• Dolar Alış 7.5593TL
  • Dolar Satış 7.5292TL
  • Euro Alış 8.9590TL
  • Euro Satış 8.9232TL
Reklam
Reklam

YATIP, KALKIP 28 ŞUBAT’A DUA ETSİNLER!

Reklam
, 0 Yorum

Yarın  28 Şubat darbesinin yıl dönümü. Tarihimize “post modern darbe” olarak geçen ve toplum ile siyaset üzerinde derin  izler bırakan 28 Şubat’ı geride bırakalı 20 yılı geçti. Ancak, mahkemeleri hala devam ediyor.

28 Şubat 1997 yılında verilen muhtıranın soruşturması kapsamında 21 Aralık 2017 günü Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde   “28 Şubat” dönemine ilişkin 103 sanıklı davaya devam edilmişti. 60 sanığın, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanıkların lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi uyarınca, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren düşürmeye, devirmeye iştirak” suçlarından “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasına çarptırılmaları istenirken, 39 sanık hakkında da beraat talebinde bulunulmuştu. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları istenenler arasında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı  ile dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir de yer almaktaydı.

Ancak, bu davanın bir PÜF noktası var. Davayı açan SAVCILAR, şimdi FETÖ’DEN tutuklanmış bulunuyorlar. Orduya karşı kurulan kumpas davalarının da hâkimleri ve savcıları onlar. Yani 28 Şubat davası, tutuklu savcıların ve hâkimlerin açtıkları davaların devamı niteliğinde yürütülüyor. Dolayısıyla 28 Şubat davasının da FETÖ’nün kumpas davalarından biri olduğu söylenebilir.

Davaya, 8 Ocak 2018’den itibaren yeniden başlandı. Bu arada, sanıklardan 4’ünün öldüğünü de belirtelim. 28 Şubat davası gerçekten FETÖCÜLERİN KUMPAS DAVALARINDAN BİRİYSE, O ZAMAN YARGILAMANIN SONLANDIRILMASI GEREKMEZ Mİ!

Fetöcüler, Ordumuzu zayıflatmak ve özellikle ATATÜRKÇÜ subayları tasfiye etmek için Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk ve benzeri kumpas davalar açmış, nice kahraman subaylarımızın yıllarca cezaevlerinde tutuklu kalmalarına, intihar ederek veya hastalık sonucu ölmelerine yol açmışlardı. Bu durum 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra açığa kavuştu ama bu arada olan Ordumuzun kahraman mensuplarına oldu. Türkiye Cumhuriyetinin eski Kurmay Başkanlarından İlker Başbuğ bile bu kumpasların sonucunda uzun bir süre tutuklanmıştı.

20 yıl öncesine uzanan bir muhtıranın peşine takılmanın acaba bir anlamı var mı. Bizce artık geçmişe ait kabuk tutmuş yaraların kaşınması değil, sarılmasının zamanıdır. Bunun da yolu 10 yıl öncesine ait tüm siyasi ve askeri suçları kapsayacak bir af yasasının çıkarılması olmalıdır. Kabuk tutmuş yaraları kaşımanın bu ülkeye bir faydası yoktur.

28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleşen post modern darbenin Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde çok önemli bir yeri olduğuna şüphe yok. Sadece 28 Şubat’ın değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde darbelerin ve post modern müdahalelerin çok önemli yerleri vardır. Bilindiği gibi Türkiye’de ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960 yılında yaşandı. 10 yıllık Demokrat Parti dönemine son veren bu darbe aslında siyaset adamı olarak Demirel’in doğum günüdür. 27 Mayıs olmasaydı, belki de Türk siyasi tarihinde (SÜLEYMAN DEMİREL) diye biri olmayacaktı. Bayar’ın ve Menderes’in Su İşleri Genel Müdürü olarak göreve devam edecekti.

12 Mart Muhtırası, 12 Mart 1971’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra verilerek hükümetin istifaya zorlandığı askeri müdahaledir.

Ordu, 12 Mart 1971′de bir muhtıra verdi ama Parlamento feshedilmedi, partiler kapatılmadı, Anayasa askıya alınmadı. Ancak, koşullar çok değişmişti. Askerler bir teknokrat hükümeti istiyorlardı. Eğer böyle bir tarafsız başbakan Meclis içinden çıkar da güvenoyu alırsa, sorun kalmazdı. Bunun için tarafsız bir milletvekili aranmaya başlandı. CHP Kocaeli milletvekili Nihat Erim ismi üzerinde anlaşıldı. 26 Mart günü CHP’den istifa etti. Böylece artık bağımsız(!) başbakan olan Erim partiler üstü sözde bir reform hükümeti kurdu. Yani Demirel gitti, Erim geldi.

Muhtıranın etkisi son bulduktan sonra, Demirel yine başrole çıktı. Ta ki, 12 Eylül darbesine kadar. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının 12 Eylül darbesiyle Demirel gitti, Özal ve ANAP geldi. Yani 12 Eylül olmasıydı ne Turgut Özal önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı olurdu, ne de ANAP diye bir parti kurulurdu. Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz da 12 Eylül darbesinin ürünü Başbakanlardır.

Gelelim 28 Şubat post modern darbesine.  28 Şubat davasının kilit isimleri dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve ikinci başkanı Çevik Bir’dir. Her iki isim de mahkemede verdikleri ifadelerinde “28 Şubat’ın darbe olmadığını” iddia etmişlerdir.

Emekli Orgeneraller İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Çetin Doğan ve Teoman Koman gibi isimlerin sanık olarak yer aldığı davada 103 sanık yargılanmakta.

Dönemin YÖK başkanı Kemal Gürüz’ün de yargılandığı davada sanıkların, “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaları talep edilmekte.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve İçişleri bakanı Meral Akşener, davada mağdur sıfatıyla yer alıyorlar.

2013 yılının Eylül ayında başlayan dava, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hala devam etmekte. Mahkeme, iddianamenin kendisine gelmesi ile birlikte dosya üzerinden yaptığı inceleme ile 75’i tutuklu olan sanıkların 37’sinin tahliyesine karar vermişti.

Dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, mahkemede verdiği ifadede 28 Şubat’ın darbe olmadığını vurgulayarak şöyle söylemişti:

”Dini siyasete alet ettiler. 28 Şubat bu esaslara ters düşen uygulamaların ortaya çıktığı tablodur. Huzursuzluktur. Ancak bunun kaynağı silahlı kuvvetler olmamıştır.”

Yine ö denemde, Sincan’da tankların yürütülmesinden haberinin olmadığını söyleyen Karadayı, ”Bir gün sonra haberim oldu, arkadaşlarıma sorduğumda tankların tatbikata gitmek için buradan geçtiğini söylediler” diye ifade vermişti.

Dönemin İkinci Genelkurmay Başkanı Çevik Bir de mahkemede verdiği ifadede suçlamaları kabul etmemiş, ancak, Refah Partisinin tüm faaliyetlerini izlemek amacıyla TSK içinde kurulan Batı Çalışma Grubu’nun adını kendisinin verdiğini belirterek bu konuda şöyle konuşmuştu:

“Adını ben verdim Batı diye. İrticaya karşı yönümüzü Batı’ya çevirdiğimiz için Batı Çalışma Grubu olarak isimlendirdik. Batı çalışma grubunu darbe amaçlı bir cunta çalışması olması mümkün değildir. 28 Şubat 1997 tarihindeki MGK toplantısındaki irtica tehdidinin öncelikli tehdit konumuna geldiği ve bununla ilgili 406 Sayılı karar alındı. Bu kararlar Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil MGK’nın tüm üyeleri tarafından imzalanmıştır.”

28 Şubat davasında tanık olarak ifade veren eski Başbakan Mesut Yılmaz ise ”Komutanlarımızla Başbakan olarak her zaman aynı düşüncelere sahip olmadım. Din özgürlüğüyle irticayla mücadelenin birbirinden ayrılması gerektiğini, başörtüsü yasağının irticayı beslediğini söyledim” şeklinde ifade vermişti.

Yılmaz, “Ama muhatap olduğum hiçbir komutanın hükümeti devirme ya da siyasete yön verme uğraşı içinde olduğunu görmedim” demişti. Mesut Yılmaz, Başbakan olmadan önce Genelkurmay Başkanı veya bir askeri yetkiliyle görüşme yapmadığını, kendisine hiçbir telkinde  bulunulmadığını da ifadesinde beyan etmişti.

Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan ile hükümet kurmamasının nedeninin de birçok konudaki görüş ayrılığı olduğunu belirten Yılmaz, Erbakan’ın “Adil düzen kanlı mı olacak kansız mı?” sözünü hatırlatarak, “Bu söz açıkça iç savaş beyanıydı. Bence burada yargılanması gereken işte bu anlayıştır. Ordunun buna ilişkin rahatsızlığını ortaya koyması normaldir” dedi.

28 Şubat’la ilgili mahkeme süreci devam ederken, tutuklu sanıklar zaman içinde tahliye oldular. Davada tutuklu sanık bulunmuyor.

Ancak, bu gerçeği bilmekte yarar var. 28 Şubat post modern darbesi yaşanmasaydı,  Türkiye’de AKP diye bir parti olması ihtimali de olmayacaktı. 28 Şubat post modern darbesi aslında siyaset tarihimizde Recep Tayyip Erdoğan’ın doğum günü olarak kabul edilmelidir.

Görüldüğü gibi Türkiye Cumhuriyetinde yaşanan darbeler ve post modern müdahaleler, her ne kadar ülkeye zararlı gibi olmuşlarsa da birileri için mevki ve makam sahibi olmanın fırsatları durumuna dönüşmüştür. Siz, şimdi bakmayın AKP’nin 28 Şubat post modern müdahalesine karşı gibi görünmesine. Bu müdahale sayesinde hayal etmeyecekleri mevki ve makamlara gelenler, içlerinden “ne iyi olmuştu da, 28 Şubat müdahalesi oldu. Bu sayede, biz de rüyalarımızdaki makamlara ulaştık” demektedirler…

Evet, yarın  28 Şubat post modern darbesinin yıl dönümü. Aradan 21 yıl geçti. Bu darbenin ürünü AKP 16 yıldan beri iktidarda. Yatıp kalkıp 28 Şubat’a dua etsinler.

TAŞLAMALAR

PETROL SAVAŞLARIDIR

SAVAŞIN GERÇEK ADI

HEM ABD, HEM RUSYA

ASLAN PAYINI ALDI

ÜZÜMÜN SAPI BİLE

BİZE DÜŞMEYECEK BİL

ARMUDUN ÇÖPÜ DAHİ

BİZE DÜŞECEK DEĞİL

FIRAT KALKANI NEYDİ

AFRİN HAREKÂTI NE

BİZE GÖNÜL KOYMASIN

KOMŞU KIZI SURİYE

ESAD’A (ESED) DERİZ

HALA HER NE HİKMETSE

AĞIR YARA ALIRIZ

ŞÂYET BÖLÜNSE SURİYE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN