REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Siirt Gazetesi

GEÇMİŞ YILLARIN BAĞ BOZUMU (TEZYİT) ETKİNLİKLERİ VE ESKİ SİİRT EVLERİ

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
GEÇMİŞ YILLARIN BAĞ BOZUMU (TEZYİT) ETKİNLİKLERİ VE ESKİ SİİRT EVLERİ
1-Ahmet ARITÜRK( siirtgazetesi@gmail.com )
14 views
23 Eylül 2021 - 13:40
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Bağ bozumu mevsimine girilmişken,  geçmiş yıllardaki bağbozumu etkinlikleriyle eski Siirt evleri konusunda bir nostalji yapmak içimden geldi. 60-70 yıl ailemize ait üç bağımız vardı. Bunlardan biri DEYR mıntıkasında, ikisi, bugün Doğu kışla olarak tanımlanan mevkideydi. Bağımızda daha ziyade üzüm ve incir vardı. Az sayıda badem ağaçları da bulunuyordu. Ama, bir tek fıstık ağacı bile yoktu. Fıstık bugün gibi değerli değildi. Üzüm olgunlaşmaya başlayınca haftada bir bağlara gitmeğe ve sepet-sepet üzümler getirmeğe başlardık. Son bağar mevsiminde kalan üzümleri seralarda kurutur, bir kısmını da pestil yapmak için eve getirirdik. Yine ağaçlardan topladığımız bademleri kırarak ipliğe dizerdik. Pekmez ve pestil yapmak için getirdiğimiz üzümü sıkmak için adına MA’SARA dediğimiz içi oyulmuş büyük bir kayanın içine doldururduk. Taş kayadan oyulmuş   ve MASARA adını verdiğimiz kaba üzümleri doldurnduktan sonra, ayaklarımızı iyice yıkar sırayla içine girip üzümü sıkmağa başlardık. Özellikle çocuk olarak bizler, bu işten çok hoşlanırdık. Üzümleri ayaklarımızla ezmek ve suyunu süzmek bize hayli eğlenceli gelirdi. Masaranın dibinin kenarında şıranın akması için açılmış bir delik vardı. Deliğin önüne kap kacak konularak, akan şıra toplanır, büyükçe kazanlara doldurulurdu. MASARA kelimesinin Türkçe karşılığı SIKMA YERİ olarak tanımlanabilir.

Üzümün şırası alındıktan ve kazanlara doldurulduktan sonra, altına ateş yakılır, karıştırılmaya başlanırdı. Kıvama gelince daha önce ipliğe dizdiğimiz bademleri içine batırır, kurusun diye askılara asardık. Siirtçe adına MAĞAMİZ dediğimiz, pestilli sucuklar böylece oluşturulurdu. Diğerini ise pestile çevirmek için özel olarak hazırlanmış kaplara dökerdik. Bizim Siirtçe lisanımızda pestile HERİRE denilirdi.

Şehrimizde bağ bozumu ile ilgili geçmiş yıllara ait uygulamalardan söz açılmışken bu arada,  eski CAS EVLERİ konusunda bir nostalji yapmak yerinde olacak. Çünkü eski Siirt evlerinin son tanıkları arasında sayılırım. Bizim evimiz ise, gerçekten çok tipik ve her bakımdan mükemmel bir SİİRT EVİYDİ. Dedem Hacı Salih Çeto tarafından yaptırılan, önce peyderpey, sonra tümüyle yıktırarak, betonlaştırdığımız eski evimizi hayal ederek, gelecek kuşaklara örnek bir Siirt evini tanıtmayı arzu ettim. Kendi yaşadığım evimizden yola çıkarak bu yazımda, tam teşekküllü bir Siirt evini tanıtmağa çalışacağım.

Siirt  Evlerinin kapılarına DERGAH denilirdi. Dergahlar çift kanatlıydı. Yükseklikleri, 2 metreyi aşardı. Dergahların üzerinde bakır işleme süsler vardı. İki ayrı çekiç bulunurdu. Çekiçlerin biri, tok ses çıkarırdı. Kapıyı çalan misafir erkekse, tok ses çıkaran bu çekici çalardı. İnce (tiz) ses çıkaran ikinci tokmak ise misafir gelen kadınlar tarafından kullanılırdı. Yani, evin içinde olanlar, kapıyı çalan kişinin erkek mi, kadın mı olduğunu, kullandığı tokmağın türünden anlar, çalan erkekse, kapıyı erkek, çalan kadınsa, kapı kadın tarafından açılırdı. Dergahların üzerinde yarım çember şeklinde bir kesim vardı. Taştan olan bu kesimde, genelde bir âyet-i kerime veya bereket duası, maşallah gibi yazılar yer alırdı. Tabii, bu yazılar, Arapça harflerle ve taş oyma olarak yazılırdı.

Dergah açıldığında, ilk görünen giriş bölümünün adına MABAR denilirdi. Tabanı taştan döşeli olan mabarların sağında ve solunda DİKKE adı verilen oturma yerleri vardı. Bir sandalye yüksekliğinde olan dikkelerin üzerlerine kilim ve kilimlerin üzerine hafif döşekler serilirdi. Mabarler, serin olduğundan, yaz mevsiminde, genelde dikkelerin üzerlerine karşılıklı oturulur, sohbet edilirdi. Mabarın sağında ve solunda iki oda vardı. Bunlardan birinin adı DİVAN (Misafirlerin ağırlandığı oda), diğerinin adı ise IRVİZZET (KİLER ODASI) idi.

Mabar’dan, ABBARA adı verilen ara bölmeye geçilirdi. Oradan da HAVŞ adı verilen üstü açık boş alana inilirdi. MABAR, ABBARA VE HAVŞ’ın zemini genelde taş döşeli olurdu.. HAVŞ EVİN ORTASINDAYDI. Genelde, her havşın ortasında da DELYE denilen asma ağacı vardı ki, dalları çardak şeklinde açılırdı. Havşın, içe doğru olan yönünde evin asıl kesimi oturtulurdu. Genelde cas evler 2 veya 3 katlı inşa edilirdi. Ancak, her katın yüksekliği 4-5 metre kadardı. Bütün odalar kubbeliydi. İnşaatın en alt bölümünde TABOK (BODRUM) olurdu. Kış için kesilen odunlar ve o zaman ev ekmeği pişirmek için tandırlarda yakılan SEVEREĞ (ÇALI-ÇIRPI) bodrumlara istif edilirdi. Yaz mevsiminde de, küplere doldurulan salamura peynirlerin, derin çukurlar kazılarak ve üzerleri toprakla örtülerek bodrumlarda saklandığı olurdu. Doğrusunu isterseniz, yer altında saklanan peynirlerin tatları bir başkaydı. Bodrumların üzerinde odalar, odalar arasında ise ÇIRTAK denilen ara bölmeler vardı.

Çırtaklardan, merdivenlerle damlara çıkılırdı. Merdivenlerin üzerleri CEMELON ile kapalı olurdu. Amaç, yağışlı havalarda merdivenleri ve dolayısıyla çırtakları kar ve yağmur sularından korumaktı. CEMELON denilen kesim  yaz mevsiminde sebze ve meyveler için kurutma alanı (sergi yeri) olarak kullanılırlardı. Patlıcan, biber, domates, hatta incir, elma vesair kurutulabilecek sebze ve meyveleri mevsime göre cemelonların üzerine serilerek kurutulurdu.

Üzerleri cemelonlarla kaplı merdivenleri çıktıktan sonra, kendinizi damlarda bulurdunuz. Damlar, yatmak için yaz mevsiminin olmazsa, olmazlarıydı. Geniş ailelerin birkaç damı olurdu. Bizim evin tam dört damı vardı. Dam tek olsa bile, ara duvarlarla bölünür, böylece mahremiyet durumuna dikkat edilirdi. Yaz mevsiminde, Siirt’in damlarında, yıldızların altında yatmanın zevki bir başkaydı. Şunu da belirteyim ki, komşular, damlardan birbirlerini görmemek için genelde evlerini aynı yükseklikte yaparlardı. Zaten, damların duvarları, en uzun insan boyundan daha yüksek yapılırdı. Damların duvarlarında yer-yer yıldız şeklinde camsız, tahtasız, takribi 15’e 15 çapında pencereler açılsa bile, bu pencereler, komşu evlerin bulunduğu kesime değil, kendi evlerinin içine veya sokağa bakacak şekilde açılmış olurdu.

Havş’ın, sokağa doğru olan kesiminde MEDBEĞ (MUTFAK) vardı. Her mutfakta, TEFEYE adı verilen bir nevi ŞÖMİNE bulunurdu. Yemekler, medbeğde pişirildiği için evin içine yemek kokusu veya duman sinmezdi. CIRN (dibek taşı), MA’SARA (bağ bozumu sırasında toplanan üzümlerin pestil veya sucuk yapılması için içine doldurulduğu derin ve geniş bir dibek. Dip kısmında, akacak şıranın boşalması için delik olur, içine doldurulan üzümü ezmek ve şırasını çıkarmak için ayakları iyice yıkanan gençler, hatta çocuklar, masaraya girerek, üzümleri ayaklarıyla çiğnerlerdi) Genelde ekmek tandırları da havşların bu kesiminde olurdu. Önce IĞBEYZ IMRAVVOH (YUMUŞAK EKMEK) pişirilirdi. Bu ekmeğin ömrü kısaydı. 2-3 gün dayanırdı. Onun ardından IĞBEYZ KEEK (KURU EKMEK) yapılırdı. Bu ekmek, 24 saat süreyle tandırda kalırdı. 10-15 gün hatta daha çok dayanır  ve suya batırılarak yumuşatıldıktan sonra yenilirdi. Şimdilerde marketlerde ve bazı bakkallarda satılan KURU EKMEK ile evlerde özel yapılan ekmek arasında tad bakımından büyük bir fark olduğunu söylemek gerekir.

Hayvanları olanların ayrıca havşın sokağın yanındaki bölümünde ahırları olurdu. Ahırın büyüklüğü, beslenen hayvan sayısına bağlıydı. O zamanın Siirt’inde, hemen herkes bağ sahibi olduğu için, genelde her evin yine bir merkebi veya atı bulunurdu. Yine havşların sokak kesiminde TUVALET vardı. O zamanlar, kanalizasyon olmadığı için foseptik çukurlar açılır, doldukları zaman, NECCEF denilen ve bu işi meslek edinmiş kimseler tarafından boşaltılırdı.

Evet, tipik bir eski Siirt evini anlatırken, çocukluk yıllarımı geçirdiğim kendi evimizi örnek alarak anlattım. Genelde, Siirt evlerinin tümü böyleydi. Belki, tipik bir Siirt evinde doğmamış olsam ve çocukluk yıllarımı böyle bir evde yaşamazsam, bunca ayrıntıları anımsamam zor olacaktı. İnanır mısınız, eski Siirt evleri, bugünün modern evlerinden çok daha sağlıklı ve yaşanmaya değer mekânlardı.

TAŞLAMA 

SEÇİMLERDEN BARAJI

KALDIRMAKTIR GEREKEN

DEMOKRASİ GELİR Mİ

 BARAJ YÜZDE ON İKEN

(MİLLİ BAKİYE) DİYE

BİR SİSTEM VARDI ÖNCE

YENİDEN GETİRİLSİN

GEREKEN BUDUR BENCE

İKİBİNYİRMİÜÇ’LE

İKİBİNELLİÜÇ VAR

İKİBİNYETMİŞÜÇ’E

YELKEN AÇTIK DİYORLAR

KULUN BİR HEDEFİ VAR

KADERİNSE BAŞKADIR

KADERDE NEYSE OLUR

KULUN İŞİ LAFTADIR

KULUN NİYETİ BAŞKA

KADERİN HÜKMÜ BAŞKA

KİŞİ ELBET GÖRECEK

KADERİNDE NE VARSA

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.