• Dolar Alış 7.7778TL
  • Dolar Satış 7.7468TL
  • Euro Alış 9.1135TL
  • Euro Satış 9.0771TL
Reklam
Reklam

GÜLÜMSETREK STRES ATTIRMAK İÇİN

Reklam
, 0 Yorum

Millet olarak gerçekten çok zor günlerden geçiyoruz. Gülmeyi adeta unuttuk. Bugün yazı yazmak yerine birkaç anekdot naklederek okuyucularımızı gülümseterek stres atmalarını sağlamak istedik.

İşte Anekdotlarımız, bakalım beğenecek misiniz.

***

Tilkiyle çakal ahretlik olmuşlar. Gez-dolaş; vakit geçmiş. Bizim iki kafadarın karınları acıkmış tabii.

“Nasıl yapsak da karnımızı doyursak” diye düşünürken, tilki:

-Bir fikrim var ahretlik demiş.

-Nedir?

-Ahmet Ağa’nın bağına girip üzüm yiyeceğiz.

-Yahu nasıl olur? Ahmet Ağa bağını boş bırakmaz. Elinde tüfeğiyle, her gün bekler bağını.

-Korkma ahretlik; padişahtan fermanım var. Padişah, istediğimiz bağdan üzüm yiyebileceğimizi fermana yazdı. Bize değil Ahmet Ağa, hiç kimse karışamaz.

-Öyle mi?

-Öyle.

Çakal ne yapsın? Uymuş tilkinin sözüne; girmişler bağa. Ora senin bura benim; başlamışlar üzümleri yemeğe. Onlar üzümleri yiyedursun, Ahmet Ağa asma yapraklarındaki kıpırtılardan, bağa hayvan girdiğini anlamış. Tüfeğini kaptığı gibi, basmış kurşunu. Tilki, kurşun sesini duyar duymaz, tabanları yağlamış. Daha ne olduğunu anlayamayan çakal:

-Padişahtan aldığın fermanı oku ahretlik!diye tilkiye seslenmiş.

Tilki:

-Bırak şimdi fermanı. Bu toz duman içinde ferman mı okunur. Sen de tabanları yağla demiş.

Bu anekdottan yola çıkarak biz de soruyoruz. Bu tozda dumanda adalet mi aranır!

***

Sovyetler Birliğinin hızlı dönemlerinde sansür uygulaması had safhadaydı. Ancak, muhalifler bir yolunu bulup yine de bir şekilde seslerini duyuruyorlardı.

Moskova’da bir kitabevinin muhalif sahibi, vitrine kitapları dizerken, üç kitabı alt alta gelecek şekilde şöyle dizmiş:

MOSKOVA’DAN UZAKTA

HÜR BİR BAYRAK ALTINDA

YAŞAMAK İSTİYORUM

Tabii, yayınevinin vitrindeki bu kitap dizme şekli KGB’NİN dikkatinden kaçmamış ve yayın sahibi yakalanarak tevkif edilmiş…

***

2 kişi, birbirleriyle hararetli bir şekilde tartışıyor ve kendi söylediklerinin doğruluğuna karşı tarafı ikna etmek için mücadele ediyorlardı. Tartışma öyle bir hale geldi ki, taraflar birbirlerini ikna için bahse girdiler.

Aralarında bir üçüncü şahıs vardı. O hiçbir şeye karışmıyor ve sadece dinlemekle yetiniyordu. Bahisçilerden biri kızgın bir tavırla diğer bahisçiye söylendi:

-Ben doğruyu söylemiyorsam, ha bu arkadaşımız karımı …sin!

Muhatabı da kızgınlıkla aynı cevabı verir:

-Eğer ben de doğru söylemiyorsam, benim karımı …sin!

Tarafların bu öfkeli sözleri üzerine üçüncü şahıs uçkurunu çözmeğe başlar. Çekişenler  söylendiler:

-Ne yapıyorsun ulan!

Üçüncü şahıs alaylı bir edayla cevap verir:

-Nasıl olsa, ikinizden biri yanlış! Ben şimdiden kendimi hazırlayayım…

***

Gittiği bir memlekette, o ülke halkının kendisine yaptıkları haksızlıklardan ve zulümlerinden ziyadesiyle sıkılan yabancının biri, bu haksızlıkların sorumlusu olduğunu düşünerek, ülkenin Padişahına küfretmiş. Bunun üzerine yabancıyı yakalayarak Padişahın huzuruna çıkarmışlar.

Padişah, yabancının konuştuğu dili bilmediği için o dili bilen vezirlerinden birine tercümanlık yapmasını emretmiş ve yabancının kendisine neden küfrettiğini sordurmuş. Vezir, yabancıya soruyu yöneltince, kellesini keseceğini vehmeden ve bu yüzden ne olacaksa olsun diyen yabancı da, önce gördüğü haksızlıkları anlatmış, sonra da bu haksızlıkların sorumlusunun ülkenin Padişahı olduğunu söyleyerek divanında da padişaha ağız dolusu küfürler etmiş.

Padişah, tercüman olmasını istediği vezirine yabancının ne dediğini sormuş. Merhamet sahibi vezir, yalan söyleyerek:

-Padişahım, size hürmetlerini sunuyor ve affınızı diliyor. Merhametinize sığındığını söylüyor demiş. Merhametli vezir, tercümeyi bu şekilde yaparken, divanda bulunan ve kendisi de yabancının dilini bilen diğer bir vezir hemen müdahale ederek:

-Padişahım, vezir yalan söylüyor. Tercümeyi doğru yapmıyor. Suçlu, burada da küfürlerine devam etmektedir!deyince, kendisi de birinci veziri gibi merhametli olan Padişah, söze müdahale eden ikinci vezire şu ibret verici cevabı vermiş:

-Vezirimin, yabancıyı korumak amacıyla yaptığı yalan tercüme, senin doğru tercümenden daha doğrudur. Çünkü onun gayesi bilerek veya bilmeyerek bana lisanen hakaret eden birisini gazabımdan korumaya yöneliktir. Senin gayen ise, benim gazaba gelerek hem yabancıyı, hem merhametli vezirimi cezalandırmaya yöneliktir. Böyle merhametsiz birinin, yanımda çalışmasını istemem! diyerek, ikinci vezirin görevine son vermiş. Yabancıyı da, tercümeyi yanlış yapan vezirini de affetmiş!

(Allah’ım affedicisin, affı seversin. Beni affet!) hadis-i şerifini de anımsatarak, mesajımızı noktalayalım.

***

Düzenbaz ve yalancı bir adam varmış.  Vermediği hâlde muteber tüccarlara ve esnaflara borç vermiş gibi gözükür, onların aleyhine dava açar, şahitlere ve kadıya rüşvet vererek davayı kazanır, haksız kazanç elde edermiş. Bu sahtekâr adam, bir gün, kasabanın sözü geçen bir adamı hakkında yine dava açmış, kadıya da rüşvet olarak bir dana göndermiş. Davalı tüccar bunu öğrenince, Kadıya daha büyük bir dana göndermiş. İşin tadının kaçtığını anlayan kadı, her iki danayı getirtip mahkemenin avlusuna bağlatmış. Kadı makamına kurulup herkesin önünde şunları söylemiş:

-Bu davayı görmek için uzun zaman vicdanımla savaştım. Ben adalet için çalışırım. Gelin görün ki, iki taraf da evime birer dana göndermiş. Şimdi kimin haklı, kimin haksız olduğunu danalara bakıp anlayalım.

Sonra da avludaki danaları kuyruklarından birbirine bağlatıp, kuyruk altlarına neft sürülerek hayvanlara birer diken batırılmasını emretmiş. Hayvanlar bu acıyla böğürerek birbirini aksi yönde çekmeğe başlamışlar.

Bu arada kadı bağırarak,

_”Kimin danasının kuyruğu koparsa, o taraf haksız çıkacak ve adalet yerini bulacaktır.” Demiş.

Kısa bir çekişmeden sonra sahtekârın getirdiği dananın kuyruğu kopmuş. Tabii, iri dana yine Kadının evine götürülmüş…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN