• Dolar Alış 7.5593TL
  • Dolar Satış 7.5292TL
  • Euro Alış 8.9590TL
  • Euro Satış 8.9232TL
Reklam
Reklam

KAYBOLAN EŞEĞİN BULUNMASI VE KARA TREN NOSTALJİSİ

Reklam
, 0 Yorum

Geçtiğimiz hafta sonlarında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan Siirt’e gelmişti ya!  (Yüce Allah, fakir kulunu sevindirmek isterse, önce eşeğini kaybettirir, sonra buldurur) örneğinde olduğu gibi, 1990’lı yıllarda hizmete giren Hava Limanımız, her ne hikmetse sık-sık uçuşlara kapatılıp açılmakta. Yine yaklaşık 1 yıldan beri kapalı olan hava limanımızın Haziran ayında yeniden hizmete gireceği müjdelendi! Yani, hava limanımızı önce kapattılar, şimdi de tekrar açacaklarını müjdeliyorlar. Bu durum, kaybolan eşeğin bulunması deyimine ne kadar da uygun düşmekte. Dileriz ki, Haziran ayında yine bir hayal kırıklığı yaşamayız.

Geçmiş yılları bir anımsayalım. Daha 2014 yılının Aralık ayında Siirt’e yeni bir hava limanının yapılacağını ve 2017 yılında hizmete açılacağını da müjdelemişlerdi de aradan geçen yıllar zarfında verdikleri sözü tutmayanlar, unuttuğumuzu zannetmiş olacaklar.  O yıllarda da Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) başvuru dosyasında yer alan bilgilere göre, havalimanının yatırım tutarının yaklaşık 400 milyon lira olacağı açıklanmıştı. Proje içi üstyapı tesisleri dahil olmak üzere toplam 420 hektarlık bir alan üzerinde kurulması planlıyordu.

Türkiye için önemli yatırım olacak yeni Siirt hava limanının işletme aşamasında bin personelin istihdam edilmesi öngörülmekteydi. Havalimanın bölge ekonomisine de büyük ölçüde katkı sağlaması amaçlanıyordu. Yeni Hava Limanından günde yaklaşık bin 810 kişinin faydalanması bekleniyordu.  Projenin gerçekleştirilmesiyle Siirt’in ve turizm potansiyeli olan ilçelerinin gelişmesine de katkı sağlanması amaçlanıyordu. Görüldüğü gibi, bütün bunlar hayal çıktı. Yani, 2018 yılının Haziran ayında nasip olup da uçağa binmezsek, semeri yenilenecek eski eşeğe kavuşmak konusunda verilen sözleri inandırıcı bulacak değiliz.

Hava Limanı yeterli olmamış olacak ki, Ulaştırma Bakanlığı tarafından  Demiryolunun  Kurtalan’dan  Siirt’e kadar uzatılması için de girişimler başlatılmış ve bu haber hemşerilerimizi çok heyecanlandırmışmış!

Biz bu (esatiril evvelinleri = eski masalları) yıllardan beri çok duyduk da, her ne hikmetse bir türlü gerçekleştiklerine şahit olamadık. Bu bakımdan, Sayın Bakan’ın Kurtalan’daki demiryolunun Siirt’e kadar uzatılacağını da ifade etmesini doğrusu pek ciddiye almadık. Tren konusunda gazetemizin arşivlerini şöyle bir taradık. 28 Eylül 2017 tarihli gazetemizde (Kurtalan-Siirt Demiryolu Hattının Proje İhalesi Yapıldı) başlığı altında sürmanşetten verilen bir haber gördük. Bu ne ihaleymiş de hala sonuçlanmamış.

Biz, Siirt’in kadim merkez ilçe halkı olarak demiryolu özlemini hep duyduk. Zaman-zaman tren hattının merkez ilçeye kadar uzatılacağı ve sınır devletlere kadar ulaştırılacağı haberleriyle karşılaştık. Ne var ki, bir türlü trenin Şehir merkezine geldiğini görmemiz nasip olmadı. Bundan sonra da görür müyüz  göremez miyiz, bilemiyoruz. Yine de demiryolunun (tren) Siirt Merkez ilçeye kadar uzatılacağı konusundaki özlemlerimizle ilgili bir nostalji yapalım istedik. Bilindiği gibi, Cumhuriyetin ilk yıllarında, ülkenin dört bir yanını “DEMİRAĞLARLA ÖRMEK” Atatürk’ün en büyük hedeflerinden biriydi. Bu ideal 10. YIL MARŞI’NA DA YANSIMIŞTI:

“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan;
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan.”

Dörtlüğü adeta zihinlere kazınmıştı. O zamanın imkânlarıyla ve kazma küreklerle açılan devlet demir yolları hatlarından biri de Diyarbakır-Kurtalan hattıydı. Fevzipaşa-Diyarbakır hattının 1935’de Diyarbakır’a ulaşmasına karşın, Kurtalan’a ilk tren, ancak 28 Ekim 1944’te girebilmişti.

Diyarbakır-Kurtalan hattının bu kadar gecikmesinin nedeni 1939’da patlayan II. Dünya Savaşı’nın yurtta yarattığı ekonomik daralma ve Diyarbakır-Kurtalan arasındaki adeta geçilmez coğrafi yapıydı.

159 kilometrelik Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattında toplam 800 metreyi bulan 4 tünel, biri 60 metre uzunluğunda 362 köprü ve menfez, bir adet de 100 metre uzunluğunda bir köprü inşa edilmiş ki o günün şartlarında yapılan işin büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.

Devlet Demir Yolları arşivlerinden edindiğimiz bilgilere göre Temmuz 1941’e kadar Diyarbakır-Kurtalan hattının yapımında 2 milyonu aşkın işçi çalışmıştı. 1929-1930 yıllarının kapitalizm buhranının askeri yolla çözümü olan II. Dünya Savaşı’nın yurtta yarattığı ekonomik daralmayı dikkate almayan Cumhuriyet ve Cumhuriyetçiler, Kurtalan’a bir an önce ulaşmak için büyük çaba sarf etmiş, mali kaynaklarını çok zorlamışlardı.

Kurtalanlıların, demiryoluna kavuşmasına kadar, çevresiyle olan ekonomik ve sosyal ilişkisi Kurtalan’ın 5–7 km. çevresiyle sınırlıydı. O zaman Kurtalan diye bir ilçe de yoktu. Adı “MISRIÇ” olan bir köy vardı.

Mısrıçlılar, Diyarbakır’dan Kurtalan’a demiryolu ve ilk trenin ulaşması için geçen yedi yıl boyunca yine geleneksel yaşam biçimlerini sürdürmüşlerdi.

Mısrıçlılar, trene ilk kavuştuklarında Cumhuriyet’in Anadolu’da yaşayan diğer yurttaşları gibi bir anda şaşkınlığa uğramışlardı. İlk tren Mısrıç’a gelmişti. Bu demiryolu, bu tren olmasaydı, belki bugün Kurtalan adlı bir ilçe de olmayacaktı. Kurtalan’a bir de istasyon binası yapılmıştı. Derli toplu, düzgün, sağlam. Yolcu salonu, gişesi, müdüriyeti hatta helâsıyla… İstasyonda kimileri kravatlı, kimileri papyonlu tertemiz, ütülü üniformalı demiryolcular çalışıyor, trenlerin zamanında kalkması için çabalıyorlardı.

Kurtalan’a ulaşan bu demiryolu hattı üzerinde hareket eden trenlerden Reis-i Cumhurlar, Başvekiller, vekiller, diğer üst düzey Cumhuriyet bürokratları inip, Kurtalanlıların yanına geliveriyor, dertlerini dinliyor ve dilekçelerini kabul ediyorlardı. Kimi girişken Kurtalanlılar itilmeden kakılmadan, kovulmadan onlarla yüz yüze konuşabiliyordu. Bunlar olurken istasyon duvarının yarattığı bir gölgeye sığınmış, sinmiş oturan Kurtalanlı kendisini bir garip hissetmeye başlamıştı.

Kurtalan’da Cumhuriyet’in kaymakamı, mal müdürü ve öğretmeninin yanı sıra şimdi de istasyon şefi ve memurları kasabanın önde gelen kişileri olmuşlardı. Bin yıllık bir geleneğin Kurtalan’daki kırk yıllık temsilcisi imam efendi epeyce kuru kalmıştı!..

Trenlerin geliş-gidiş saatleri de Kurtalan’da her şeyi değiştirmişti adeta. Eskiden namaz vakitlerine göre kendisini ayarlarken Kurtalanlı, elinde olmadan şimdi tren saatlerine göre yaşıyordu. Bilinçsizce tren saatlerinden önce hazırlanıyor, derli toplu giyinmeye çalışıyor, fırsat bulursa sokak berberinde tıraş oluyor ve istasyona koşuyordu, geleni gideni görmek için. Epeydir görmediği eş, dost ve akrabasını da trenin geliş ve gidiş saatlerinde istasyon binasının çevresinde görüp, hasret gidermeye başlıyordu.

İstasyon binası ve çevresi, hiç istemeden Kurtalanlının yeni sosyalleşme alanı, yeni yaşam alanı olmuştu. Kurtalanlı, biraz girişimci diğer Kurtalanlıların tarlalarında ve evlerinin bahçesinde yetiştirdikleri ürünlerin fazlasını istasyon çevresinde tren yolcularına sattıklarını görünce iyice afalladı. Kendisinde de ne yapacağını bilemediği ürün fazlası vardı, acaba kendisi de satmalı mıydı?

Kurtalanlı, kasaba pazarında çevre kasabalardan ve köylerden gelen satıcıların giderek artmaya başladığını fark edince de dili damağı kurudu şaşkınlıktan. Pazarda ürünlerini satan çoğu köylü bu satıcılar, aynı günün akşamı trene binip kendi kasaba ve köylerine gidiyorlardı. Hepsinin cebinde 15 günlük, bir ve iki aylık Halk Ticaret Biletleri vardı. Kardeşleriyle konuşup, ürün fazlalarını trenle Beşiri, Bismil ve Batman’a götürüp satsalar iyi olmaz mıydı? Ama, bir türlü karar veremiyordu Kurtalanlı.

Tren sadece Kurtalanlıya değil Batmanlıya, Beşiriliye ve ulaşmadığı Siirtliye de önemli açılımlar sağlamıştı. Kurtalan 1940’ların şartlarıyla tren yoluna kavuşmuştu amma, Siirt-Eruh-Şırnak medeniyetin bunca ilerlemesine karşılık henüz bu şansı yakalamış değil. Demiryolunun geleceği zamanı halâ hayal etmekle meşgul! Dileriz ki, projesi ihale edilen tren yolunun ihalesi de bir an evvel gerçekleşir ve Siirt Merkez ilçe halkının 80 yıllık tren özlemi son bulur.

İyisi mi yazımızı (KARA TREN) hasretini dillendiren bir türkünün sözleriyle noktalayalım:

Kara tren gelmez mola düdüğünü çalmaz ola
Gurbet ele yar yolladım mektubumu almaz ola

Allı gelin al olaydın selvilere dal olaydın
Gelen geçen yolculardan nazlı yar beni soraydın

Aldım çantamı elime düştüm gurbetin yoluna
Bilseydim ayrılık vardı düşmezdim alem diline

Allı gelin al olaydın selvilere dal olaydın
Gelen geçen yolculardan nazlı yar beni soraydın

Evlerinin önü taştan sen çıkardın beni baştan
Ben seni sevdim seveli gözlerim dinmiyor yaştan

Allı gelin al olaydın selvilere dal olaydın
Gelen geçen yolculardan nazlı yar beni soraydın

TAŞLAMALAR

FIRAT’IN DOĞU’SUYLA,

BATI’SININ FARKI NE

HA DOĞU, HA BATI’DA

TERÖR, TERÖRDÜR YİNE

 

ABD’NİN AMACI

AŞİKÂRDIR, BELLİDİR

SURİYE’Yİ BÖLECEK

BİL DÜNDEN NİYETLİDİR

 

AH MÜSLÜMAN ÜLKELER

VAH Kİ, BİNLER VAH SİZE

KÜFRE KARŞI BİRLEŞİN

SAHİP ÇIKIN KENDİNİZE

 

SURİYE BÖLÜNÜRSE

SIRADAKİ DEVLET KİM

NE SOR, NE BEN DİYEYİM

DİLİM VARMAZ AZİZİM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN