Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fatih ARITÜRK
Fatih ARITÜRK

“ERMENİ SOYKIRIMI” YALANI!!!

Hemen her yıl ve özellikle Nisan aylarında TEMCİT PİLAVI gibi ısıtılıp-ısıtılıp Türkiye’nin önüne sürülen SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI(!) bu yıl bir Türk Milletvekili tarafından hem de bir kanun teklifi olarak dile getirildi. Ermeni Soykırımı temcit pilavı gibi yine önümüze sürüldüğüne göre, gerçeklerin ne olduğunu anlatalım istedik.

(Temcit pilavı gibi) sözcüğü, sık-sık kullandığımız deyimlerdendir. Hani, bir konu o kadar sık gündeme getirilir de, sonunda kafamızın tası atar (ne bu kardeşim, temcit pilavı gibi ikide bir aynı konuyu gündeme taşıyorsun) deriz. İşte bu hesap. Evet, sözde Ermeni Soykırımı hep başımızın üzerinde DEMOKLESİN KILICI gibi tutulmaya devam edilmektedir.

Bugüne kadar Ermenistan, Uruguay, Güney Kıbrıs, Rusya, Kanada, Lübnan, Belçika, Fransa, Yunanistan, Vatikan, İtalya, İsviçre, Arjantin, Slovakya, Hollanda, Venezuela, Polonya, Litvanya, Şili, İsveç, Bolivya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya ve Suriye Ermeni Soykırımını kabul etmiş devletler safında yer alıyorlar. Bu ülkelerin yanında Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu da Ermeni soykırımını tanımakta. ABD’nin 41 eyaleti de Ermeni soykırımını kabul edenler arasında.

Demokles’in Kılıcı’nın bir de hikâyesi var. Demokles, İ.Ö. 400 yıllarında yaşamış, Siraküza hâkimi Diyonisyüs’ün yardımcısıdır. Demokles, sarayında sürülen debdebeden dolayı efendisinin herkesten daha mutlu olduğunu sağda solda abarta abarta anlatırmış. Diyonisyüs, görünüşte çok gösterişli olan bu saray hayatının aslında ne kadar ağır bir sorumluluk ve sıkıntı taşıdığını Demokles’e anlatmak istemiş.

Bir gün bir ziyafette, Demokles’i kendi yerine geçirmiş, hizmetçilerine, kendine nasıl hizmet ediyorlarsa Demokles’e de aynı şekilde hizmet etmelerini istemiş. Bu durumdan çok zevk alan, gururu okşanan Demokles, büyük bir keyifle kendinden geçtiği bir sırada, başını yukarı şöyle bir kaldırdığında; tepesinin üstünde, ağzı keskin, sivri bir kılıcın, bir at kılıyla asılı durduğunu birden bire görmüş ve heyecandan elindeki bardağı yere düşürmüş.

Evet, Temcit pilavı gibi ısıtılarak yeniden önümüze konulan ERMENİ SOYKIRIMI YALANININ ASLI NEDİR. Bugünkü yorumumuzda İlimizden örnek vererek konuyu irdeleyeceğiz.

24 Nisan 2015 tarihi, sözde Ermeni soykırımının yıldönümüdür. 1915 yılı ve öncesinde, Türkiye’nin ve özellikle Bölgemizin birçok illerinde olduğu gibi, İlimiz genelinde ve Şehrimizde de çok sayıda Ermenilerin yaşadığı bilinen bir gerçektir. Çünkü Ermeniler de ülkemizin ve Bölgemizin kadim ırklarından biridir. Hatta bugün bile, Şehrimizde kökleri Ermeni olan, ancak, İslâm diniyle müşerref olmuş aileler bulunmaktadır.

1915’li yıllarda Rus kuvvetlerinin Doğu Anadolu’dan sınırlarımıza girmeleriyle birlikte Ermeni isyanları başlatılmıştı. Bu isyanlar özellikle Doğu Anadolu’dan başlayarak diğer vilayetlere yayılmış Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle Ermeniler, “Müslümanların kanını kendilerine mubah” gören bir tavır içine girmişlerdi. Bir Alman generalinin ifadesiyle, “Bölgedeki Müslüman halkı silip süpürmeye başlamışlardı!”

Ermeni çeteleri Osmanlı İmparatorluğunun en zor döneminde Müslümanları sırtlarından hançerler ve bu tür zulüm ve eylemlere devam ederlerken, güvenlik kuvvetleri tarafından Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapılan aramalarda pek çok silâh ve cephane ele geçirilmişti. Osmanlı İmparatorluğunun varlığını tehdit etmeye başlayan bu duruma biraz daha sessiz kalınması halinde telafisi mümkün olmayan durumların yaşanacağı ortaya çıkmıştı!

O yıllarda, Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları yörelerden biri de Siirt’ti. Rahmetli büyüklerimden duyduğum kadarıyla, Şehrimizdeki Ermeniler, Siirt’in en zenginleriydi. Müslüman gençler, o zamanların şartlarında 7-10 yıl gibi uzun süreli askerlik yaparlarken, gayri Müslimler silâh altına alınmazlardı. Bu durum, uzun yıllar için düşünüldüğünde haliyle gayrimüslimlerle, Müslümanlar arasında ekonomik bir uçurumun oluşmasının en önemli sebeplerinden biri olduğu anlaşılacaktır.

Hani, anlatılan bir anekdot vardır. Mustafa Kemal ATATÜRK, Cumhuriyeti kurduktan sonra yaptığı bir yurt içi gezisinde Ermenilerin yoğun olduğu bir Şehre gitmiş. Gördüğü bazı konakları, binaları göstererek

-“Bu kimin, bu kimin?”  diye sormuş.

Aldığı cevap, hep aynı olmuş

“Falanca gayri Müslim’in, filanca Ermeni’nin Paşam!”

Ve ATATÜRK dayanamayarak söylenmiş:

-Peki gayrimüslimler, Ermeniler bu binaları yaparlarken, sizler ne yapıyordunuz?

Yüreği yanık vatandaşın biri taşı gediğine koymuş:

-Yemen’de askerlik yapıyorduk Paşam!

Bu gerçeği böylece vurguladıktan sonra, biz asıl konumuza dönelim.

Yine aile büyüklerimizin  anlattıklarına göre, din farkına rağmen, tehcir öncesinde Şehrimizdeki Müslümanlarla, Ermeniler arasında çok sıcak insani ve ticari ilişkiler varmış. Müslüman ailelerle, Ermeni aileler arasında komşuluk ilişkilerinin de çok yüksek bir düzeyde olduğunu yine o yılları yaşayan aile büyüklerimden duyduk. Öyle ki, Müslümanların bayram günlerinde, Ermeniler, Müslüman komşularını ziyaret ederek, bayramlarını tebrik ederlermiş. Aynı şekilde, Ermenilerin dini günlerinde de, Müslümanlar, Ermenileri ziyaret ederek, günlerini tebrik eder, birbirlerine hediyeler bile verirlermiş.

Hatta “komşu komşunun külüne muhtaçtır” deyiminde olduğu gibi, bir Müslüman aile, evlerinin bir ihtiyacını karşılamak için, Ermeni komşusundan rahatlıkla talepte bulunur, aynı şekilde, Ermeni aileler de, ihtiyaçları olan her türlü sorunları için Müslüman ailelerden yardım talep ederlermiş. Yani, Şehrimizdeki Müslümanlarla, Ermeniler sıcak bir dostluk ve komşuluk ilişkileri içinde bir arada yaşayıp gidiyorlarmış.

Siirt’te bulunan Ermeni ailelerin, Ramazan ayında, Müslümanlara rahatsızlık vermemek için hiçbir şekilde çarşılarda ve sokaklarda yemek yemediklerini, su içmediklerini, gençlerini ve çocuklarını da bu konularda uyardıklarını şimdi artık hayatta olmayan aile büyüklerimizden çok duyduk. Hatta Ramazan ayında, Müslüman komşularına iftar yemeği veren Ermeni aileler bile varmış.

Aile büyüklerimizin anlattıklarına göre, bugün sahiplendiğimiz KİTEL (İÇLİ KÖFTE) aslında Ermenilerin yemeğiymiş. Siirt’in Müslümanları, KİTEL YAPMAYI, Ermeni ailelerden öğrenmişler.

Şehrimizde, DEYR olarak bilinen yörede ERMENİLERE AİT BİR MANASTIR VARDIR. Adı DEYR MİR YAKUP olan bu MANASTIRA ait harabe hala mevcuttur. Zaten, DEYR DEMEK, MANASTIR DEMEKTİR. Yani, DEYR mıntıkası, adını bu manastırdan almıştır.

Bugün Şehrin İNÖNÜ MAHALLESİ olarak bilinen kesimi, genelde ERMENİ AİLELERE AİT EVLERİN olduğu semtti. Burada, Şimdi Merkez Polis Karakolunun olduğu yerde Ermenilere ait bir KİLİSE VARDI. Yine Merkez Karakolunun az ilerisinde halâ ayakta duran AYNSALİP ÇEŞMESİ de, Ermeniler tarafından yapılmıştı. Şunu da açıklayayım. SALİP, (HAÇ) anlamına gelir. Bu durumda AYNSALİP’İN tercümesi HAÇLIÇEŞMESİ olur. Yıllar önce, İnönü Mahallesindeki Kilise binası yıktırıldığında, gizli bir gömünün ortaya çıktığı, inşaatta çalışan işçilerle, bitişiğindeki karakolda görevli polisler arasında paylaşıldığı iddiaları da oldukça yaygındır!

Yine büyüklerimizin anlattığına göre, Siirt’teki Müslümanlarla, Ermeniler arasında dostluk ilişkileri en yüksek bir düzeydeyken, Rusya’nın, Doğu Anadolu Bölgesinde bazı Şehirleri işgal etmesi ve Ermeni komitacıların da, Ruslara destek verdiklerinin ortaya çıkması üzerine, işler bir anda değişmişti. Zamanın Devlet erkânına gelen emir üzerine, diğer illerde olduğu gibi Şehrimizdeki Ermenilerin tenkili için çalışmalar başlatılmıştı. İddialara ve duyumlara göre, Ruslarla ve komitacılarla işbirliği yapan Ermeniler, bir Cuma günü, Müslüman erkekler Cuma namazındayken Camileri basacak ve onları öldürüp, Şehri teslim alacaklarmış. Bunu haber alan Devlet erkânı, erken davranıp, diğer yörelerde olduğu gibi Şehrimizde de Ermenileri tenkil için çalışmalara başlamışlardı. Tehcir sırasında Bazı Ermeni aileler, çocuklarını komşuları olan Müslüman ailelere vermişlerdi. Nitekim Müslüman ailelerin himayesine giren ve Müslüman olan Ermeni kökenli hemşerilerimiz vardır.

Neyse ki, Bitlis’in DELİKLİTAŞ yöresine kadar gelmiş olan RUS BİRLİKLERİ, ülkelerinde meydana gelen ihtilâl üzerine, geri çekilmiş ve memleketlerine geri çağrılmışlardı. Haliyle, kışkırttıkları ve yanlarına çektikleri Ermeniler de, Müslümanlara ve aslında kendi ülkelerine ihanet etmenin cezasını çekmişlerdi.

İşte, temcit pilavı gibi ısıtılıp-ısıtılıp sunulan ve 1915’li yıllarda Ermeni SOYKIRIMI olarak lanse edilen olayın Şehrimizdeki yansıması budur. Osmanlı İmparatorluğu genelinde yaşananlar da bundan farklı değildir. Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğuna ihanet ederek, Rusya ile işbirliğine gitmeselerdi, daha asırlarca iç-içe dostluk ve barış içinde yaşıyor olacaktık. Amma, tarih ihanetleri ve ihanet edenleri asla affetmez!

Maalesef, 1915 yılında bir nefsi müdafaa olarak uygulanan tehcir ve tenkili SOYKIRIM OLARAK nitelendirilen sözde aydınlarımız ve siyasilerimiz bulunmakta. Bu sözde aydınlara göre de Devlet soykırımı kabullenip, Ermenilerden özür dilemeliymiş!

Bu ülkede ne 1915 yılında, ne de başka bir zaman diliminde Ermenilere soykırım yapılmadığına defalarca vurgu yaptık. Bunu, sözü eğip bükmeyi bilmeyen, olayın tanıkları büyüklerimizden öğrendik!

1915 yılında yapılan asla bir SOYKIRIM değildir. Belki, Nefsi müdafaa şartlarında yapılması zaruri bir olaydır, başka bir tanımla İHANETİN CEZALANDIRILMASIDR!

Hem, Devlet, Ermenilerin tenkili için emir vermişken, bunu fırsat bilip, tenkil sırasında kanun dışı davranarak Ermenilerin mallarını yağmalamak için çeteler oluşturarak katliam yapanlar kimlerdir! Bir zahmet, Ermeni soykırımı yalanına destek veren sözde aydınlarımız, siyasilerimiz bu konuyu da araştırsınlar. Ciddi bir araştırma yaparlarsa, bu işi yapanların kendi dedeleri oldukları gerçeğiyle karşı karşıya kalacak ve utanacak yüzleri varsa, yaptıkları ithamlardan utanacaklardır!

Hani (Vur dedik, öldür demedik) şeklinde ifade edilen bir deyim vardır. Devlet, Ermenilerin tenkili yolunda karar almışken, yağmacılık için işi katliama çevirenler genelde kimlerdi! Bu konuda ciddi bir araştırma yapılırsa eminiz ki, bu sözde aydınlar mahcup olacaklardır.

Zaman-zaman Avrupa’nın bazı ülkelerinin Parlamentolarının Ermeni Soykırımı yalanını kabullenmesi, utanılacak bir karardır. Tarihe ve tarihçilere bırakılması gereken bir konuda hüküm vermek, parlamentoların işi değildir.

Hem unutmayalım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 1915 yılının Kasım ayında, parlamentoların Ermenilerle ilgili (SOYKIRIM KARARI) almaları yetkisinin bulunmadığını, işin tarihçilere ve hukukçulara bırakılması gerektiğini karara bağlamıştı.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER