REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Siirt Gazetesi

ATATÜRK’ÜN, TÜRKİYESİ!

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
ATATÜRK’ÜN, TÜRKİYESİ!
1-Ahmet ARITÜRK( siirtgazetesi@gmail.com )
12 views
16 Aralık 2017 - 15:01
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Türkiye denilince akla ilk gelen Mustafa Kemal ATATÜRK’TÜR. Atatürk denilince de akla ilk gelen elbette, Türkiye’dir. Yani Türkiye ve Atatürk özdeşleşmişlerdir. Ne Türkiye’yi Atatürk olmadan, ne de Atatürk’ü Türkiye olmadan düşünemeyiz. Bunun için de ülkemizle ilgili bütün dünyada yaygın olan deyim (ATATÜRK’ÜN TÜRKİYESİ) şeklindedir.

Türkiye, hiçbir zaman ne İnönü’nün, ne Bayar’ın, ne Gürsel’in ne bir başkasının Türkiye’si olmadı, olmayacak da. Atatürk’ün Türkiye’si olmaktan çıkacak olursa, zaten o zaman Türkiye adında bir devlet de kalmayacak demektir.

Türkiye’nin fabrika ayarları, Atatürk Türkiye’sinin fabrika ayarlarıdır. Bu ayarlarla oynamaya, bozmaya kalkışmak, Türkiye Cumhuriyetini bölmek, parçalamak olur. Bir şekilde bu ülkeyi yönetmek sorumluluğunu yükümlenenlerin bu hususa, bu ince çizgiyi dikkat etmeleri gerekir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin fabrika ayarlarını bozarsanız, ortada TÜRKİYE diye bir devlet kalmaz. Bir bölümü Kürdistan, bir bölümü Ermenistan, bir bölümü Lazistan, bir bölümü Arabistan vesaire olur.

 (Yurtta sulh, cihanda sulh) vecizesiyle kurduğu cumhuriyetin rotasını belirleyerek, lâiklik ilkesiyle iç barışı perçinleyen Mustafa Kemal ATATÜRK, LOZAN antlaşmasıyla da cihanda barışı tesis etmiştir. Yurtta barış isteniyorsa, bunun sigortası LÂİKLİKTİR. Dünyada barış içinde yaşamamızın garantisi ise Türkiye Cumhuriyetinin TAPU SENEDİ HÜKMÜNDE LOZAN ANTLAŞMASIDIR. Bu iki konudan asla taviz verilmemeli, asla tartışmaya açılmamalıdır. Laiklik giderse, iç barış tehlikeye düşer. Lozan tartışmaya açılırsa, dış barış yara alır. Bu açıdan, ne laikliği ne de Lozan’ı asla tartışmaya açmayalım. Bu iki hassas konuyu asla kaşımayalım.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN şu ileri görüşlülüğüne bakınız. 30 Ağustos 1925 tarihinde irat ettiği meşhur Kastamonu nutkunda söylediği “Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikatı medeniyedir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir. Rüesayı tarikat bu dediğim hakikati bütün vüzuhiyle idrak edecek ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapayacak, müritlerinin artık vasılı rüşt olduklarını elbette kabul edeceklerdir. Arkadaşlar; huzurunuzda muvacehei millete beyanı teşekkür ederken hissettiğim ve gördüğüm hususatı olduğu gibi söylemeyi tarih ve vicdan karşısında vazife bilirim” şeklindeki sözleri ne kadar isabetli olmuştur. Düşünebiliyor musunuz, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan FETHULLAH GÜLEN adlı bir MECZUP Türkiye’yi ne hallere düşürmüştür.

Evet, Türkiye Cumhuriyeti ATATÜRK’ÜN TÜRKİYESİ’DİR. Atatürk’ün Türkiye’si olmaktan çıkarırsanız, ortada TÜRKİYE diye bir devlet de kalmaz…

“HANIMI EN GÜZEL OLAN BUYURSUN, İMAM OLSUN!”

İmamlık, gerçekten çok kutsal bir meslektir. Öyle, herkesin yapabileceği sıradan bir iş değildir. Bakmayın siz, İmam Hatip Okullarından hatta İlahiyat Fakültelerinden mezun olanların İMAM olarak atanmalarına!

İmamlığın şartları arasında kıraat, kelam, tefsir, hâdis, fıkıh, tasavvuf ilimlerini tahsil etmiş olmak vardır. İmamların, Devlet tarafından atama suretiyle görevlendirildikleri yılların öncesinde, bir toplulukta cemaatle namaz kılınacaksa, en bilgili olarak bilinen şahsın, imamlık yapması gerekirdi. Şayet, ilim yönünden eşit iki veya daha çok kişi bulunursa, hürmeten, en yaşlı olanı, imamet mevkiine takdim edilirdi. Bunda da eşitlik varsa, hasep-nesep gözetilirdi. Meselâ SEYYİT olanların öncelikleri vardı.

Bütün bunların yanında yine eşitlik bozulmazsa, o zaman da kişiler arasında HANIMI EN GÜZEL OLAN imamlığa takdim edilirdi. “Neden?” diye sorulursa, elbette bunun da bir cevabı vardır! İnsan düşünürse, hikmetini bulmak kolaydır.

İşte, yine böyle bir namaz vakti, çoğunluğunu din adamlarının oluşturduğu bir toplulukta, cemaat halinde namaz kıldırılacakmış. Herkes birbirine bakıyor, imamlık yapmak hakkının kimde olduğu düşünülüyormuş.

Cemaat arasında, çok sayıda bilge insanın bulunduğunu gören nüktedan Siirtli bir Hoca daha fazla dayanamamış ve şöyle söylenmiş:

-Maşallah, aramızda çok sayıda birbirinden değerli Hocalarımız var. Bu durumda, yapılacak tek şey kalıyor. “Hanımı en güzel olan imamlık makamına buyursun!”

Herkesi gülümseten bu teklif üzerine, cemaatte hazır bulunanlar:

-Hocam, o zaman siz buyurun!  diyerek lâtifede bulunmuşlar.

Cemaatin içinde, imamlığa gerçekten en lâyık olanı da zaten oymuş. Bunun üzerine Hoca:

-Vallahi, benim gözümde, benim Hatun gibi güzeli yok! diyerek mihraba geçmiş ve imam olmuş…

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.