• Dolar Alış 7.8338TL
  • Dolar Satış 7.8025TL
  • Euro Alış 9.1583TL
  • Euro Satış 9.1217TL
Reklam
Reklam

SU GİBİ AZİZ OLMAK!

Reklam
, 0 Yorum

Su,  insan yaşamında hayati bir önem taşımaktadır. Sadece yaşam için gerekli bir nesne değil aslında yaşamın kendisidir su. Yeryüzünde ilk yaşamın başladığı yerdir ve bizi çevreleyen tabiat ana ve canlıların yaşamı için ikamesi olmayan çok değerli bir elementtir. Suyun bolluğu halinde değeri tam anlaşılamaz iken yokluğu halinde ölümle eş anlamlıdır.

Gerçekten de, insan vücudu büyük oranda sudan oluşmaktadır. Vücudumuzdaki su oranı yaşam sürecimiz boyunca değişim göstermektedir. Yeni doğan bir bebekte vücut ağırlığının %75’i sudan oluşmakta iken bu oran çocuklarda %70  yetişkinlerde %60 ve yaşlılarda %50 şeklindedir. Yetişkin bir insan bir kısmı yiyeceklerden karşılanmak üzere günde 2-3 litre suya ihtiyaç duyar

Dünyamızın yüzde 80’i de sudan (Okyanus, deniz, göl, akarsu vs.) müteşekkildir. Tabii, en önemli su içme suyudur. İşte bu öneminden dolayı 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etmiştir.

İlk kez 1992’de Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda önerilen “Dünya Su Günü”, gerek BM üyelerinin, gerekse diğer dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmasında teşvik olması amacıyla bu isme bir gün adamak anlamında oluşturuldu.

Her üç yılda bir toplanan ve 2009’da İstanbul’da düzenlenen Dünya Su Konseyi’nde katılımı artıran Dünya Su Günü, artan su krizini, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğini tehdit eden bir olgu olduğunu vurgular.

Şunu da belirtmekte yarar var. Yakın bir gelecekte, su, petrolden de kıymetli olacaktır. Türkiye üzerinde yapılan hesaplardan biri de zengin su kaynaklarına sahip olmasındandır. Türkiye, özellikle içme su kaynakları açısından oldukça zengindir.

Suyun önemine vurgu yapan atasözlerimiz bile vardır. Bunların en dikkat çekici olanı, (SU GİBİ AZİZ OL) şeklinde olanıdır. Su ile ilgili diğer bazı vecizeleri de sıralayalım:

*Suyun değeri, kuyu kuruyunca anlaşılır.

*Suyumuza sahip çıkalım. Bir damla suya muhtaç kalabiliriz.

*Su hayattır.

*Su, ateşe galiptir; ancak bir kaba girerse ateş o suyu kaynatır yok eder.

*Sızıyı gideren su. Suyun sızladığını kimseler bilmez.

*Suyun insanların geleceği olduğu unutulmamalı, sahip olduğumuz kaynaklar hepimizindir.

*Sadece susayan suyu özlemez, su da susayanı özler.

*Suyu kirletmek hayatı kirletmektir.

*Su, her şeyi temizler; ama yalnız yüz karasını temizleyemez.

*Su beraberinde ferahlık ve temizlik getirir.

*Eğer su kaynağı senin kendi ruhundan fışkırmazsa susuzluğunu dindiremezsin.

*Susuz ne ağaç ne toprak vardır asla unutulmamalı.

*Suya düştüğünüz için değil, sudan çıkamadığınız için boğulursunuz.

*Damla damla verien su, susuzluğu daha da artırır.

*Eğer su kaynağı senin kendi ruhundan fışkırmazsa, susuzluğunu dindiremezsin.

*Su: akarsa nehir, düşerse şelale, durursa göl olur.

*Suyun güzelliği insanın güzelliğidir. Fazla su tüketirsek cildimizde o kadar güzel ve taze görünecektir.

*Su boşa harcanmayacak kadar değerlidir asla atılmamalı.

*Hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan, sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.

*Susuz hayat çölde yaşamaya benzer.

*Petrolünüze değil suyunuza sahip çıkın.

*Sudan daha yumuşak ve ince başka bir şey yoktur; fakat önüne çıkan her şeyi sürükleyecek ve parçalayabilecek kadar güçlüdür.

*Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol.

*Suyun olmadığı yerde barış yoktur.

*Suyun gücü yavaştır; ama zamanla, her seferinde ufak bir parça olmak üzere, toprağı ve kayaları aşındırarak, derin vadiler meydana getirir.

*Yarınını korumak isteyenler sularını korusunlar.

ANEKDOT

Medrese Hocası, şakirtlerine ders veriyor ve diyordu ki:

-Medrese tahsili yapanlarla, medrese tahsili yapmayanlar arasında elbette bir fark olmalıdır. Medrese tahsili görmemiş biri ile medrese öğrencisinin konuşması bir olmamalıdır. Meselâ medrese tahsili görmemiş sıradan biri (SU İÇTİM) der ama bir medrese öğrencisi su içtiğini ifade ederken: “Bir kadeh-i lebriz, ab-ı hoşguvar, nuş ile teskini ateşi dilfikar ve iktisabı ferah-ı bi şumar eyledim) diyerek su içtiğini edebi bir lisanla dile getirmelidir.

Hocanın verdiği bu ders, muzip şakirtlerden birinin zihninde öylesine yer etmişti ki, Hocaya ders vermek için adeta bir fırsat kolluyordu. Ve bir gün beklediği fırsatı buldu.

Medreselerde, sınıflarda sıra falan olmaz. Medrese Hocası, rahlesi önünde döşek üzerinde oturur, öğrencilere ders verirken, öğrenciler de, basit şilteler üzerinde önlerinde rahleler, ders görürlerdi.

Mevsim kış olunca, Hocanın rahlesinin önünde büyük bir mangal olur, öncelikli olarak hocanın, sonra da sınıfın ısınması sağlanırdı. İşte böyle bir kış gününde, Hoca ders vermekteyken, Mangaldan sıçrayan bir kıvılcım, hocanın kavuğunun tam ortasına düşerek, kavuğu tutuşturur. Hocanın,  durumdan haberi yoktur. Muzip öğrenci kalkarak, sözde, Hocasına kavuğunun yanmakta olduğunu edebi bir dille anlatmağa başlar ve şöyle der:

-Ey Hace-i bi misâl ve ey üstadı zikemal. Bu şakird-i pür kelal, şu vechile arz-ı hal ederim ki, bi hikmetil Müteal, nar-ı mangaldan bir şerairi cevval, seri ile pertep alinizdeki kavuğu etmiştir, işâl,

Muzip öğrenci, hocasına bu edebi sözlerle durumu anlatıncaya kadar, kavuk çoktan tutuşmuş ve işe yaramaz hale gelmiştir.

Medrese Hocası, büyük bir hiddetle şakirde söylenir:

-Behey ahmak, (Kavuğun yanıyor) demek varken, bunca saçmalıklara ne gerek var!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN