Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet ARITÜRK
Ahmet ARITÜRK

20 NİSAN KUTLU DOĞUM GÜNÜ MÜNASEBETİYLE: PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED’E ATATÜRK’ÜN DUYDUĞU BÜYÜK SEVGİ

Dinimizin büyük önderi HAZRET-İ MUHAMMED (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) miladi 571 yılının 20 Nisan tarihinde dünyaya teşrif etmişlerdir. 1989 yılı öncesinde (Kutlu Doğum Haftası) diye bir hafta yoktu. Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifleri Hicri takvime göre kutlanır ve bu sebeple değişken olurdu. Kutlu Doğum haftası uygulamalarıyla Peygamber Efendimizin dünyayı teşrifleri iki ayrı zaman diliminde kutlanmış olmaktadır. Kutlamasına kutlayalım amma bunun adı BİD’ATTIR. Müslümanlar olarak, zaten her gün en az beş vakit (namazlarda) Peygamber Efendimizi anıyor, mübarek ruhlarına salat ve selamlarımızı arz ediyoruz. Başkalarının hatırlatmalarına gerek kalmadan da anmağa devam edeceğiz.

Hazret-i MUHAMMED’E olan sevgimizden kimsenin şüphesi olmasın. Benim 3 oğlum var. Peygamber Efendimize sevgim dolayısıyla 3’ünün de ön adlarını (MUHAMMED) olarak koymuşum. MUHAMMED FATİH, MUHAMMED MUSTAFA ve MUHAMMED CÜNEYT. Bunun yanında Peygamber Efendimizin mübarek hayatlarını kendi kabiliyetime göre (HATEM-ÜL EMBİYA, ALEMLERE RAHMET HZ. MUHAMMED) adını verdiğim 240 sayfalık bir kitabımda şiirsel olarak ifade etmeğe çalışmışım. Bunun haricinde yine Peygamber Efendimizle ilgili  sayıları 100’ü aşan şiirlerim yayınlanmıştır. Bütün bunları yazıyorum ki, (KUTLU DOĞUM HAFTASI) adı altında kutlanan haftanın BİD’AT OLDUĞUNA dair sözlerim yanlış anlaşılmasın. Suudi Arabistan dahil, Dünyanın hiçbir Müslüman ülkesinde (KUTLU DOĞUM HAFTASI) diye bir kutlama yoktur. Türkiye’de bu kutlamanın, 23 Nisan Kutlamalarına alternatif bir kutlama olarak icat(!) edildiği iddiasında olanlar da bulunmaktadır. Yani, bir yerde Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü unutturmaya yönelik bir uygulama olarak yorumlayanlar var.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bir PEYGAMBER SEVDALISI olduğu gerçeğini üzerine basa-basa anımsatmak için bugünkü yorumumuzu bu konuya ayırdık. Ki, Yüce ALLAH’IN (celle celelühü) SON PEYGAMBERİ HAZRET-İ MUHAMMED ile Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü karşıt gibi göstermek çabasında olan terbiyesizler belki utanırlar! Haşa, Mustafa Kemal Atatürk, Hazret-i Muhammed’in karşıtı mı! Elbette ki hayır! Bunlardan biri Dinimizin büyük önderi, YÜCE ALLAH’IN (Celle Celelühü) RESULÜ, diğeri ise Türkiye Cumhuriyetinin halaskârı (kurtarıcısı) ve milli önderimizdir.

Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü, İslam dinine ve Hazret-i MUHAMMED’E karşıymış gibi göstermek gafletinde bulunanlara, O’nun diliyle cevap verelim.

Atatürk’ün Kuran-ı Kerim’e duyduğu derin sevgi ve saygısı, İslam dininin en saf şekliyle yaşanmasına olan inancı, onun dindar yönünü her dönemde ortaya çıkarmıştır. Her zaman gerçek din ile batıl inançlarla dolu gericiliği net biçimde ayıran Atatürk, birçok konuşmasında, samimi ve içten bir şekilde Allah’tan, İslam’dan, Kuran’dan saygı ve bağlılıkla bahsetmiştir. Hz. Peygamberimizi övmüş ve Türk Milleti’ne, gerçek dine sarılmayı ve daha dindar olmayı tavsiye etmiştir. Allah’a yönelmede Hz. Muhammed’i rehber göstermiştir:

“Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”

Hz. Muhammed’i överek O’nu kendisine örnek alan Atatürk, Hz. Muhammed’in peygamberliğine kesin olarak iman etmişti. Hz. Muhammed’e duyduğu hayranlığı ve O’nun peygamberliğini heyecanla anlattığı bir sırada yanında bulunan M. Şemseddin Günaltay, Atatürk’ün o anki halini şöyle anlatmıştır:

“… Atatürk’ün denizlerden renk alıp renk veren gözleri, masanın üzerinde serili haritaya dikildi ve beni kolumdan tutarak masanın başına çekip parmağını bir noktaya dikti. Bu, kendi elleriyle çizdikleri bir askeri harita idi ve Hz. Muhammed’in büyük Bedir Cengi’ni adım adım gösteriyordu. Hz. Muhammed’e ve O’nun peygamberliğine kadar, büyük askeri dehasına hayran olan Sakarya Galibi, Bedir Galibi’ni göklere çıkarırken, “O’nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar” diye heyecanlandı.

Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların kârı değildir, O’nun Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır.

“Büyük bir inkılâp yaratan Hazreti Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.”

Atatürk, dinimizin tam anlamıyla ve aslına uygun olarak yaşanmasını ve milletimize doğru, modern, hurafelerden arındırılmış bir din anlayışını benimsetmeyi hedeflemiştir. Hiçbir aşırılığa kaçmadan, Kuran’ın modern bir dünyayı tarif ettiğini çok net biçimde izah etmiştir. Açıkça anlaşılmaktadır ki, gerçek manada dindarlık, heyecanlı fanatiklerin, tutucu, kapalı görüşlü kimselerinkinde değil; Atatürk’ün tarif ettiği ılımlı, insancıl, modern yapıda kendini göstermektedir. Büyük Atatürk’ün, İslam dinini, Kuran-ı Kerim’i, Hz. Peygamberi ve dini müesseseleri öven tüm bu sözleri, O’nun dinimize olan içten bağlılığını gösteren somut ve tartışılmaz belgeler olarak kabul edilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, Hazreti Muhammed’e olan sevgi ve saygısı, yaşanan örnek olaylarda ortaya çıkmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından çıkarılan Diyanet Dergisi’nin 2007 Kasım ayı sayısında emekli öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. A. Vehbi Ecer’in, ”Atatürk’te Peygamber Sevgisi” başlıklı yazısında, yaşanan olaylarla Atatürk’ün Hazreti Muhammed’e duyduğu sevgi ve saygı anlatılmaktadır. ”Beğenilen, değer verilen, önemli görülen şey sevilir. Atatürk’ün beğendiği, saygı duyduğu, değer verdiği, takdir ettiği en büyük insan Peygamberimiz Hazreti Muhammed idi” ifadesinin yer aldığı yazıda, Atatürk’ün Hazreti Muhammed’in büyüklüğüne dil uzatanları affetmediğine dikkat çekilerek yaşanan şu olaya yer verilmektedir:

”Allah ve Peygamber konuları ulu orta Atatürk’ün yanında tartışma konusu yapılamazdı. Bir gece sofrada sohbet sırasında Peygamberi tenkit ederek Atatürk’e yaranacağını zanneden birisinin konuşmasını kızgın bir şekilde elini masaya vurarak, keser ve ‘bu konuyu kapatın… Peygamberi küçültmek isterseniz, kendiniz küçülürsünüz!’ der.”

Atatürk’ün 1 Kasım 1924’te yaptığı konuşmada, Hazreti Muhammed’in kabilesi tarafından sevilen bir kişi olduğunu ve nasıl peygamber olduğunu anlatmaktadır:

”Son peygamber olan Muhammed Mustafa, 1394 sene evvel Rumi Nisan içinde rebiülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi sabaha doğru tan yeri ağarırken doğdu… Hazreti Muhammed eyyam-ı sabavet (çocukluk günleri) ve şebabeti (gençliği) geçirdi. Fakat henüz peygamber olmadı. Yüzü nuranî (ışıklı, saygı uyandıran) sözü ruhanî, reşit, rüiyette bibedel (görünüşte emsalsiz), sözüne sadık ve halim, mürüvvetçe (iyilikseverlikte) saire faik (başkalarına üstün) olan Muhammed Mustafa, evvela bu evsaf-ı mahsusa (özel nitelik) ve mütemayizesiyle (sivrilmesiyle…) kabilesi içinde Muhammed’ül-Emîn (güvenilir Muhammed) oldu.

Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin muhabbetine, hürmetine, itimadına mazhar oldu. Ondan sonra ancak 40 yaşında nübüvvet ve 43 yaşında risalet (peygamberlik) geldi. Fahr-i alem Efendimiz namütanahî (sonsuzca) tehlikeler içinde, bipayan (tükenmez) mihnetler ve meşakkatler karşısında 20 sene çalıştı ve din-i İslamı tesise ait vazife-i peygamberi ifaya muvaffak olduktan sonra vasıl-ı ala-yı illiyyin (cennetin en yüce yerine erişen) oldu.”

Atatürk, 1926 yılında da yaptığı bir konuşmada Hazreti Muhammed’in adının unutulmayacağını vurgulayarak: ”O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür” ifadelerini kullandığına dikkat çekmektedir.

Atatürk’ün İslam Düşmanı Bir Şarkiyatçının Hz. Muhammed Hakkında Yazdığı Bir Kitaba Gösterdiği Tepki.

“1930 yıllarında, İslam düşmanı bir şarkiyatçının Hz. Muhammed hakkında yazdığı bir kitabı tercüme eden bir yazar, eserini Atatürk’e takdim eder. Atatürk kitabı inceledikten sonra tarihçi Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’ı çağırtır ve kitap hakkında fikrini sorar. Günaltay’ın cevabı:

-Ele alınacak bir şey değil, bir facia olur Paşam.

Atatürk Günaltay’ın sözünü bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanında bulunan Başvekil İsmet Paşa’ya dönerek:

-Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın, der.”

1930 yılında Hazreti Muhammed’i küçük düşürmeye yönelik ifadeleri içeren bu kitap ve yazar hakkında Atatürk’ün, şu açıklamayı yaptığı kaydediliyor:

”Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesi’nde en büyük komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.”

İslam dininin dünya insanlığı için büyük bir inkılâp olduğunu ifade eden Atatürk’ün, Hazreti Muhammed’in vefatının yıldönümü dolayısıyla 1930 yılında yaptığı bir konuşmada da İslam dininin insanlık için bir inkılap oluşunu ve korunması gerektiğini şu cümlelerle açıkladığı kaydediliyor:

”Büyük bir inkılâp yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli etmek gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, bir an evvel onu toprağa tevdi etmek değil yapmış olduğu inkılâbı emniyet altına almaktı…”

Sonuç: İslam dinini iyi anlayan ve İslam peygamberinin büyüklüğüne, eşsizliğine hayran olan, O’na iftira edilmesine razı olmayan ve izin vermeyen Atatürk’ün dinimize ve Peygamberimize karşı olmadığını, Atatürk’ün sadece ve sadece yanlış ve batıl inanışlar ile dinin istismarına karşı olduğunun anlaşılması gerekmektedir.

Unutmayalım ki, KUR’AN-I KERİMİN ilk Türkçe tercümesi, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN emriyle Elmalılı Hamdi Yazır’a yaptırılan mealdir.

Yorumumuzu Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’E SALAT VE SELAMLARIMIZLA, Mustafa Kemal Atatürk’e de rahmet dileklerimizle noktalıyoruz.

TAŞLAMA

MESCİD-İ AKSA NEDEN

HALA ESİR DURUYOR

AHMAK MÜSLÜMAN NEDEN

BİRBİRİNİ VURUYOR

BİRBİRİMİZE DÜŞSEK

 OLACAĞI BU ELBET

15 MİLYON YAHUDİ

VAR DÜNYADA DİKKATET

HANÇER GİBİ SAPLANDI

BAĞRINA MÜSLÜMANIN

ELBET PAYI VAR BUNDA

AB’IN VE SAM AMCANIN

BİR BUÇUK MİLYARDAN ÇOK

MÜSLÜMAN VAR DÜNYADA

ONBEŞ MİLYON YAHUDİ

YİNE REST OKUMAKTA

O MESCİD-İ AKSA Kİ

İLK KIBLEGAHTIR BİZE

ESİRDİR EY MÜSLÜMAN

SİLKİN BİR GEL KENDİNE

MİNHACI MUHAMMED’İN

Mİ’RAÇ GECESİNDE BİL

MESCİD-İ AKSA İÇİN

CAN VERİR TÜM EHL-İ DİL

MESCİD-İ AKSA ESİR

VAR UYAN EY MÜSLÜMAN

SÖYLE UTANMAZ MISIN

HAZRET RESULULLAH’TAN

BU YAHUDİ BİR FİTNE

VESİLESİ DÜNYADA

HASIM HATTA ONLARA

BİL HAZRET-İ MUSA DA

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER