• Dolar Alış 8.1479TL
  • Dolar Satış 8.1154TL
  • Euro Alış 9.6291TL
  • Euro Satış 9.5907TL
Reklam
Reklam

YENİ NORMALE DÖNÜŞ VE PSİKOLOJİK UYUM

Reklam
, 0 Yorum

Stajyer Psk. Deniz ÖZTANIK

Dünyada yaşamı etkisi altına alan COVID 19 salgını, beklenmedik bir durum olarak tüm insanların sağlığını tehdit ederek sağlık hizmet sunumu dışındaki çalışma yaşamında yüz yüze iletişim ve etkileşimde kesintiye yol açmıştır. Toplumun güvenlik açısından duyduğu kaygı ise kısa sürede düzelmesi mümkün olmayacak agorafobi boyutu kazanmış, hareketlilik büyük ölçüde azalmış ya da sınırlanmıştır. Böylece tehlikeli durumlarda yaşanan anlamlı ve önemli bir tepki olan kaygı ve korku, salgın sürecinde bireylerin özel ve iş yaşamını ciddi düzeyde olumsuz etkileyen bir hastalık durumuna dönüşmüştür. Yavaş yavaş yeni normale dönüş yapıyoruz. Bu süreçte psikolojik olarak farklı kaygılarla boğuşup, endişelerimizi kendimize yük ederek şu soruları düşünüyoruz; salgın bittikten sonra, yaşam normale dönmeye başladığında, bizler bu normalleşme sürecini psikolojik olarak nasıl yaşayacağız? Yeni yaşam biçimine kolay uyum sağlayabilecek miyiz?
Yeni normalleşme sürecinde de kişiler uyum sorununu yaşayabilirler. Yeni bir dünyaya gireceğiz ve bu dünyada bilmediğimiz çok şey var. Panikleyebiliriz ve bir sorunla karşılaştığımız zaman çözüm üretmeye odaklanmak bizim için çok zor olabilir. Ama çaresiz değiliz. Yetkili makamlar, tecrübeli insanlar, destek sistemleri bunun için var. Psikolojik uyum, kişinin çoğu zaman belirli bir davranış ya da düşünce modeli eğilimidir. Bu anlamda bireyler pandemi ve değişikliklere karşı geliştirdikleri düşünce modeline göre pandemi sonrasına uyum sürecini yaşayacaktır. Örneğin hapşırmak kişinin düşünce modelinde tehdit oluşturuyor ise kişi otomatik olarak hapşıran kişiden uzaklaşarak kendini koruyacaktır. Bu canlının yaşamını korumak için geliştirdiği işlevsel uyumdur. Ülkemizin normalleşme politikasına göre normalleşme sürecini yaşamak için dört aşamalı psikolojik uyumu günlük yaşantımıza uyarlayabiliriz.

NORMALLEŞME SÜRECİNDE PSİKOLOJİK UYUM AŞAMALARI

1.Pandemi dönemin biteceği ve bizlerin normal yaşamımıza geçeceğimizi kendimize hatırlattığımız aşamadır. Bu aşamada normal yaşama geçerken zorlanmamak için kazanmış olduğunuz yeni alışkanlıklarımızla birlikte, yaşamın diğer alanlarına getirdiği yeniliklerin hayatınızı etkileyecek olduğunu unutmamalıdır.
2.Önlemlerin hala devam ettiği ancak bizlerin evden dışarıya çıkabildiğimiz, hayatımızı normal şekilde ancak önlemlerin sürekli göz önünde bulundurulduğu aşamadır. Bu aşamada korku, öfke, kaygı ve stres duyulabilir. Normal hayatın içinde olsak da ilişkiler pandemi öncesi dönem gibi olmayabilir. Öksüren birini görünce kolayca kaygılanabileceğimiz tedbir aşaması.
3.Bu aşamada yasakların çoğu kalkacağı ve hijyenin önemini sürdürüyor olacağı için; ruhsal olarak da tehlike algısının azalmış olması beklenebilir. Kişilerin belirsizlik algısı yerine planları gündeme gelebilir.
4.Yaşamın tamamen normale döndüğü aşamadır.
Bu aşamalarda uyum sorunu yaşayan biri için sorunu çözmek için şunlar önerilebilir;
1.Aşamalı olarak hedefe gidilmelidir. İlk etapta karmaşık olanı değil daha anlaşılabilir ve sakin olan ortam, faaliyet, görev, amaç vs. tercih edilmelidir.
2.Kişi düşüncelerini, duygularını ifade etmek için çabalamalıdır.
3.Kişi istediğini ve sorunu net olarak tanımlamalıdır. Sorun nedir, bu problemden kim ya da ne sorumludur? -Seçenekler nelerdir? Her bir seçeneğin artı ve eksi yönleri nelerdir?
4.Zaman yönetimini iyi planlamalıdır.
5.Sosyal yaşamdan uzaklaşmamalı, yeni hobiler edinilmeli, eğlenceli aktivitelere yönelmelidir
6. Nefes ve gevşeme egzersizleri yapmalıdır.

YENİ NORMALE DÖNÜŞ VE OKUL FOBİSİ

İnsanların yaşamlarında ve alışkanlıklarında ani ve beklenmedik değişiklikler – hem olumlu hem de olumsuz – kaçınılmaz olarak korku ve kaygı uyandırır. Tarihsel olarak sosyal korku ve endişenin ana nedenleri; Pandemiler / salgınlar, savaşlar ve doğal afetlerdir. Yüksek ölüm oranlarına neden olan ve her gün yeni bir boyut kazanan pandemi, bireylere küresel ölçekte korku ve endişe yaşatmaktadır. 

Pandemi etkisini eğitimin her kademesinde gösterirken hayat devam ediyor. 12 Ekim pazartesi itibariyle öğrenciler kademeli olarak şu anda 2 gün olmak üzere yüz yüze eğitim için okula başlıyor aileler ve eğitimciler, gençleri ve çocukları hazırlama telaşında ve her birimiz belirsizlikle karşı karşıyayız. Ancak olabildiğince sakin kalarak ve temkinli davranarak çocuklarımızın duygusal ihtiyaçlarını karşılayabiliriz.

Eğitimin evden olması çocukları birçok açıdan zorluyor. Okul hayatının evlere taşınması evlerde ders işlemek, sınava hazırlanmak, farklı stresleri de beraberinde getirdi. Ödev yapmanın şekli, dersleri işlemenin stratejileri tamamen değişti. Motivasyon ve konsantrasyon ile ilgili yaşanan durumlar form değiştirdi. Özdisiplin gerektiren kendi başına çalışma becerileri henüz oturmuş değil. Bu nedenle online dersleri takip etmek, verilen ödevleri yapmak ve ödev yapmayı sürdürmek, ilkokuldan lise sona birçok öğrenci için çok büyük bir probleme yol açmakta.  Çok düzenli ve planlı olan öğrenciler için bile, kendini çok rahat hissettiği ev ortamında kendiliğinden bilgisayarın başına geçecek, ödevleri takip edebilecek, tek başına bu sistemi sürdürebilecek bir beceri henüz gelişmediğinden çocukların sırtına ağır bir yük yükleniyor ve yapmaları bekleniyor. Bu süreçte birçok öğrenci bu işin altından kalkamadığı için kendini suçluyor; performans kaygıları, yetersizlik ile yalnızlık duyguları ve kendine güvensizlikle boğuşuyor. Çocuklara ve gençlere her zamankinden daha yakın ve toleranslı olabilmeliyiz. Onları her koşulda sevdiğimizi onlara hissettirebilmeliyiz.
Mart ayından beri yaşananlara baktığımızda, çocuklarımız pandemi döneminde eğitimden geri kaldılar diye düşünebiliriz. Hayat devam ettiği sürece her şeyin telafisi mümkün. Yeter ki ruh sağlığı bozulmasın. Anne babaların özellikle evde çocuklarına daha yakın bir ilgi göstermeleri gerekiyor, hem duygusal olarak hem de evdeki eğitim koşullarını destekleme bakımından. O zaman koşullar olumsuz etkilemez ve telafi mümkün olur. Olayın kendisi tek başına mutlak bir olumsuzluk yaratmaz aslında.

SALGIN SÜRECİ OKUL FOBİSİNİ ARTTIRABİLİR

Okul korkusu nasıl ortaya çıkmış olursa olsun, kaynağı genellikle anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusudur. Yapılan araştırmalar okul fobisinin yaz tatili gibi okula uzun soluklu ara verme dönemlerinden sonra artış gösterebildiğini ortaya koyuyor. İçinde bulunduğumuz  salgın sürecinden dolayı öğrenciler yaklaşık 7 aydır yüz yüze eğitimden mahrum kaldılar. Çoğu öğrenci ilk kez okuldan bu kadar uzun bir süre uzak kaldı. Okula yeni başlayan ve başlayacak olan çocuklar sosyal ilişki bağları kuramadılar ve okula uyum sürecini tamamlayamadılar. Dolayısıyla okul fobisi yaşamış olan çocukların böylesine uzun bir aradan sonra tekrar aynı durumu yaşayabilir.

Okul Fobisi Yaşanan Durumlarda Yapılabilecek Bazı Çalışmalar:

  • Öğrenciye okula başlamadan önce orada ne yapacağı, kimlerle bulunacağı ve ne kadar kalacağı anlatılmalıdır. Öğrenci kaygılı ise bu kaygı küçümsenmeden kabul edilmelidir ve önceden öğretmenine bilgilendirilmesi yapılmalıdır.
  • Okul fobisinin okula gittikten sonra başlıyorsa okulda kaygıyı tetikleyen bir şey olduğu anlamına gelir. Bunu bulmak, çözmek ve güveni tekrar sağlamak için bu süreçte okuldaki rehber öğretmeninden yardım alınmalıdır.
  • Okulda travmatik bir durum mu yaşandı; arkadaşlarıyla, öğretmeniyle bir sorun mu yaşadı; performans kaygısından dolayı bir okul fobisi mi yaşıyor diye sormak gerekir.
  • Ayrılmadan önce onun bir aktiviteye geçiş yaparak rahatlamasını sağlayabilirsiniz. Ne zaman onu almaya geleceğinizi söyleyip her gün bu bilgilendirmeyi yaparak saatlere sadık kalırsanız öğrenci ne zaman eve gidebileceğinin bilincini daha rahat kazanır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN