REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Siirt Gazetesi

2. KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI VE SİİRTLİ BİR KAHRAMANIN ÖYKÜSÜ!

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
2. KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI VE SİİRTLİ BİR KAHRAMANIN ÖYKÜSÜ!
1-Ahmet ARITÜRK( siirtgazetesi@gmail.com )
20 views
13 Ağustos 2018 - 13:30
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

14 Ağustos 1974 tarihimiz açısından çok önemli bir gündür. Bu tarihte, 2. Kıbrıs harekâtı başlatılmıştır. O günleri yaşayan biri olarak gururla anımsadım. Türkiye genelinde olduğu gibi, İlimizde ve Şehrimizde de heyecan doruk noktadaydı. Genç, yaşlı hemşerilerimiz (bizi de askere alın, savaşa gönderin) diyerek, askerlik şubesinin önünü doldurmuş, harekâta gönülden destek vermişlerdi. Yine harekata yakın günlerde ben ve kardeşim Metin mitingler düzenleyerek, her iki harekâtı da fiilen desteklemiştik.

Yunanistan’ın uzlaşmaz tutumu ve Ada’da Türklere karşı giriştikleri katliamlara (DUR) demek açısından, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a çıkarma yaptı. 14 Ağustos günü sabah saatlerinde başlatılan harekât, Yurt genelinde büyük bir hareketlilik sağlanken genciyle, yaşlısıyla, kızıyla. Kızanıyla milyonlarca insanımız, savaşa katılmak için gönüllü olmak konusunda askerlik şubelerine yığılmışlardı.

O yıllarda, Kıbrıs’ta Türk Kuvvetleri Alayı vardı. (1969 yılında ben de bu Alayda 1 yıl süreyle vatani görevimi yaptım) Alay,  Lefkoşa Sancağı ve Komando Tugayı kolordu bölgesinin batı kesimini savunmakla görevlendirilmişti.

Dünya, Kıbrıs’taki katliama seyirci kalınca, Başbakan Ecevit, bunu kabullenemeyeceğimizi söyledi ve ‘Ayşe’ kod adlı barış harekâtı için düğmeye basıldı.

Ada’ya, 1964 Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla gönderilmiş bulunan BM Barış Gücü, Kıbrıs Türk’lerine karşı yürütülen sistemli katliam, yoğun ekonomik kısıtlamalar ve aralıksız sürdürülen terör hareketleri karşısında etkisiz kalmıştı. Türk’lerin, 11 yıl sürecek insanlık dışı bir kuşatma altında yaşamaya zorlanması, olumsuz etkisini her alanda gösterdi. Göçmen olan 30 binden fazla Türk, çadırlarda, sinema salonlarında okullarda barınmak zorunda kalmıştı.

Kıbrıslı Rumlar, uyguladıkları bütün bu ekonomik abluka ve diğer baskı yöntemleriyle Kıbrıslı Türklerin direnişini kıramayacaklarını anlayınca, 1967’de tekrar saldırıya geçmiş, Adaya gizli yollardan sokulan ve sayıları 20.000’i bulan Yunan birlikleri de, Türk köylerine karşı yapılan bu saldırılarda rol alıyorlardı.  Saldırılar karşısında Türkiye müdahale hakkını kullanacağını söyledi.

Bu arada Yunanistan’daki Cunta 1974’te Rum lideri Makarios’a karşı bir darbe düzenledi. Geçici bir süre için ‘Türk kasabı’ olarak bilinen Nikos Samson, Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Ve Kıbrıs Türk halkına karşı katliamları devam ettirdi.  Başbakan Bülent Ecevit, adadaki Yunan işgalini önlemek amacı ile müdahaleye karar verdikten sonra, diğer bir garantör devlet olan İngiltere’den  birlikte hareket etme desteği istedi ama alamadı. Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki girişimlerden de bir sonuç çıkmadı. Bunun üzerine Türkiye hükümeti; 1960 Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan tek yanlı müdahale hakkını kullanarak, 20 Temmuz 1974’te Mutlu Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi. Sabah saatlerinde uçakların bombardımanından sonra, Türk ordusu 6:15’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma başlattı. Denizden çıkarma Karaoğlanoğlu plajına yapıldı. Rumlar, Türkiye’nin 1963 ve 1967’deki gibi adaya müdahale edemeyeceğini düşünmüş bu yüzden ilk başta etkili müdahale edememişlerdi.. Ancak akşama doğru karşı harekata başladı. Türk kuvvetleri 22 Temmuz’da Girne’yi ele geçirdi. Türk paraşütçüleri Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’nın Türk kesimine indi. Yunan birliklerinin Ada’da garantör olarak bulunan Türk birliğine saldırması ise, çarpışmaların Ada geneline yayılmasına neden oldu. 22 Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararını kabul etti. Türk müdahalesi sonucu Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Nikos Sampson Hükumeti de yıkıldı.

8 Ağustos’ta II. Cenevre Konferansı’nın yapılmakta olduğu zamanda Türklerin ‘iyi niyet jesti’ olarak Limasol ve Larnaka civarında bir miktar köyü boşaltmış olmalarına rağmen, Rum EOKA-B işgal ettikleri yerleri tahliye etmedikleri gibi, ellerindeki esirleri de serbest bırakmadı. Cenevre konferansına katılan Dışişleri Bakanı Turan Güneş, anlaşmanın mümkün olmadığı anlamına gelen ‘Ayşe Tatile Çıksın’ parolasını Başbakan Bülent Ecevit’e bildirdi. Ayşe, Turan Güneş’in kızının adıydı.

13 Ağustos’ta Türk birlikleri tekrar ilerlemeye başladı ve 16 Ağustos’ta Lefke ve Magosa’nın kurtarılmasıyla sona eren üç günlük II. Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi.

Milli Selamet Partisi ateşkesi değil, Kıbrıs’ın tümünün alınmasını istiyordu. Böyle bir duruma, dünya kamu oyunun müsaade etmeyeceği ortadaydı. Başbakan Bülent Ecevit, Milli Selamet Partisi kanadına ateşkesi kabul etmemeleri halinde hükümetin bozulacağını ifade etti. Bu ateşkes ile Erbakan’ın planı hayata geçmemiş oldu. Harekat neticesinde bir taraftan Magosa’ya diğer taraftan Lefke’ye varılarak Türk tarafının sınırları çizildi. İki harekatta toplam 498 Türk askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit oldu. Artık Kıbrıs; kuzey ve güney olmak üzere ikiye bölünmüştü…

14 Ağustos’ta Rumlar, köylerinde; savunmasız, çoğu çocuk, kadın ve yaşlı yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştü. Birliklerimiz 14 Ağustos akşama doğru Paşaköy ve Serdarlı’ya girerek soydaşlarımızla kucaklaştılar. 15 ve 16 Ağustos’ta doğu ve batı istikametlerinde ileri harekâtına devam eden birliklerimiz Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgeyi tamamen kontrol altına almışlardır… Sonuç olarak: Kıbrıs Barış Harekâtı ile Kıbrıslı Türklerin can güvenlikleri sağlanmış, Rumların Enosis hayali Akdeniz’in karanlık sularına gömülmüştü.

İkinci Kıbrıs Barış Harekâtında Siirt’in Şırnak ilçesinden (o tarihte Şırnak henüz il olmamıştı) Er Salih Kabul, ağır yara almış ve bir ayağı kopmuştu. Siirtli Erin öyküsünü bir subay şöyle anlatmaktadır:

“Harekata katılan erlerden biri isabet eden top mermilerden adeta toprağa gömülmüştü. Yüzbaşım, ben ve tabur doktorumuz Üsteğmen Taner Göde, o istikamete doğru fırladık. Mehmetçiğin kızgın güneşten kavrulan sakallı yüzü, ye­şilimsi bir renk almış, tebessüm eder gibiydi. Gözlerinin canlı­lığı kaybolmamıştı. Sağ bacağı hemen dizinin altından kopmuş, bir karış kemik parçası, kopuk dizinin ucunda duruyordu. Sağ eliyle potininin içinde kanlı et yığını gibi duran kopuk bacağını sımsıkı tutuyordu. Kopuk bacaktan fışkıran kutsal temiz kanı, toprakta köpürüp fokurduyordu. Doktor ilk müdahaleyi yaptığı sırada ben ve Yüzbaşım, telaşla emirler veriyor, bir araç bulunmasını istiyorduk… Bu sırada Salih bir ara kendine geldi, başını kaldırdı ve yaşaran gözlerimize bakarak: “Niçin telaş ediyon gomutanım? Gözlerinizdeki yaşlar niye ki? Anamız bizi bugünler için doğurmadı mı? Hele bir cigara verin,” diye mırıldandı, tekrar bayıldı. Hiçbir şey söyleyemedim, dudaklarımı öylesine ısırmışım ki, az sonra yanımdaki er: “Komutanım, ağzınızdan kan geliyor, bir şey mi oldu?”dedi. “Hayır” diyebildim. Çünkü o kan, ağzım­dan değil, paramparça olan yüreğimden geliyordu… Kahraman Salih’i, mücahitlerimizin civardan temin et­tikleri Land-Rover marka bir ambulansa, bulunduğumuz böl­geye bir kâbus gibi çöken Rum topçu ve havan ateşine rağmen süratle yükledik. Artık onun yaşayabilmesi, zamanın ve kaderin insafına kalmıştı! Araç, boğaz bölgesinde kurulan sahra hasta­nesine giderken, üzerindeki Kızılay bayrağına rağmen, Rumlar tarafından aracın vurulması için açılan uçaksavar ve makineli tüfek ateşini büyük bir üzüntü ile izledik… İşte savaş meydanlarının yiğit askeri, Mehmetçik böyle bir in­sanlık abidesiydi. Böylesine bir askeri tanımak için onun gerçekleş­tirdiği böylesi kahramanlıkları okumak değil; demek ki, kaderde bir­likte paylaşmak da varmış diye düşündüm bir an. Yüce Atatürk’ün şu veciz ifadesi onu ne kadar iyi tanımlıyordu: “Dünyanın hiçbir ordusunda, yüreği seninkinden daha temiz ve daha mükemmel bir askere rast gelinmemiştir.” Gerçekten de savaş meydanında cesaretiyle temayüz eden, vatanına, bayrağına, milletine ve komutanına içtenlikle bağlı. İman gücünü, çelik gibi iradesiyle bütünleştirebilen insanoğlu; ancak Türk Milletinin sinesinden çıkabilirdi. İşte tüm bu özellikler de, “Mehmetçik” kavramında birleşmişti. Savaş meydanları bu tarihi gerçeği hep böyle yazmıştı, Kıbrıs savaşlarında da böyle yazmaya devam edecekti. Yukarıda anlatmış olduğum ve bizzat tanıklığını yaptığım bu kahramanlık öyküsü; bu gerçeklerin tarih sayfalarına yansıdıkların­dan sadece bir tanesiydi. Artık savaşın sıcak yüzü, bizim taburumuz personelini de yakmaya başlamıştı…’’

Evet, 1974 yılında birlik ve beraberlik içinde KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI DESTANINI yazan bu millet, yine birlik ve beraberlik içinde olursa, daha nice destanlar yazmağa muktedir olabilir. Bunu düşünmek ve buna göre bozulan birliğimizi yeniden tesis etmek zorundayız.

TAŞLAMALAR

ATINABİNEN KOBOY

TÜRKİYE’YE KASDIN NE

MAFYA BABASI DEĞİL

BENCE İBNESİN, İBNE

 

KUMARHANE İŞLETEN

BİR MAFYA BABASINDAN

OLURSA BÖYLE OLUR

BİLESİNİZ Kİ BAŞKAN

 

DONALD TRUMP GERÇEKTE

ÇOK AKILLI BİR DELİ

SEÇİM KAZANMAK İÇİN

OYUN PEŞİNDE BELLİ

 

SEÇİM KAZANMAK İÇİN

ÜLKEYİ NE HALLERE

DÜŞÜRÜYORLAR BAKIN

VE SEYREDİN İBRETLE

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.