REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Siirt Gazetesi

YABANCI GÖZÜYLE AZİZLER DİYARI SİİRT (2)

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
YABANCI GÖZÜYLE AZİZLER DİYARI SİİRT (2)
5-Cüneyt ARITÜRK( kanal56@hotmail.com )
12 views
23 Haziran 2021 - 13:40
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

CUMHURİYET DÖNEMİ; Cumhuriyet döneminde sorunların kökenine inilmeden, kolaycı ve yukardan formüllere dayanıp, bölgede yaşayan farklı unsurların kimliğine bakılmaksızın çözümler üretilmek istenmesi; kimi zaman toplumsal, ekonomik ve kültürel sorunları hiç düşünmeden askeri ve inzibati önlemlerle yetinilmesi bütün hükümetlerin tercihi oldu.

Siirt ve çevresi uzun yıllar belirli bir istikrarın sağlandığı, sorunların fazla büyümediği ama buna karşılık ekonomik ve sosyal dengesizliğin devamlı arttığı bir bölgeydi. Bu özelliğini yıllarca korumasına rağmen son dönemde yaşanan terör sorunu ile birlikte kendini sıcak çatışmanın içinde bulan Siirt ve çevresi; umulur ki, bundan sonra sağlanacak güven ortamı içinde soruna yapılacak ciddi, bölgenin etnik ve kültürel özelliklerini dikkate alan yaklaşımlarla geçmişin hoşgörülü, karşılıklı sevgi ve güvene dayalı ortamını yeniden yaşayacak ve ekonomik gelişimini sürdürecektir.

TARIM; Bugün Siirt ve ilçelerini kapsayan yerleşim bölgeleri, tarih boyunca genel olarak aşiretlerin yaşama alanları olduğu için tarımsal üretimde önemli bir gelişmeye sahne olmamıştır. Bu konudaki ekonomik verileri Osmanlı Devleti’nin 19.yüzyılda yayımlamış olduğu devlet ve vilayet salnameleriyle ünlü Fransız araştırmacı Vital Cuinet’in La Turquie d’Asie adlı önemli eserinde bulmaktayız.

Tarımsal üretimle ilgili olarak 1874 Diyarbekır Vilayet Salnamesi’nde o dönemde Diyarbekir’e bağlı olan Siirt sancağında, 1 350 000 kilesini (ölçek) buğdayın oluşturduğu toplam 3.060 000 kile tahıl üretildiği belirtilmektedir. Aynı salnameye göre tahıl dışı tarım ürünlerinin başında kuru üzüm, kişmiş üzüm, soğan ve boyacılıkta kullanılan nar kabuğu gelmektedir. Bu dönemde kökboya üretimi ile hayvan yeni olarak kullanılan ama bugün farklı kullanım alanlarına sahip mazu da önemli gelir kaynaklarıydı.

Cuinet, özellikle 1890’larda Bıttım üretiminin yılda 150 bin okkayı bulduğuna işaret etmektedir. Aynı yıllarda Siirt ve çevresinde bağcılık da önemli bir gelir kaynağıydı. Meşhur Bineteti ve Tayfi üzümlerinden elde edilen kuru üzüm, pekmez (dibs) ve pestil (harire) ile birlikte Pervari’nin ünlü Zivzik narından yapılma nar ekşisi (habrımman) ile boyacılıkta kullanılan nar kabuğu o dönemin koşullarına göre yöre halkının hem ihtiyaçlarını karşılıyor hem de önemli girdiler sağlıyordu.

Bu dönemde Siirt ve yöresinin bir diğer önemli geçim kaynağı, hayvancılık ve bundan sağlanan gelirlerdi. Tüm bu bölgede var olan aşiret yapısından dolayı koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların oluşturduğu hayvansal üretimde peynir, önde gelen bir üründü. Özellikle çok değişik bir tadı olan Siirt Otlu Peyniri (sirike), günümüzde de benzerlerinden farklı lezzetini korumaktadır.

Bunun yanı sıra aynı dönemde tiftik üretimi de önemli bir gelir kaynağıydı. 1869 Diyarbekir Salnamesi”nden alınan verilere göre, üretilen 100 bin ölçek tiftiğin 75 bin ölçeği dışarı satılmaktaydı. Tiftiğin yanı sıra yapağı ve özellikle Pervari’de üretilen bal ve balmumu da yörenin sayılı gelir getirici ürünleriydi.

Cuinet, 1890’da Siirt ve yöresinde 81.273 koyun ve 79.289 keçi bulunduğunu belirtmekte ve bu konuda Garzan, Şirvan ve Eruh’un en zengin merkezlerden olduğuna işaret etmektedir. Bu konuda yaklaşık olarak aynı verileri Siirt’in daha sonra bağlandığı Bitlis’in 1892 Vilayet Salnamesi’nde de görebiliriz.

YAKIN DÖNEM; Siirt, Osmanlı döneminde var olan kapalı ekonomik yapısını Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında da sürdürdü. Özellikle uaşım imkanlarının sınırlı ve il merkezinin ticari yolların uzağında oluşu şehrin gelişimini olumsuz yönde etkiledi. 40’lı yıllarda il sınırları içinde petrolün bulunması, 1944’de demiryolunun Kurtalan’a kadar uzatılması, karayolu bağlantılarının artması vb. etkenler 50’li yıllardan sonra gelişimi bir ölçüde hızlandırdı.

Bu tarihten sonra tarımsal üretim içinde hayvancılıktan sağlanan gelir, bitkisel üretimin artışıyla ikinci plana düşmeye ve modern tarım tekniklerinin gelişmesiyle birlikte verim yükselmeye başladı. Özellikle 1950’den sonra ekilebilir tarım arazilerindeki gelişme 1970’lerden sonra 100 bin hektarın üzerine çıktı. Bugün Siirt’te tahıllardan en çok ekilen buğday olup, arkasından arpa ve az miktarda pirinç gelmektedir. Ancak bütün bu ürünlerin Türkiye genelindeki payı oldukça düşüktür.

Son dönemde idari yapılanmada yapılan değişiklikle, Batman ve Şırnak’ın il yapılması, Siirt’in tarım arazisini daraltmış, doğal olarak bu değişiklik tarımsal üretime etki etmiştir. Bugün toplam arazinin yüzde 14’ünü oluşturan tarım topraklarının 62.721 hektarı kuru, 4200 hektarı ise sulu tarıma ayrılmış bulnmaktadır.

Siirt İl Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü’nün son raporuna göre ilimizde yıllık buğday üretimi 45 bin ton, arpa 22 bin ton, kuru mercimek ise 7200 ton olarak gerçekleşmektedir.

Şehrimizin önemli bir gelir kaynağı olan ünlü Siirt Fıstığı üretimi de yılda 2 bin tona yaklaşmıştır. Son yıllarda az da olsa bir gelişme kaydeden sulu tarımla birlikte, sağlanan teşvikler sonunda meyva ve sebze üretimi artmış, sulanan arazilerde pamuk ve tütün üretimi gelişmiştir.

Siirt’te doğal olarak yetişen meyan kökü üretimi ise yıllardır süren çabalara rağmen beklenen düzeye ulaşamamış, yıllık üretim 3-4 bin tonda kalmıştır.

Tarımda kullanılan alet ve makina sayısında söz konusu nedenlerden dolayı fazla bir artış görülmemiştir.

Bugün hayvancılık, Siirt’in önemli bir gelir kaynağı olmasına rağmen, üretimde gerekli modernizasyonun gerçekleşmesi, ürünlerin pazarlanmasında yaşanan güçlükler ve daha başka nedenler yüzünden istenen bir düzeyde değildir. Bunda, hiç kuşkusuz yıllardır bölgede Kürt sorunu nedeniyle yaşanan çatışmaların, özellikle hayvancılığı olumsuz bir yönde etkilemesinin payı çok büyüktür. Ancak buna rağmen geliştirilen bazı projelerle birlikte, yetersiz de olsa kooperatifçilik özendirilmiş ve özel fonlarla hayvancılığa destekler sağlanmıştır.

Ünü sadece Türkiye’de değil tüm dünyada duyulmuş Pervari balıyla birlikte Eruh ve Şirvan’da da gerçekleştirilen bal üretimi ise son yıllarda az bir artışla yılda 80 tona ulaşabilmiştir.

SANAYİ; Tarih boyunca Siirt ve yöresinde gelişen zanaat dallarının başında dokumacılık gelmektedir. Bugün şehrimizin battaniyeleri, yüzyıllardır süregelen ince ve ustalıklı bir emeğin, süzülmüş bir hünerin ürünü olarak sadece Türkiye’de değil tüm dünyada da ünlenmiştir. Bunun yanı sıra 19.yüzyıldan beri Sason ve civarında dokunan cicim türü Kürt kilimleri, tiftikli ve yünlü aba, ipekli kumaş üretimi de oldukça gelişmişti.

1869 tarihli Diyarbakır Salnamesi’ ne göre Siirt Sancağı’nda bir yılda 10 bin adet ipekli kumaş, 9 bin adet yünlü kuşak, 9 bin adet tiftikli aba ile 5 bin top Siirt basması üretilmektedir. Aynı salname, o yıllarda özellikle Pervari gibi dağlık yörelerde kullanılan yemenilerle, Kürtçe Reşşik adı verilen bir çeşit kar ayakkabılarının imalatının gelişmiş olduğunu kaydeder.

Ancak 19.yüzyılda en gelişmiş zanaat kolunun bakırcılık olduğu konusunda tüm kaynaklar birleşmektedir. Gerçekten, o dönemin Ermeni ustalarının maharetleriyle oldukça gelişmiş bir imalata sahip olan Siirt Bakırcılar Çarşısı, bugün bütün özelliklerini kaybetmiş olsa dahi yine de Siirt’in tarihi bir mekânını yaşatmaktadır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Siirt ve çevresinde sanayi imalatına dayalı bir üretimden bahsetmek mümkün değildir. Bu yıllarda birkaç maden çıkarma işletmesi ile ilçelerdeki geleneksel dokuma tezgahları ile daha çok il merkezinde yoğunlaşmış ev içi üretimine dayalı battaniyeciliğin dışında bir imalata rastlanmaz. 1927 Sanayi Sayımı’na göre şehirde işyerlerinde çalışan işçi sayısı 1278 idi.

Cumhuriyet’ten sonra çıkarılan Sanayii Teşvik Kanunu’ndan yararlanan tek işyeri ise 1929’da Yasin Aral tarafından kurulan, 1939’da geçirdiği bir yangından sonra tevsii edilerek yeniden faaliyete geçen Yeni Hayat Un Fabrikası’ydı. 1960’lı yıllara kadar üretimde bulunan fabrika uzun yıllar şehrin 20’ye yakın işçi çalıştıran tek işyeriydi.

1940’da Raman’da petrolun bulunmasıyla önce küçük bir petrol tasfiyehanesi olarak faaliyete geçen daha sonra 1948’de kurulan ve giderek modern bir işletme haline gelen Batman Petrol Rafinerisi; Batman’ın il yapılmasından önceki yıllarda Siirt’in en büyük sanayi kuruluşuydu.

1960’lı yılların sonuna kadar Siirt ve o dönemdeki il sınırları içinde yine oldukça cılız ve daha çok tarıma dayalı, tütün, yem, peynir ve tereyağı gibi tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi ürünleri imalatı görülmektedir. Ancak, bölgede iyi niyetlerle girişilen sanayi yatırımları maalesef kalıcı olmamaktadır.

Nitekim, 1976’da kurulan Siirt Yem Fabrikası ile Siirt ve çevresinde yetişen meyankökünden ilaç ve kozmetik sanayiinde kullanılmak üzere meyanbalı üretmek için 1973’de kurulan Siirt Meyankökü Fabrikası (SİSTAŞ) üretimlerini durdurmuş bulunmaktadır. Yine 1982’de Suat Kayhan’ın kurduğu Kayhan Un Fabrikası da bugün çalışmamaktadır.

TİCARET; Dünden bugüne Siirt’te ticaret de, Türkiye’nin diğer illerine oranla fazla bir gelişme göstermemiştir. Şehrin tarih boyunca ticaret yollarının uzağında kalan konumu, ilçelerin bazılarının dağlık yörelerde oluşu, yıllarca Diyarbakır ve Bitlis vilayetlerine bağlı bir sancak olarak ticari faaliyetten soyutlanmasına neden olmuştur.

Siirt’in il dışına gönderdiği fıstık, ceviz, badem, bal, mazı, sımak, yün, tiftik vb. ticari ürünler de dünden bugüne pek fazla çeşitlenmemiştir. 1980 Sanayi ve İşyerleri Sayımı’na göre Siirt’te toplam olarak 1539 ticari kuruluş bulunmaktaydı. Bugün ise bu rakamlardaki küçük artışlar, ilde önemli bir ticari gelişimi yansıtmamaktadır.

Siirt ve çevresinin dağlık bir yörede oluşu, tarih boyunca ulaşımı olumsuz yönde etkilemiş, bu da doğal olarak ekonomik gelişmeyi engellemiştir. Bugün bile il merkezinin civar illerle olan karayolu bağlantısında son noktada oluşu, bu olumsuzluğun devamına neden olmaktadır.

ULAŞIM; Bununla birlikte 1940’lı yıllarda Kurtalan’a kadar uzatılan demiryolu ve o yıllardan başlayarak günümüze kadar süregelen karayollarının yapımı, şehrin diğer iller ve bağlı altı ilçeyle bağlantısını sağlamış bulunmaktadır. Özellikle Batman ve Diyarbakır’dan geçen karayolu, Siirt’i güneye bağlayan ve şehirlerarası yolcu ulaşımında önemli bir işlevi olan karayoludur.

Bunun yanı sıra Siirt-Şırnak yolu ili doğuya, Siirt-Bitlis yolu ise ili kuzey-doğuya bağlamaktadır. Ayrıca 1994 yılının Eylül ayından itibaren düzenli olarak gerçekleştirilen hava ulaşımı da Siirt’in son yıllardaki gelişimine önemli bir katkı sağlamış olmasına rağmen bugün havaalanı kapatılmış durumdadır.

EĞİTİM; Osmanlı döneminde Siirt ve çevresinde eğitim geri ve eğitim kurumları da az sayıdaydı. Tarih araştırmacısı Vital Cuinet, 1890’da Siirt Sancağı’nda 1 rüştiye, 57 sıbyan mektebinin yanı sıra 15 tane medrese bulunduğunu; buralarda 66 öğretmenin görev yaptığını, rüştiyenin 170, medreselerin 100 ve sıbyan mekteplerinin ise 4040 öğrenciye sahip olduğunu yazmaktadır.

Cuinet aynı yıllarda Siirt’te Ermeni Gregoryenler ile Ermeni Protestanların birer liseleri olduğunu ve buralarda kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı ders yaptıklarını, Ermeni öğrencilerin toplam sayısının 335 olduğunu kaydetmektedir.

1892 tarihli Bitlis Vilayet Salnamesi’ne göre sancak sınırları içinde 52 medrese bulunmakta, bu medreselerde ise 372 öğrenci eğitim görmekteydi. 1898 Maarif Salnamesi’nde ise Siirt’teki tek rüştiyede 54 öğrenci olduğu belirtilmekte, Ermenilerin, Katolik Keldanilerin ve Protestanların da birer birer rüştiyesinin olduğuna işaret edilmektedir. 1903 Maarif Salnamesi’ne göre sancak sınırları içinde medrese sayısının 15’e düştüğü buna karşılık öğrenci sayısının 220 olduğu belirtilmektedir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Siirt’te okul sayısında fazla bir yükselme görülmemektedir. 1943’te ilkokul sayısı 20 civarında iken bu tarihten sonra artış görülerek, bu rakam 1961’de 170’lere ulaşmıştır.

Bugün ise il sınırları içinde 49 ana sınıfı, biri özel olmak üzere 159 ilköğretim okulu, 8 lise, 1 Anadolu Lisesi, 1 Teknik Lise ve Kız Meslek Lisesi, 1 Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi, 1 İmam Hatip Lisesi ve 2 Ticaret Meslek Lisesi bulunmaktadır. Ayrıca Tarım Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı birer meslek lisesi de faaliyette bulunmaktadır.

Siirt’te okur-yazarlık oranı da yüzde 65 olarak saptanmış bulunmaktadır. Ayrıca Dicle Üniversitesi’ne bağlı Siirt Eğitim Fakültesi de 800’e yaklaşan öğrencisi ile öğretime devam etmektedir.

KÜLTÜR; Siirt çok önemli bir yörede, birçok uygarlığın yayılma alanlarının kesiştiği bir bölgede kurulduğu için bunların kültürel birikimlerinden etkilenmiş, bugün bile kökenlerine inilmesi çok kapsamlı araştırmalara muhtaç kültürel kalıntıları günümüze kadar taşımıştır.

Siirt ve yöresinin dağlık, ulaşımının sınırlı oluşu Anadolu’nun diğer illerinde görülen yerleşik “şehir kültürü”nün biçimlenmesini engellerken; yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin aralarındaki etkileşimlerin asgari düzeyde gelişmesi, o kültürlerin özgünlüğünü bir ölçüde koruyarak kuşaklar boyunca iz bırakmasını sağlamıştır.

Yazılı tarih öncesi Siirt ve yöresinde biçimlenen kültürün, doğal işbölümüne, tarım ve hayvancılığın ayrımına dayanan ve daha çok bölgesinin dağlık olmasından kaynaklanan ve buna göre biçimlenmiş öğeler taşıyan özellikleri vardı. Bölgede yaşayan halkın dinsel inanışları daha çok Mezopotamya’da gelişme göstermiş uygarlıkların etkisindeydi. Bölge halkını oluşturan Hurrilerin kültürü ise gökyüzü ve tabiat tanrılarına bağlı, Gılgamış Destanı gibi sözlü edebiyatın Anadolu’daki en gelişmiş örneğini yaratmıştı.

Bölgede İ.Ö. 9.yüzyılda Urartu Devleti’ni oluşturan Urartular ise çeşitli Hurri boylarından meydana gelmekteydi. Van ve çevresinde egemenlik kuran bu devlet, batıda Siirtr ve Pervari’ye, güneyde bugünkü Irak sınırına kadar dayanmış özellikle mimaride güzel örnekler vermiş maden işçiliğinde gelişme göstermiştir.

Gerek Urartular gerekse daha sonraları bölgeye egemen olan İskitler, Medler ve Persler dönemlerinde, Siirt ve yöresi farklı kültürlerin etkisinde kalmış, değişik dinsel inanışların merkezi olmuştur. Özellikle dağlık yörelerde, çok değişik dinlere ve tanrılara inanışın yaygın oluşu, yer yer meydana gelen savaşların ana nedeninin bir anlamda din ve kültür çatışması olduğunu göstermektedir.

Nitekim daha sonraları bu çatışma başka bir boyut kazanmış, Sasanilerler Romalıların savaşları, bir anlamda Zerdüştlükle Hıristiyanlığın çatışması biçiminde ortaya çıkmıştır.

İslamiyet’in Anadolu’da ilk etkilediği bölgelerden biri olan Siirt ve çevresinde önce Maliki ve Hanbeli mezheplerinin aracılığıyla Sünnilik, sonra Şafiilik ve Türklerin gelmesiyle birlikte Hanefilik yayıldı.

Malazgirt’ten sonra Artukluların egemenliğine geçen Siirt’e daha sonra Akkoyunlular ve Safeviler hakim oldu. İdris-i Bitlisi’nin içinde yer aldığı anlaşma sonunda Osmanlı yönetimine geçen Siirt ve civarı aşiret kültürünün egemen olduğu bir yöreydi. Şehir merkezinde ise bu kültür, binlerce yıldan beri süregelen, yazılı tarihöncesine dayanan sözlü ve yazılı kültürel birikim ve mirasla biçimlenerek, farklı özellikler kazandı.

Bugün bile inançlardan törelere, nişan, düğün, sünnet, doğum törenlerinden bayram ve şenliklerde gördüğümüz ve başka hiçbir yörede rastlanmayan ritüellerle kendini ortaya koyan özgün Siirt kültürünün temeli buna dayanmaktadır.

Cumhuriyet’in il yıllarında Siirt’te çok hızlı kültür değişimleri yaşanmadı. Türkiye’nin birçok yöresinde, köylerde, şehirlerde görülen dönüşümlerin yanı sıra Siirt, tarihte olduğu gibi ticaret yollarının dışında olduğundan bunlardan fazla etkilenmedi ve geleneksel yapıyı bir ölçüde korudu.

1940’larda Batman’da petrolün bulunuşu ardından demiryolunun Kurtalan’a kadar uzatılması belirli bir değişim sürecinin başlangıcı oldu. Bu süreç 1950’lerde hız kazandı. Türkiye’deki toplumsal yapının değişimi, geleneksel yapıların çözülmeye başlaması başta il merkezi olarak Siirt’e, ilçe olarak öncelikle Batman ve Kurtalan ile diğer merkezlere yansıdı.

Ulaşımın artması, yolların yapılması eğitimin çağdaşlaşması, radyo, gazete gibi kitle araçlarının günlük hayata girmesi, sağlık hizmetlerinde görülen iyileşme ve daha bunun gibi birçok faktör varolan geleneksel, kapalı kültürel yapının kırılarak yeni öğelerle tanışmasını sağladı, kültürel farklılıklar azalmaya başladı.

1960’lı yıllardan günümüze uzanan dönem boyunca2 Siirt, eski geleneksel kültürel özelliklerini kaybetmiş, hemen hemen Anadolu’nun her yöresinde, her ilinde ve ilçesinde görülen köylere kadar yayılan ortak bir kültürün geri dönülmez öğelerini benimsemiş durumdadır. Bu kaçınılmaz sonuç, son yıllarda bölgenin bütününde yaşanan çatışmalarla birlikte değişik görünümler kazanmış; savaşın, silahın, terörün biçimlendirdiği bir başka kültürü de yeşertmiştir.

Bugün için eski Siirt kültürünün bilinen, geleneksel öğeleri artık çok gerilerde kalmıştır. SİDER ve benzeri kuruluşların yapmaya çalıştığı şey; geçmişin zengin kültürel mirasını araştırmak, kültür tarihimizi günışığına çıkarmak için çaba sarfetmektir.

BESLENME; Siirt ve çevresinde genel olarak hayvancılığı ve hayvan ürünlerini temel alan bir beslenme biçimi hâkimdir. Tarih boyunca doğa koşullarının yaratmış olduğu bu durum, günümüzde de sürmekte, geleneksel beslenme biçimlerindeki değişiklikler ağır gelişmektedir.

Özellikle başta et olmak üzere, süt, peynir, yoğurt gibi hayvansal ürünlere dayalı beslenme biçimi köylerde ve il merkezinde günlük ev yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olarak yerini korumaktadır.

Siirt mutfağında sebzeye dayalı beslenme biçimi, değişen tüm koşullara rağmen henüz işlevsellik kazanmış değidir. Şu anda bile mutfaklarda çok sınırlı kullanılan ıspanak, pırasa, karnabahar ve benzeri sebzelere düne kadar besin değeri olan gıda maddeleri olarak bakılmaz, sadece bol yağlı et yemeklerinin, bulgur köftelerinin ya da hamurların yanında sindirimi kolaylaştırmak amacıyla çorba olarak pişirilirdi.

Kitel’in, Perde Pilavı’ nın, Valh diye tabir edilen kaburga yemeğinin ve Cogat’ın yanında bamya, ekşili sebze çorbası, bir çeşit ıspanak çorbası olan Pırtıke, kekikten yapılmış çorba olan Çorbıt zahtar gibi.

Hayvansal gıdaların dışında yöre halkı tarafından en çok tüketilen yiyecek türleri de bulgur ve bulgur çeşitlerine dayalı ürünlerdir. Bunlara dayalı, köfte, pilav, çorba vb. yemekler de süt, yoğurt, peynir gibi hayvansal ürünlerle birlikte kullanılmakta; değişik pişirme yöntemleriyle ortaya çıkan lezzetler, Siirt ve çevresine özgü bir özellik taşımaktadır. Kitel, Kifte’l leben, Kitel fum, Zengero, Sever basal gibi…

Siirt sofrasında meyve de son yıllara kadar üzüm, elma ve armut dışında fazla yer almazdı. Ama özellikle Tezyid diye tabir edilen bağbozumu, eski Siirt’in günlük hayatında çok önemli bir toplumsal olay olup, sonbaharda şehrin hayatını renklendirir, daha sonra bağbozumunda kurutulan üzümler, yapılan Harireler(Pestil), pekmezle yapılan nefis tatlılarımız Rayoş meketip ve Varak ke’ek soğuk kış günlerini, uzun geceleri süslerdi.

Bugün için Siirt’te beslenme biçimi ve alışkanlığı olarak birçok değişimi gözlemek mümkündür. Değişen toplumsal koşullar, yaşanan ekonomik zorluklar, uzun yıllar günlük hayatı etkileyen terör, halkın yüzlerce yıl süregelen geleneksel alışkanlıklarını, beslenmeye ve yemek kültürüne olan bakışını değiştirmiştir.

Bunun yanısıra modern yaşamın sunduğu farklı imkanlar, ulaşımın hızlanması, gıda ürünlerinin tüm dünyada daha geniş pazarlara yayılması vb. etkenler de geleneksel yemek kültürlerinden uzaklaşmayı getirmiş bulunmaktadır.

Bütün bunlara rağmen geleneksel pişirme yöntemlerinin yarattığı eski lezzetlerin, hayvansal ve tarımsal ürünlerin binlerce yıldan beri insanoğlu tarafından tüketilerek kazandığı eski beslenme biçimlerinin, süzülerek daha işlevsel hale konulup, yaşatılmaya çalışılması bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de benimsenmiştir.

Kuşkusuz Siirt ve yöresinin yemek kültürünü bu anlayış içinde korumak, geliştirmek ve ülkenin, dünyanın birçok yerinde yaşayan insanlara tanıtmak SİDER gibi sivil toplum kuruluşlarının görevidir.

YEMEKLER; Siirt’in çok tanınmış, özellikle yemekli toplantıların, ziyafetlerin ve çeşitli törenlerin vazgeçilmez yemekleri vardır, bölgeye hangi kavimler tarafından getirildiğine dair fazla bilgiler yoktur.

Eskisi kadar sık olmasa bile bugün de pişirilen bazı Siirt yemek ve tatlıları:

PERDE PİLAVI; İçinde piştiği bakırdan yapılmış fes ya da kavuk biçimindeki tencereye, hangi amaçla böylesi bir biçim verildiği de bilinmemektedir.

Perde Pilavı için daha önce kızartılmış olan keklik, tavuk veya hindi suyu ile birlikte pirinç hafif bir ateşte pişirilir.

Bu malzeme, daha önce hazırlanmış olan, yumurta, süt ve yağ ile yoğrulan her iki yanına da badem yerleştirilmiş hamurla iç tarafı sıvanmış tencereye yerleştirilir. Ardından tencerenin ağız kısmı da aynı hamurla kapatılır. Pişirme işlemi ise kömür ateşi üzerinde döndürülerek, yapılır. Bu tamamlandıktan sonra, geniş bir tepsi alınıp, Perde Pilav tenceresi tersyüz edilerek, daha önce iç çeperi yağlanmış olan tencere yavaşça üzeri pişmiş, kızarmış içi pilav, keklik veya tavuk eti bulunan pişmiş hamurdan ayrılır. Perde Pilavı tenceresinin şeklini alan nefis yemek hazırdır. Yapılacak şey, bir bıçakla börek pişerek kızarmış kabuğu kesip, servis yapmaktır.

PERİVE; Tandırda susuz olarak pişirilen kuyu kebabı diye de bilinen Biryan’a Siirt’in yerel Arapça diyalektinde Perive adı verilir. Bazı yerlerde Büryan diye de bilinen bu kelime başka dillerde de kullanılmaktadır. Mesela, Sırpça’da Pirjan kelimesi Türkçeden alınmıştır.

Siirt’te genellikle yaz aylarında yenilen bu yemeği şimdi İstanbul dahil bazı illerde her mevsimde bulmak mümkündür. Perive pişirmek için önce etler kemiklerinden ayrılır, ardından daha önce yakılmış ve alevi sönmüş, kızgın kuyu biçiminde yeraltı fırınına çengellerle sarkıtılarak, fırının ağzı kapatılır. İki saat içinde pişen etler çıkarılarak, çengellere asılmış olarak satışa sunulur. Perive yemeği için eskiden şimdiki gibi özel salonlar yoktu. Genellikle ekmek fırınlarında, bir köşeye konmuş alçak masalar ve ip örgülü kürsülerde servis yapılırdı. Şimdinin Cola türü değişik meşrubatlarının yerine soğuk ayran ve su içilirdi. Bugün orta yaşı devirmiş Siirtliler için de en lezzetli Perive ise “Sufi Abdülkerim’n Perivesi” idi.

KİTEL; Siirt köftesi diye de bilinen Kitel de davetlerin özel yemeği olarak bilinmektedir. İnce, köftelik bulgurun, su ile yoğrulmasıyla bulgur hamuru hazırlanır. Daha sonra elle kıyılmış yağlı et ile pirinç, maydanoz, soğan ve biraz baharattan oluşan bir karışım yapılır. Bu karışım avuç içinde yuvarlanarak disk haline getirilmiş bulgur köftesinin içine yerleştirilir ve elle düzeltilir. Ardından bu köfteler kaynar suda haşlanarak, pişirilir ve servise sunulur. Oldukça ağır olan kitel yemeğinin yanında mutlaka bamya, ekşili çorba veya Pırtıke diye adlandırılan ıspanak çorbası verilir.

COKAT; Özellikle yerel bir bayram olan ve geçmişi çok eskiye, Hıristiyan halkla ortak yaşanan dönemlere belki de daha da gerilere giden Cıgor Bayramı’nda pişirilen bir yemektir.

Adını sığır, koyun, keçi gibi hayvanların kalın barsağına verilen bumbardan alan bu yemek bazı yerel ağızlarda mumbar olarak da kullanılır. Farsçada muba diye geçen bu kelime Bulgarca ve Sırpçaya ise bumbar olarak geçmiştir.

Cokat’ı hazırlamak için barsaklar daha önce bol suyla temizlenir ve tuzlanır, bir ucu bildiğimiz iplikle dikilir. Ardından bu barsakların içine yıkanmış pirinç, elle çok ince doğranmış et, maydanoz, karabiber ve bazen de kuş üzümünden oluşmuş karışım doldurulur. Barsakların açık olan ağızları da dikildikten sonra hava alması için birkaç yerde delikler açılarak, su dolu tencereye atılarak, kaynatılır. Barsakların piştiği anlaşıldıktan sonra tencereden çıkartılır ve bir süre sonra servis yapılır.

KİTEL FUM; Bir çeşit sarımsaklı köfte olan bu yemek, özellikle kış mevsiminde Pazar sabahları, hamam dönüşünde yenilir. Bu köftenin özelliği ince bulgurdan, elle diskler şeklinde yuvarlanmış köftelerin içine birşey konulmamasıdır. Kaynar suda haşlanan bulgur köfteleri, daha önce hazırlanmış, içine yağlı ev kavurmasının atıldığı, bol sarımsaklı karışımını oluşturduğu bir çeşit sosla birilte yenir. Hazmı güç ama o derecede de lezzetli bir yemektir.

KİFTE’L LEBEN; Yoğurtlu bulgur köftesi diye bilinen bu yemek için yoğrulmuş olan ince bulgur hamuru, orta kısımları başparmakla bastırılmış olarak küçük parçalar halinde hazırlanır ve kaynar suda haşlanır. Daha önce hazırlanmış olan sarımsaklı yoğurdun içine yerleştirilen bulgur köfteleri, üzerine kırmızıbiber konulmuş kızdırılımış yağ gezdirilerek servis yapılır.

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.