• Dolar Alış 8.3357TL
  • Dolar Satış 8.3024TL
  • Euro Alış 9.7306TL
  • Euro Satış 9.6917TL
Reklam
Reklam

UÇAK SANAYİİNDE NASIL GERİ BIRAKILDIK!

Reklam
, 0 Yorum

ABD Temsilciler Meclisinin Türkiye’nin satın aldığı ve parasını ödediği F-34 uçaklarının verilmeyeceği kararını onaylaması bize Türkiye’nin havacılık sanayiinde nasıl geri bırakıldığının serüvenini anımsattı. Cumhuriyetin ilanından sonra Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yoğun çabaları ile her alanda önemli atılımlar yapıldı. Bu atılımlar arasında şüphesiz en dikkat çekici olan ise o kadar yoksulluk ve ekonomik sıkıntılar içerisinde yapılan ve büyük başarı sağlanan Uçak sanayinin kurulması olmuştu. Kurulan uçak fabrikası ile çok sayıda ve çeşitte uçak üretilirken ilerleyen yıllarda yanlış politikalar sonucu ne yazık ki uçak fabrikası kapatılmıştı. Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında uçak fabrikasının kurulması öncesinde ilk uçak Türk Havacılığının sembol ismi olan ve günümüzde üretilen Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağına adı verilen Vecihi Hürkuş tarafından üretildi. İstanbul’daki Tayyare Mektebinden Pilot Astsubay olarak mezun olan Vecihi Hürkuş, Birinci Dünya Savaşına katılması sonrasında 1918 yılında Yeşilköy’deki 9. Harp Tayyare Bölüğünde görev aldı. Kurtuluş savaşı sırasında önemli keşif ve destek uçuşları yapan Hürkuş’a kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verildi. TBMM’den üç kez takdirname alan Hürkuş, üç takdirname alan tek kişi olarak biliniyor. Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını kurtaran Vecihi Hürkuş, hizmetleri karşılığında uçağın kendisine verilmesi ile uçak üretme fikri aklınca canlandı. İzmir Seydiköy Hava Mektebi’nde uçak yapım çalışmalarını sürdüren Hürkuş, 1924’te Yunanlılardan ganimet olarak ele geçirilen motorlardan yararlanarak “Vecihi K-VI” adını verdiği ilk Türk uçağını üretti.

Türk Hava Kurumu, Cumhuriyet’in ilanından 16 ay sonra 16 Şubat 1925’de Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün emirleriyle “Türk Tayyare Cemiyeti” adıyla kurulmuştur. Cemiyet’in kuruluş amacı; Türkiye’de havacılık sanayisini kurmak havacılığın askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak; askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak; bütün bunlar için gerekli araç ve gereci hazırlamak; personeli yetiştirmek ve Uçan Bir Türk Gençliği yaratmaktır. THK’nun kurulması sonrasında düşünülen çalışmaların yapılması için halktan bağış toplanmaya başlandı ve hazırlanan bir madalya tüzüğü ile yapılan bağışa göre altın, gümüş ve elmas dağıtıldı. Bunun yanında 10 Bin Lira ve üzerinde bağış yapanların isimlerinin alınacak uçaklara verilmesi kararlaştırıldı. İlk olarak 10 Bin Lira gönderen Ceyhan ilçesinin adı alınan ilk uçağa verilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk THK’nın Kurulmasından yaklaşık 8 ay sonra uçak fabrikası kurulması için talimat verdi. Bunun hemen sonrasında Alman Junkers firması ile ortaklaşa olarak 15 Ağustos 1925 yılında Kayseri’de Tayyare, Otomobil ve Motor Anonim Şirketi (TOMTAŞ) kuruldu. Şirketin sermayesi 7 Milyon Alman Markı olarak belirlenirken taraflar arasında eşit olarak paylaştırıldı. Fabrikanın kurulduğu bölgede elektrik bulunmazken demiryolu hattı da yoktu. Yapılan planlamada 1926 yılı sonrasına doğru fabrika uçak tamiri yapabilir hale getirilecek, 1927 yılı içerisinde ise uçak üretebilir hale getirilecekti. Yapılan çalışmalar sunucunda ilk yıllarında Bakım, onarım, birleştirme yapan fabrika 1930 yılında revize edilerek uçak üretim merkezi haline getirildi. Fabrikada 10 yılda 5 ayrı tipte 134 adet uçak üretildi. Fabrikada 120 Alman ve 240 Türk işçisi görev yaptı. Sonrasında Alman Junkers firması ile yaşanan anlaşmazlıklar sonucu sözleşme feshedildi.

Yapılan bu çalışmalar sonrasında yurt dışına yaptığı gezilerde Alman ve Fransız fabrikalarından etkilenen Vecihi Hürkuş, 1930 yılında İstanbul Kadıköy’de kendisine bir atölye kurdu. Burada 3 ay süren çalışmaları sonrasında ilk sivil uçak olan Vecihi K-XIV’yi üretti. Bu uçağa uçuş sertifikası almak için çok uğraşan Vecihi Hürkuş, Türkiye’de bu sertifikayı verecek yetkinlikte kimse olmayınca uçağı sökerek Çekoslavakya’ya götürmüş ve buradaki uçuş ve incelemeler sonrasında sertifikayı almıştır. Hürkuş uçağının atıl kalmaması için uçağını Posta servisine hibe etmiştir. Sonrasında 1932’de ilk Türk Sivil havacılık Okulu Vecihi Sivil Tayyare Mektebi’ni kurdu. Okulda İlk Türk kadın pilot Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirdi.

Türk Hava Kurumu’nun henüz uçak üretebilecek seviyede olmaması ve alınan uçakların paralarının halktan toplanması ekonomik ve ticari bazı adımlar atılmasını da zorunlu kıldı. Bu şartlarda İlk Türk Demiryolu Mütaahhidi olan Nuri Demirağ, uçak sanayisinin önemini anlayarak bu alanda atılımlar yaptı. İlk iş olarak 10 yıllık bir plan hazırlayan Demirağ, 1936 yılında bugün Beşiktaş’da Barbaros meydanındaki deniz müzesinin hemen yanında, ülkemizin ilk özel sermayeye ait olan uçak fabrikasını kurdu. Bu adımın hemen sonrasında bugün Atatürk Havalimanı olarak kullanılan Yeşilköy’deki çiftliği Havaalanı ve fabrika yapmak için satın aldı. Aynı zamanda bu arazide Gök Okulu Kurarak 290 öğrenci yetiştirdi. Demirağ daha sonra Beşiktaş ve Yeşilköy’deki fabrikalarında çizim ve projelendirme çalışmaları için Selahattin Reşit Alan’ı görevlendirdi. Burada yapılan çalışmalar sonrasında 1936 yılında üretilen tek motorlu uçağın ardından 1938 yılında Türkiye’nin ilk yolcu uçağı NUD-38 üretildi. 1944 yılında bu uçaklar dünya havacılığı A Sınıfına alındı. NUD – 38 saatte 325 kilometre hız yapabilen ve bin kilometre uçabilen bir uçak olarak üretildi. Bu uçaklar THK’nın almaktan vazgeçmesi üzerine bir bölümü Hollanda’ya ambulans uçak olarak satıldı.

Türk Hava Kurumu 1936 yılından itibaren Akköprü’de kurduğu atölye ile hafif uçak ve planör üretmeye başladı. Daha sonra bu atölye fabrika haline getirilerek Ankara Etimesgut’a taşınmıştır. 2. Dünya savaşı sırasında Nazi zulmünden kaçan çok sayıda Polonyalı mühendis Türkiye’ye sığınmış ve bu mühendisler sayesinde Alman Sanayisinin inceliklerinden yararlanıldı. Etimesgut’ta bulunan fabrika üretim merkezi olurken THK ilk önemli başarısını THK-5A ile gösterdi. Üretilen 6 yolcu kapasiteli nakliye uçağı Paris’teki fuarda büyük ilgi gördü ve Danimarka’dan sipariş aldı. Böylece THK ilk uçak ihracını yaptı. 1950 yılındaki ekonomik krize kadar THK, THK-1’den THK-16’ya kadar değişik tiplerde uçaklar üretti.

Peki ne oldu da bu kadar başarılı bir şekilde giden Türkiye’nin uçak sanayi hamlesi çöktü. Merak edilen bu konu hakkında ise bilgiler şu şekilde. İkinci Dünya savaşının sona ermesi ile 1950’de başlayan büyük ekonomik kriz sırasında ABD ve Sovyetler iki büyük güç oldu. Avrupa savaşın getirdiği zarar ile zor bir dönemden geçerken Sovyetler Komünizm propagandası yapmaya başladı. Doğu Avrupa ve Yunanistan’da önemli bir etkinlik yaratan Sovyetlere karşı ABD ilk olarak Truman Doktrinini devreye soktu. Bu kapsamda Yunanistan ve Türkiye’ye 400 Milyon Dolar para yardımı yaptı. Türkiye’ye 100 Milyon Dolar gelirken bu paranın büyük bir bölümü hava kuvvetlerine harcandı. Bu yardımın sonrasında Türkiye Marshall planı kapsamında para ve büyük miktarda sanayi yardımı aldı. 1950 yılında, özellikle ABD askeri Marshall yardım projesi nedeniyle, yeterli siparişi ordudan alamayan THK, mali zorluklara düştü. Haziran 1952 tarihinde faaliyetlerine son verip Makine Kimya Endüstrisi Kurumu’na devredilmiştir. 1952 – 54 yılında MKE, Türk Hava Kurumu THK’nın geliştirdiği, aralarında Model 3 olarak yeniden adlandırılan Mehmetçik‘in de bulunduğu 6 ayrı modeli imal etme kararı aldı. Aynı yıl ABD, Lockheed T-33 tipi jet eğitim uçaklarını Türk Hava Kuvvetleri’ne hibe etmesiyle projenin uygulanmasından vazgeçildi. 1956 yılına kadar mevcut uçak üretim projesine devam eden fabrikada, 1962 yılında tüm havacılık faaliyetleri durdurulmuştur.

Türkiye’nin bugün bile uçak sanayiinde neden geri bırakıldığının yanıtını almak için 21’nci asrın ilk çeyreğinde, teknolojinin neresinde olduğumuzu sorgulamamız gerekir. Kendi kendimize hep “Türkiye güçlü devlettir, büyük devlettir!” diye övünürüz amma işin gerçeği şu ki, birçok konularda olduğu gibi sanayinin ve özellikle uçak sanayiinin gelişmesi konusunda millet olarak kendimizi kandırıyoruz!

Bir zamanlar iğne bile üretilemeyen ülkemizde ATATÜRKLÜ YILLARDA sanayi konusuna büyük önem verildi. Ancak, 1950’li yıllardan sonra Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki sanayileşme hamlesi büyük darbe yedi. Sanayi mamulleri üretmek yerine, (daha ucuz!) denilerek ithalata ağırlık verildi. Üretmek yerine, ithal etmenin sakıncaları konusunda nispeten de olsa aklımız başımıza geldi amma (ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ!)

Bir sanayi devi olan ABD, bütün dünyayı kontrolü altına almış durumda. Öyle sistemleri var ki, uydudan, dünyanın herhangi bir noktasında yoldan geçen taşıtların, insanların, hayvanların sayılarını bile anında tespit edebilmekte. Arabaların plakalarını dahi kaydetmekte.

Dünyanın sanayileşmiş ülkelerine bakın, hepsi de kalkınmış ve müreffeh durumda! Acaba, Türkiye ne zaman sanayi konusunda gelişmiş ülkeler seviyesine yükselecek!

Sanayini kuramamış, kendi uçağını, silahını üretemeyen, dışa bağımlı bir ülke olarak kalmak, bu ülkeyi yönetenleri utandırmıyor mu! Başta ABD olmak üzere özellikle silah satın aldığımız ülkeler, bir üst modelini ürettikleri ve kendilerine göre modası geçmiş olanları satarlar. Üstelik, kendi silahımızı, teçhizatımızı üretmemize izin vermezler. Çünkü hep onlara bağımlı kalmamızı isterler. Zaten, Türk Silahlı Kuvvetlerine kurulan KUMPASTA, bunun büyük bir payı olduğu belirtiliyor. Özellikle Deniz Kuvvetleri kendi silahlarını üretmeğe kalkışınca bakın ne hallere geldi!

Cumhuriyetin onuncu yılında, Türkiye’nin dört bir yanı demir ağlarla örtülmüştü. Kimileri küçümseseler bile 10. Yıl Marşında ifade edilen (Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan)  söylemi gerçeğin ifadesidir.

1950’den bu yana Türkiye’de kaç kilometre demir yolu yapıldı. Büyük Devletlerin oyunlarına gelerek, demir yollarını ihmal edip, karayollarına yönelmedik mi! O yıllarda kurulan fabrikalar bile geliştirileceklerine bir-bir kapatılmadı mı! Cumhuriyetin ilanından

Büyük Devlet olmak, söylemlerle olmuyor. Büyüklük, bilgi, güç ve sözünü kabul ettirme kabiliyetiyle orantılıdır. Bir ülkenin ne kadar büyük olduğu sanayideki gelişmişliğiyle ölçülür.

Kusura bakmayın amma, gerçekçi ölçülerde baktığımızda, Türkiye için “GÜÇLÜ, BÜYÜK ÜLKE!” diyemeyeceğiz! Hele, uçak sanayiinde!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN