Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dicle Elektirik Reklam
Cüneyt ARITÜRK
Cüneyt ARITÜRK

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI MÜCADELE GÜNÜ DOLAYISIYLA: DİNLER VE KADINLAR -2-

Yahudilik dininde kadının ne kadar değersiz olduğunun bir diğer göstergesi de ON EMİR arasında ‘tecavüz etmemek’ hükmünün bulunmamasıdır. Bir Yahudi’nin yapması ve yapmaması gereken on davranış arasına böyle bir yasağın konulmaması tecavüzün dinen yeterince mahkum edilmediğinin ve bunu yapmanın caydırıcı cezalarla engellenmediğini göstermektedir. Bu On Emir’de zina etmek, komşunun karısına göz dikmek yasaklanmış ama bir kadının kişiliğine, bedenine ve değerlerine yapılabilecek en aşağılık saldırı olan tecavüzün yasaklanmasına yer verilmemiştir. Üstelik bu toplumda tecavüze uğrayan evli kadın tecavüz eden erkek ile aynı derecede suçlu sayılarak, recmedilerek (taşlanarak) öldürülmektedir. Eğer erkek bir bakireye tecavüz etmiş ve bu olay kent duvarları içinde gerçekleşmiş ise o zaman kız da erkekle birlikte recmedilerek öldürülür. Bu cezanın gerekçesi de, ‘Kızın tecavüze izin verdiği, tecavüzü istemeyen kadının bağırarak bunu duyurabileceği ve böylece def edebileceği’ şeklinde ifade edilmektedir.

Yahudiliğin ilk dönemlerinde kadın dinsel alanda yer alırken erkeklerle aynı yerde ibadet ederken, daha sonra bu alandan soyutlanmıştır. Erkek kendi gücünün farkına vararak kadını her anlamda ve her alanda yaşamın gerçekliklerinden dışlayarak tek boyuta sığdırmayı, o alanda yaşatmayı bir görev bilmiştir.

“Beni Kadın Yaratmayan Tanrı’ya Şükürler Olsun.” Her Yahudi erkek akşam yatarken büyük bir şükran duygusu ile Tanrıya kendisini kadın yaratmadığı için teşekkür eder.

Kadının bu derece değersizleştirilip, ayaklar altına alınması tek tanrılı dinlerin ilki olan Yahudilikle başlayıp bu dinden sonra gelen tüm dinlerde de hâkim olan bir anlayış haline gelmiştir.

Hristiyanlıkta da kadın kötülüğü ve şeytana uyma temsil eder. Çünkü, Hz. Adem’e haram meyveyi yedirterek cennetten kovulmasına ve böylece insan neslinin günahkar olmasına sebep olan  kadındır. Bundan dolayı Hristiyanlık cinsel ilişkiyi günah ve kirlenme saymaktadır. Aziz Augustin’e göre, insanın kendi karısı veya bir fahişe ile cinsel ilişkiye girmesi arasında maddi bakımdan bir fark yoktur. Her ikisi de günahtan hali değildir. İki asır sonra Papa Grégoire, Agustin’in bu fikrini onaylayacaktır. Ünlü Hristiyan ilahiyatçısı Clément’e göre, kadın kadın olmaktan dolayı utanmalıdır. İşte bu günah işleme ve kirlenme duygusudur ki, birçok kişinin evlilikten kaçmasını sebep olmuş ve birçok kadın da kurtuluşu manastıra kapanmakta bulmuştur. Zira temizlik sembolü Hz. İsa’nın nişanlıları ve eşleri olacaklardır. Hz. İsa temizlik sembolüdür. Çünkü Hz. Meryem onu bakire iken yani cinsel ilişkiye girmeden doğurmuştur. Öyleyse yapılacak tek şey vardır. O da Bakire Meryem gibi temiz ve iffetli kalmaktır. Hıristiyanlığın cinsel ilişkiyi meşru bile olsa günah saydığını bugün Katolik kiliselerindeki evlenme törenlerinde okunan duadan da anlayabiliriz. Duada “günahla düşmüşüm annemin karnına, günah işlemiş annem bana gebe kalırken” denmektedir. Hristiyanlık tarihi kadın açısından oldukça olumsuz olayların var olduğu bir tarihtir. VI. Asırda Azizler ve papazların hakim olduğu mason meclislerinde Kadının ruhunun olup olmadığı tartışılmış, bir oyun dışında ruhunun olmadığı kabul edilmiştir. Büyücü Avı ve Kadın Katliamı XIII. Asırdan itibaren Hıristiyanlık, insanlığın başına korkunç bir felaket hazırlayacaktır. Şeytanla cinsel ilişkiye giren, böylece insanlar arasında kötülüğü ve fuhşu yaymak isteyen büyücü kadınlardan dünyanın temizlenmesi görevini üstüne alan kilise, büyücü avına çıkar ve on binlerce masum kadının diri diri yakılmasına veya suda boğulmasına sebep olmuştur. Papa VIII. İnnocent, büyücü avını meşrulaştırmak için iki müfettişini görevlendirerek bir kitap hazırlatır. Kitabın adı “MalleusMaleficarum” (=Büyücüleri ezen balyoz). İlk baskısını 1487 de yapan bu kitap 1669 da 28. baskıya ulaşır. Kitap, muhakeme usulü hakkında yöntemler de içerir. Müfettiş kadına 35 soru sorar. Daha ilk soru, onu ateşe mahkum etmeye kâfidir. İlk soru şöyledir: büyücülere inanıyor musun?”. “Evet” derse, bunun anlamı büyücülerle ilişkisi olduğudur. “Hayır” derse bu sefer de dinsiz olmuş olacaktır. Israrı halinde işkence masasına yatırılır, aleyhlerinde şahitlik etmesi için, düşmanı olan diğer büyücüler çağrılır. Hâlâ suçluluğu üzerinde şüphe varsa, o zaman ilahî hükme başvurmak gerekecektir. Bunun için de elleri ve ayakları bağlanıp suya atılacaktır. Batarsa, büyücü olduğunu gösterir. Batmazsa o zaman da büyücü olduğunun delilidir. Zira vaftizindeki su onu reddetmektedir. Kısaca o devirde büyücü olarak adı çıkmış kadının ölümden başka şansı yoktu. VI. Alexandre, II. Jules, X. Leon gibi Rönesans’ın ünlü Papaları bu eserin geçerliliğini memnuniyetle onaylamışlardır. İngiltere’de bir sakson hakim “Kitab- Mukaddes”i53 kez okuduğunu ve bu arada 20.000 büyücüyü ölüme mahkum ettiğini övünerek söylemiştir. (Lewinsohn, 134-135; krş. Akdemir,, s . 2 52)Feminizmin Doğuşu Tarihçiler Batıdaki bu kadın katliamının sonucu iki yüz bin ile iki milyon arasında kadının katledildiğini söylerler. Ölen kadınların sayısı konusunda hem fikir olamayan araştırıcılar, batıda teorik olarak oluşan ve dünyanın bütününe aktarılan “feminizm” denilen olgunun da pratik temellerinin bu cadı katliamı olduğu konusunda hemfikirdirler.

(DEVAM EDECEK)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER