Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İroni Gibi Duruyor!!! Emekliler Günü, Emekliler Haftası ve Emekliler Yılı!!!

Resmi kayıtlardaki belgelere göre Mustafa Kemal (Atatürk), 28 Haziran 1927’de emekli olmak için dilekçe vermiş  ve 30 Haziran 1927 tarihi itibariyle emekli olmuştur. Bundan dolayı Türkiye’de yıl içinde 28 Haziran (EMEKLİLER GÜNÜ), 28 Haziran – 4 Temmuz arası günler de (EMEKLİLER HAFTASI) olarak kutlanmaktadır.

Resmi kayıtlardaki belgelere göre

ATATÜRK’ÜN, ‘Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Mazide muktedirken, bütün kuvveti ile çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur’ sözleri emeklilere verilmesi gereken önemin anlaşılması açısından önemlidir.

Dolayısıyla 28 Haziran (EMEKLİLER GÜNÜ), 28 Haziran – 4 Temmuz arası günleri Emekliler Haftası olarak kutlayacağız. Bilindiği gibi AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hasretleri de 2024’ü (EMEKLİLER YILI) ilan etmişti. Ancak, yaşananlar gösteriyor ki, Sayın Erdoğan’ın 2024’ü (EMEKLİLER YILI) ilan etmiş olması bir İRONİDEN ibaret.

Türkiye’de 2010 yılından beri emeklilerin ekonmik durumlarına ve güncel sorunlarına dikkatleri çekmek amacıyla kutlanmaya başlanan ‘Emekliler Günü’ yüksek enflasyon ve son zamlarla giderek açlık sınırı altında yaşamaya mahkum edilen milyonlarca emeklinin içinde bulunduğu bugünkü koşullarla çelişmektedir.

Asgari ücretin 17 bin 2, en düşük emekli maaşının 10 bin TL olduğu ülkemizde, emekliler gününü, emekliler haftasını ve emekliler yılını kutlamak olsa-olsa İRONİ’DEN ibarettir. Emeklilerin 2024 yılı ikinci yarısında alacakları zammın da (DEVEDE KULAK) hükmünde olacağı anlaşılmıştır.

Avrupa ülkelerinde emekliler kendi sendikaları vasıtasıyla hükümetlerle toplu pazarlık için masaya otururken bizde emekliler, çalışanların alacağı zamma paralel artışa razı edilmiştir. İLO sözleşmelerine imza atan Türkiye’nin uygulamalara uymadığı ortadadır.

Yıllardır emekliler haftası ve emekliler gününde emeklilerin gerçek talepleri, geçim derdi ve sağlık sorunları tartışılmaz. Mahkemelerin emekli sendikalarını peş peşe kapatma çabalarının üstü örtülür. Yandaş medya  ise dostlar alışverişte görsün anlayışıyla emeklilerin maddi sorunlarına(!) şöyle bir dokunur geçer. “Eli öpülesi emeklilerin torunlarına bayram harçlığı veremeyecek hale geldiğinden” dem vurulur. Yazılı basında ise bazen “emeklilere müjde, ücretler artı, artacak” başlıklı asparagas haberler birbirini izler.

Özel bankalar; kendilerine emekli maaşının taşınması durumunda yüksek getirisi olan promosyon ödemesi yapacağını duyurur. Verilecek maaş promosyonlarının miktarları ile ilgili rakamlar da havada uçuşur.

Çarşı, pazarda fiyatların uçtuğu ve emeklinin açlık sınırı altındaki bir maaşla geçinmeye çalıştığı günümüzde emekli derneklerinin emeklilerin sorunlarına ciddi anlamda sahip çıktığı söylenemez. Emeklilerin problemlerinin ilgili makamlar ve kişilerle görüşülerek çözülmediği de ortadadır. Günü kurtarmaya yönelik birtakım faaliyetler (taksitli odun kömür satışı, termal otellerden indirim sağlamak vb.) de emeklinin asıl sorunlarına çare değildir.

Seçim öncesi en düşük emekli maaşını 10 bin liraya çıkaran (kök maaşa zam yapmadan aradaki farkın hazineden karşılandığını gizleyen), bayram ikramiyesini 3 bin liraya çıkaran, bu hamleleri ile ilginçtir oy alan iktidar, memur ve emeklilerin Temmuz maaş zam oranlarını TÜİK’in 3 Temmuz da açıklayacağı enflasyon oranlarına göre netleştirecek. Mart ayında en düşük emekli maaşına yaptığı zamla emeklileri bölerek sefalette eşitlemeye çalışan hükümet emekli aylıklarına kademeli bir artışı gündeme getirmenin de peşinde.

Yaşamlarının en verimli döneminde çalışarak ülke ekonomisine artı değer katan, maaşından her ay yapılan kesintileri hizmeti süresince devlete veren emekliye, şimdi gerçek anlamda yaşamını sürdürebilecek bir maaşın verilmemesi, O’nun fazlalık gibi görülmesi adaletli bir tutum mudur?

İstihdamdaki iki kişiye bir emeklinin düştüğü rakamlarla ifade edilerek emekli aleyhine bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu sonucun sorumlusu kesinlikle emekliler değildir. Dünya Bankası’nın Türkiye’ de insanın yaşam süresinin uzadığını bahane ederek emekliler aleyhine tedbirler alınmasını öncelikli olarak önermesi de temelsiz ve kabul edilemezdir. Bu sonuçtan geçmişten bugüne, sosyal devlet anlayışını gerçek anlamda yaşama geçirmeyen yönetimler sorumludur. Çoğu yönetici, yıllar yılı emeklinin sorunlarına odaklanıp bunları çözüme ulaştırma yerine, emekliden nasıl nemalarımın hesabı içinde olmuştur.

Önemli sayıda EYT’linin emekli olması ile  sayısal anlamda bir güç haline  gelen emekliler 31 Mart’ta yapılan yerel seçimde AKP’yi ikici parti konumuna düşürerek iyi bir sınav verdiler.

Oy potansiyelleri ile iktidarı sandıkta değiştirebilecek emeklilerin, kimileri Stockholm sendromuna uygun tutum sergilediler. Bu durumun ortaya çıkması farklı bakış açıları ile de değerlendirilebilir. Statükoda ısrarcı olanların yanlış tutumlarının sonucunu da bugünlerde yaşayıp görüyoruz.

‘Emekliler Günü’ veya ‘Emekliler Haftası’ etkinlikleri ülke gerçeklerinden soyuttur.

Bugün fiyatlar yüksek diye kahvehaneye, lokantaya giremeyen, pazarda akşam saatlerinde çürük veya fiyatı düşmüş olan ürünleri almaya çalışan emekli, sanki bir cendere içine sıkışmış haldedir.

Yaş alan insan, doğal olarak yıpranır ve fiziksel aktiviteleri de zamanla yavaşlar Kronik sağlık sorunları öne çıkar. Bugünkü koşullarda emeklilerin sağlıklı kalmalarını beklemek de mümkün değildir. Emekliklerin toplumun hafızası ve değeri olduğunu ilan edenlerin emekliler lehine gerekenleri de yapmaları gerekmiyor mu?

Emeklilere ilişkin adil bir intibak yasası çıkarılmalı, sağlık tedavilerinde yapılan kesintiler iptal edilmeli, insan onuruna yakışacak seviyede maaş ve yılda dört kez asgari ücret düzeyinde bayram ikramiyesi verilmeli diğer yandan toplu sözleşmeli sendika örgütlenmesinin önü açılmalıdır.

Emekli, çağdaş, herkesin hakkını aldığı demokratik bir ortamın hakim kılınmasını isterken, sahte gün anmalarına ihtiyaç olmadığının da altını çizelim.