme işini münavebeli yapardık. Biri yorulduğu zaman, çalışanlardan bir başkası çevirmeğe başlardı. Aramızda saat tuttuğumuz ve meselâ bin baskıyı ne kadar bir sürede basacağımıza bahse girdiğimiz olurdu.

Gazetenin dizgisinde ve baskısında hiç elektriğe ihtiyacımız yoktu. Elektriği, sadece aydınlanma aracı olarak kullanırdık. Bu bakımdan, elektrik olsun olmasın, Gazete mutlaka çıkardı.

Dün, elektrikler uzun süre gelmeyince ve ne zaman gelecek de işe başlayacağız diye kös-kös düşününce, geçmiş yıllarda, hiç elektrik kullanmadan SİİRT GAZETESİNİ nasıl dizdiğimiz, tertiplediğimiz, hazırladığımız sayfaları makineye atarak, nasıl yine kol gücüyle çevirerek bastığımız bir nostalji olarak aklımdan geçti. Doğrusunu isterseniz, Gazeteyi bastıktan sonra, dağıtma yaparken, hurufat kasalarından gelen nağme gibi, şiir gibi sesleri ne kadar çok özlediğimi bir kere daha anımsadım.

Bundan 40-50 yıl önce elektrik yoktu. Buna rağmen, Gazetenin çıkmaması diye bir durum söz konusu değildi.

               SİİRT GAZETESİYLE 60 YIL

Siirtlilerin ilk gazetesi olarak 1937 yılında yayın hayatına giren GAZETENİZ SİİRT, bugün itibarıyla yayın hayatında 80. yılını doldurmuş ve 81. yılını idrak etmiş bulunmaktadır. Yani bu gazete tam 3 çeyrek asırdan beri yayın hayatında vardır. Türkiye’nin yayınını sürdüren en eski ON GAZETESİ (YEDİNCİ) arasında bulunan Gazeteniz SİİRT, bugün de ilk günün heyecan ve azmiyle yayınını sürdürmektedir. Siirt eski Milletvekillerinden Merhum Mehmet Emin Kılıççıoğlu’nun kurduğu Gazeteyi idame ettirmek yükü, bugün için yeğenleri olan biz Ahmet ve Metin Arıtürk’ün omuzlarına yüklenmiş bulunmaktadır.

SİİRT GAZETESİNDE, 1960 yılından beri fiilen beden ve fikir işçisi olarak çalışmaktayım. Yani, SİİRT GAZETESİYLE BERABERLİĞİM 60 YILA ULAŞMIŞ BULUNUYOR. İnşallah, ömrümün sonuna kadar da bu beraberliğimi sürdüreceğim.

Gazeteniz SİİRT, ilk yayın tarihinden bugüne kadar, Siirt’in sorunlarını gündeme getirmek yanında  ülkenin birlik ve beraberliği konusuna gereken hassasiyeti de göstermiştir ve göstermeğe devam edecektir. Yazımı, 60 yıldır, bütünleştiğim SİİRT GAZETESİ İÇİN YAZDIĞIM BİR ŞİİRİMLE NOKTALAMAK İSTİYORUM:

SİİRT GAZETESİ İÇİN

ASIRLIK ÇINAR GİBİ,

BU SİİRT GAZETESİ

SİİRT İLE VAR GİBİ

BU SİİRT GAZETESİ

 

KOLLARI DALLARI VAR

PETEĞİ BALLARI VAR

NİCE ANILARI VAR

BU SİİRT GAZETESİ

 

İSMİ İLE MÜSEMMA

SENET GİBİDİR NAMA

LÂYIKTIR İHTİRAMA

BU SİİRT GAZETESİ

 

TARİHİN KENDİSİDİR

KÜLTÜR HAZİNESİDİR

SİİRTLİNİN SESİDİR

BU SİİRT GAZETESİ

 

DOĞRULUK VAR ÖZÜNDE

YİNE GENÇ, YİNE ZİNDE

TEKTİR SİİRT İLİNDE

BU SİİRT GAZETESİ

 

ACI-TATLI GÜNLERDE

BAYRAK GİBİ ELLERDE

TÜRKÜ GİBİ DİLLERDE

BU SİİRT GAZETESİ

 

81 YILDAN BERİ

SİİRT’İMİN NEFERİ

GÖZLERİMİZİN FERİ

BU SİİRT GAZETESİ

 

ALTMIŞ YILDIR ÂBİD’İ

EYLEMİŞTİR SABİTİ

YÂR GİBİ, YÂRAN GİBİ

BU SİİRT GAZETESİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN