Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fatih ARITÜRK
Fatih ARITÜRK

ADALET, TATİLE ÇIKACAK!!!

Varlığı pek hissedilmeyen Adalet, TATİLE ÇIKACAK! 20 Temmuz 2022 günü itibarıyla başlayan Adli tatil, 31 Ağustos’a kadar devam edecek. Hâkimler, savcılar 40 gün sürecek bu uzun tatilden yararlanmak için çalıştıkları adliyelerden çoktan ayrıldılar, bile! Her kesimin çalışanları gibi, adliyecilerimiz de elbette tatili hakketmektedirler.

Adli tatil yasal olarak 20 Temmuz’da başlar ve 31 Ağustos gününe kadar devam eder. 1 Eylül tarihleri ise, yeni adli yılın başlangıç günüdür.

Tabii, Adli tatil başlasa bile, yasayla bakılması ve devam etmesi zorunlu davalar vardır. Onlar da nöbetçi mahkemeler tarafından sürdürülür. Nasıl bir hastane, tatil günleri doktorsuz bırakılmaz, güvenlik güçlerinin nöbetçi birimleri tatil günleri göreve devam ederlerse, adli tatil günlerinde de görevli hâkimler ve savcılar vardır.

Adli tatil olması, adaletin tatile girmesi demek değildir. Çünkü adalet yılın 365 günü varlığını sürdürmesi gereken bir kavramdır. Dolayısıyla tatile çıkan adliyecilerdir, ADALET DEĞİLDİR!

Ama, zaman-zaman ADALETİN DE TATİLE ÇIKTIĞI, YILLARCA TATİL YAPTIĞI OLUR! Yasamanın eliyle adaletin tatile çıkarıldığı çok olmuştur. Adil olmayan her yasa, adaletin kendisinin tatile çıktığının göstergesidir. Bu bakımdan diyoruz ki, tatile çıkanlar adalet mensupları (hâkimler, savcılar) olsunlar da, adalet, yerli yerinde dursun! Sakın ola ki, adil olmayan yasalar ihdas ederek, adaleti tatile çıkarmayalım! Adalete uymayan yasalar çıkarılmışsa, yanlıştan bir an önce geri dönülsün!

Son yıllarda çıkarılan bazı yasaların, gerçek demokrasilerin var olduğu hukuk sistemiyle ne kadar çelişkili olduklarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden peş-peşe yüzümüze çarpılan kararlardan gözlemliyoruz da, acaba ülkemizde (ADALET TATİLE Mİ ÇIKTI) istifhamını duyarak haklı olarak endişeleniyoruz! Adalet’in, sadece bir isim olarak kalmış olmasından kuşkulanıyoruz! Şunu da anımsatmakta yarar var. Adalet kavramına o kadar önem veriyoruz ki kız ve erkek çocuklarımız için de (ADALET) adını verdiğimiz olmaktadır. Adli tatil sona erdiğinde adaletin geri geleceğine inansak, yine de mutlu olacaktık. Ne var ki, tatilden dönen adliye mensubu savcılar, hâkimler olacak! Yani, adaletin kendisi bu gidişle ne zaman geri döner belli değildir!

Zannedilir ki ADALETE TALEP, DEMOKRASİ ile başlamıştır.  Demokrasiyle idare edilen ülke insanlarının talepleridir. Oysa ADALETE TALEP, insanlık tarihi ile yaşıttır. Adaletsizlik, yeryüzünde HABİL – KABİL olayı ile başlamıştır. Habil, masumiyeti; Kabil ise zulmü simgeler!

Firavunların, Nemrutların dönemlerinde bile adalet istemi vardı. Firavunlar da, Nemrutlar da bir konuda hüküm vermek için divanlarındaki adalet temsilcilerinin düşüncelerini alırlardı. Günümüzde Adaletin üç saç ayağından biri olarak tanımlanan SAVUNMA HAKKINA en despot yöneticiler bile dikkat ederlerdi.

Rejimlerin adı ister cumhuriyet, ister mutlakıyet, ister diktatörlük olsun yöneticilerin ilk görevleri (EN ZAYIFIN HAKKINI, EN KUVVETLİDEN ALMAK) halkları arasında adaleti sağlamaktır. “Herhangi birini sevdiğinde insaflı davran ki haksız kimse haklının önünde yer almasın. Eğer birinden nefret edersen, Allah’ı hatırlayarak ona zulüm etmekten kaçın” İslam dininin kurallarıdır.

İslami kurallarla yönetilen ülkelerde adlarına KADI denilen, günümüzde HÂKİM olarak isimlendirilenler arasında, en zayıf konumdaki tebaanın haklarını teslim etmek konusunda dönemlerindeki halifelerin, padişahların, ümeranın aleyhine karar verenler olmuştur. İşte, tatbikatta en zayıfın hakkını, en kuvvetliden almak budur.

  1. yüzyılda sözde demokrasi ile yönetilen ülkelerin durumlarına bir bakınız. Gerçek anlamda Adalet var mı! Kuvvetliler, zayıfları ezerken; zulme (dur) denilebiliyor mu! Demek oluyor ki, adı demokrasi olan rejimlerde bile adaletle yönetilmediğimiz durumlar var.

Mahkeme kararlarını bir yana bırakalım da diğer konulardan örnekler verelim:

*Kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan atamalarda, adaletten söz edilebilir mi!

*Milyonlarca işsizin bulunduğu bir ülkede, birilerine hem de katmerli 3-5 maaş verilmesi adalete uygun mu!

*Fakirlerden ve zenginlerden KDV adı altında eşit oranda vergi alınması adil midir!

*Vatandaşları ırk, din, dil, mezhep gibi saiklerle ayrıştırarak (BİZDEN OLANLAR) ve (BİZDEN OLMAYANLAR) diye ayrıştırmak doğru mudur!

*Birlerini zengin etmek için çeşitli olanaklar sunarken, birilerini cezalandırarak hizaya getirmeye çalışmanın adaletle yorumlanacak bir yanı var mı!

*Devletin imkânları üleştirilirken birilerine kepçe-kepçe, birilerine çay kaşığı ile dağıtmak adil midir!

Soruları çoğaltmak mümkün. Bütün bunlar için rejimlerin adlarının CUMHURİYET veya OTOKRASİ OLMASI fark etmez. Bütün bunlardan önce sorulması gereken tek bir soru var. YÖNETİM ADİL Mİ, DEĞİL Mİ!!!

Evet, yıl boyunca önlerindeki dosyalardan başlarını kaldıramayan adliyecilerimiz (hâkimler, savcılar) adli tatil sayesinde kafalarını dinleme imkânı bulacaklar. Ancak, vicdanen müsterih olmaları için yıl içinde verdikleri kararların ne derece isabetli olduğunun muhakemesini yapmak durumundadırlar.

Adliyecilerin tatil yapmaları iyi de, Allah korusun ADALETİN KENDİSİ TATİLE ÇIKMIŞSA NE DEMELİ! Bir ülkede adalet tatile çıkarsa, vay o ülkenin haline! Adaletin, bir saniye bile tatilde olması, yıkım demektir. (Beraatına), (Tutuklanmasına), (İdamına), kelimeleri hep saniye işi kelimelerdir amma, uygulama olarak ne kadar önemli oldukları ortadadır. Bu ve benzeri kelimelerden biri yanlış yerde ve yanlış şekilde kullanıldığı zaman, yapacakları tahribatın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.

(Bir saatlik adalet, seksen yıllık ibadetten hayırlıdır) hadis-i şerifinin anlamını iyi kavramak gerekir. Bu bakımdan hâkimler, savcılar ve adaleti ayakta tutmakla mükellef olanlar gerçekten çok şanslıdırlar. Çünkü bir saat içinde seksen yıllık ibadet etmiş gibi sevap kazanmak imkânına sahiptirler.

İslam dininin yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’de adaletle ilgili çok sayıda ayeti kerimeler bulunmaktadır. Bunların bazılarının meallerini sunarak, adaletin önemine dikkatleri çekelim:

Her Cuma günü hutbelerin sonunda okunan bir ayet-i kerime vardır. Bu ayet:

*“İnnallâhe ye’muru bil adli” (Allah adaleti emreder) vurgusuyla başlar.

*“Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.”

*“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun, kendiniz veya ana babanız veya en yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. Haklarında şahitlik yaptığınız kimseler, gerek zengin ve gerek fakir olsunlar. Allah onlara sizden daha yakındır. Onun için haktan ayrılıp da nefsinizin arzusuna uymayın. Eğer adaleti yerine getirmekte veya şahitlikte dillerinizi eğer-bükerseniz veya büsbütün yüz çevirirseniz, hiç şüphesiz Allah, ne yaparsanız hakkı ile haberdardır.” 

Adaletle ilgili bazı hadis-i şeriflerin meallerini de sunalım:

*“Hükmünde, yönetimi ve velayeti altındakiler hakkında adil davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır.”

*“Kıyamet gününde insanların Allah’a en sevgili olanı ve O’na en yakın bulunanı âdil devlet başkanıdır.”

*“Düşmanınıza galebe ederseniz sakın adaletten ayrılmayınız! Onların çocuklarını, ihtiyarlarını, rahiplerini öldürmeyiniz. Onları kendi haline bırakınız. Şayet onlarla anlaşma yaparsanız anlaşmanızı bozmayınız.”

*“Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.”

ANEKDOT

Adaletiyle meşhur bir hükümdar olan Kisra hükümdarı Nuşirevan, sarayının kapısı önüne bir çan koydurmuştu. Doğrudan kendisine şikâyetlerini arzetmek isteyen tebası, sarayın kapısı önündeki çanın ipini çeker ve huzura kabul edilirdi. Bu suretle hiçbir engelle karşılaşmadan doğrudan Nuşirevan’a sorunlarını sunmak fırsatını bulurlardı.

Bir gün yine çan çalmış, ancak, şikâyetçi huzura çıkarılmamıştı. Çanın sesini duymuş olan Padişah şikayetçinin derhal huzuruna getirilmesini emretmiş, şikâyetçiyi Padişaha götürmekle görevli olanlar, çanı çalanın kim olduğunu araştırmışlarsa da, etrafta kimseyi bulamamışlar, durumu Nuşirevan’a arzetmişler. Nuşiravan mazereti kabul etmemiş. “Çan çaldığına göre mutlaka bir arayan var” diyerek, çanı çalanın mutlaka bulunmasını istemiş.

Görevliler, telaş içinde aramalarına devam etmişler. Sonra saraya yakın bir yerde başıboş gezen bir MERKEP (EŞEK) görmüşler. Sarayın kapısı önünden geçerken, ayağının çana bağlı ipe takıldığını ve çanın bu yüzden çaldığını tahmin ederek, durumu Nuşiravan’a arzetmişler. Nuşirevan, “İşte şikâyetçi bu merkeptir” diyerek huzuruna getirilmesini istemiş. Merkep, Nuşirevan’ın huzuruna çıkarılmış. Bakmış ki yaşlı, hasta, yara, bere içinde bir merkep! Emir vererek, merkebin sahibinin bulunmasını istemiş. Arayıp, merkebin sahibini de bulmuşlar ve Nuşirevan’ın huzuruna çıkarmışlar. Nuşievan hiddetle söylenmiş:

-Bu merkebin hali ne böyle!

Sahibi:

-Hayvan yaşlandı, hastalandı. Artık yük de taşıyamıyor. Ben de başıboş saldım diyecek olmuş, Nuşirevan aynı hiddetle:

-Bu merkebi genç ve sağlıklı olduğu sürece kullandın. Üzerine bindin, yüklerini taşıttın, yaşlanıp işe yaramaz hale gelince de sokağa saldın öyle mi! demiş ve merkebin sahibine emir vermiş:

-Şimdi bu merkebi alıp götüreceksin. Yaralarını tedavi edeceksin. Yemini yedireceksin. İyileştirmiş olarak huzuruma çıkaracaksın. Yoksa en ağır cezayı hakkedersin!

İşte asırlar öncesine ait hayvanların haklarını bile gözetleyen bir adalet örneği ve işte günümüzde adaletin geldiği nokta!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER