REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Siirt Gazetesi

KARAMANOĞLU MEHMED BEY’DEN, SİİRT ESKİ VALİLERİNDEN İZZETTİN ÇAĞPAR’A!

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
KARAMANOĞLU MEHMED BEY’DEN, SİİRT ESKİ VALİLERİNDEN İZZETTİN ÇAĞPAR’A!
5-Cüneyt ARITÜRK( kanal56@hotmail.com )
8 views
27 Eylül 2021 - 14:32
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Türk Dil Bayramı kutlanırken, konuyla ilgili bir yorum yapmak ihtiyacını duydum. Bir toplumun birliğini ve dirliğini sağlayan en önemli unsurlardan biri de hiç şüphesiz KONUŞTUĞU DİLDİR. Dil birliği olmayan toplumlarda birlik ve dirlik her zaman için tehlikede demektir. Bu bir gerçektir ki, Türk Dili çoğu zaman büyük ihmallere uğramıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve öncesinde İslamiyetin de etkisi altında kalan Türk dili asırlar boyu ikinci, üçüncü planda kalmıştır. Arapça ve Farsça, adeta edebiyatımızın  dili olmuştur.

Düşünebiliyor musunuz. Türk olmasıyla iftihar ettiğimiz Mevlana Celaleddin-i Rumi bile MESNEVİ adlı eserinin tamamına yakınını Farsça yazılmıştır. Türk kökenli olarak bildiğimiz geçmiş yılların birçok şârleri, mütefkkirleri eserlerini hep Arapça ve Farsça olarak kaleme almışlardır.

Oysa, meşhur Türgolok Ziya Gökalp’in söylediği gibi:

Aruz sizin olsun, hece bizimdir,

Halkın söylediği Türkçe bizimdir.

Leyl sizin, şeb sizin, gece bizimdir,

Değildir bir mânâ üç ada muhtaç.

Diyebilselerdi ve eserlerini Türkçe olarak kaleme alsalardı ne iyi olurdu, değil mi!

Türk diline gereken önemin verilmesi buyruğu ilk olarak Karamanoğlu Mehmed Bey tarafından yazılan bir fermanla ilan edlmiştir. Onüçüncü yüzyılda Türkçe’nin resmi dil olarak kullanılması fermanı bizzat Karamanoğlu Mehmed Beyin yayınlandığı fermanla ortaya konmuştur.

Karamanlılar da İslam dininin etkisiyle  diğer Türk oymakları gibi, resmî dil olarak Arapça’yı, edebi dil olarak da Farsça’yı kullanıyorlardı. Karamanoğlu Mehmed Beyin, başa geçmesiyle birlikte durum değişti. Mehmed Beyin hedefinde Türk birliğini kurmak vardı.

Karamanoğlu Mehmed Bey, tahta oturur oturmaz ilk iş olarak para bastırıp, hutbe okuttuktan sonra meşhur fermanını yayınlattı. Fermanı, davullar çaldırarak halka ilan etti. Mehmed Beyin fermanı şöyleydi:

 (BUGÜNDEN SONRA, DÎVÂNDA, DERGÂHTA, BARİGÂHTA, MECLİSTE, MEYDANDA, TÜRKÇEDEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR…)

Karamanoğlu Mehmed Bey, “Dili olmayanın yolu da olmaz. Birlikte yaşamanın ilk şartı dilbirliğidir” düşüncesinden hareketle meşhur fermanını yayınlamıştı.

Karamanoğulları, Türkçeyi resmî dil olarak kullanan Anadolu’daki ilk Türk beyliğidir. Siyasi bir olay biçiminde gelişen Karamanoğlu Mehmed Bey ayaklanması aslında Türk kültür tarihinin önemli bir dönemi olmuş, onun çektiği bayrakla Türk dili, bir kez daha varlığını duyurmuştur. Bugün Karaman’da onun büstünü taşıyan anıtın üzerinde iri harflerle fermanı yazılıdır:

(Bugünden sonra, dîvânda, dergâhta, barigâhta, mecliste, meydanda, Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.)

1939-1940’lı yıllarda Siirt’te Valilik yapan Merhum İzzettin Çağpar’ın da İlimiz genelinde Türkçe dışında değil yazı yazmayı, konuşmayı dahi yasaklamış, arapça veya kürtçe konuşulanlara para cezası verilmeğe başlanmıştı. O yılları yaşayanların anlattıkları ilginç anekdotlar vardır. Yani Merhum Vali İzzettin Çağpar da, tıpkı Karamanoğlu Mehmed Bey gibi Türkçe dışında bir dilin kullanılmasını yasaklamıştı. Bu kimilerine bir zorbalık gibi görünse bile, eğer yasaklar devam etseydi, şimdi dil birliği konusunda hiçbir sorunumuz olmayacaktı. Şunu unutmamak gerekir ki aynı dili konuşmak insanlar arasında iletişimi, ülfeti ve muhabbeti arttıran en önemli unsurdur.

ANEKDOT

Cumhuriyetin ilk yıllarında doğru, dürüst Türkçe konuşmasını bilen Siirtlilerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azmış. Şehrin yerlileri, günümüzde de devam eden bozma bir Arapça (SİİRTÇE) ile konuşurlarmış. Okullar yeni, yeni kurulmaya başlandıktan ve yerli halk, çocuklarını okullara göndermeğe başladıktan sonra, Türkçe konuşanların sayısı artmağa başlamış. Günümüzde ise yeni nesil Siirtliler arasında SİİRTÇE BİLMEYEN çocukların ve gençlerin sayıları hayli kabarık.

Bu anekdotumuz, Şehrimizde Türkçe bilenlerin sayılarının parmakla gösterilecek kadar az olduğu yıllara aittir. Yine anlatıldığına göre, o yıllarda Şehrimizde su ve elektrik de yokmuş. Şehrin asayişini 2-3 polis, 2-3 bekçi hem de en mükemmel şekilde sağlıyorlarmış.

Siirtlilerin genelde Türkçe bilmedikleri, elektrik olmadığı için gece saatlerinde kandillerle veya el fenerleriyle gece ziyaretlerine gidildiği o dönemlerde, İlimize yeni atanan bir Vali (İZZETTİN ÇAĞPAR), Arapça konuşmayı yasaklamış. İşte, Arapça konuşmanın yasak olduğu o dönemde bir Hemşerimiz, hanımıyla birlikte kavurma ziyafeti için davetli olduğu kayınpederinin evinden geri dönüyorlarmış. O sırada, devriye gezen bir polis önlerine çıkmış. Elindeki feneri, Siirtlinin yüzüne tutup sormuş:

-Gecenin bu saatinde nereden geliyor, nereye gidiyorsunuz? demiş.

Türkçe bilmeyen Siirtli ferasetiyle, polisin kendisine nereden gelip, nereye gittiklerini sorduğunu anlamış ve cevap vermiş:

-MIN BEYT EHMESİNDEN!

“Kayınpederimin evinden” anlamında! Tabii, cevabın tümü SİİRTÇE! Siirtli hemşerimiz kurduğu cümlenin sonuna (DEN) takısını ekleyince, Türkçe konuştuğunu zannediyormuş. Ancak, polis bir şey anlamadığı için sormaya devam etmiş:

-Ne diyorsun, anlayamadım?

Siirtli anlatmağa devam etmiş:

-KELİYESİNDEN!

KELİYE Siirt’çe (KAVURMA) demek. Böyle söyleyince, Polisin kavurma için davet edildiğini anlayacağını zanneden Siirtliye, Polis yine bir şey anlamadığını ifâde etmek için sorulara devam etmiş.

Bunun üzerine Siirtli, geniş bir şekilde olayı anlatmağa başlamış:

-RIHNA BEYT EHMESİNDEN, TAKTAKINDEN, RAKRAKINDEN, KELİYESİNDEN, GERGİŞ-MERGİŞ!

Böyle konuşan Siirtli, sözüm ona Siirt’çe kelimelerin sonuna getirdiği (DEN) TAKISIYLA TÜRKÇE KONUŞTUĞUNU ZANNEDİYORMUŞ. Kurduğu uzun cümle ile polise anlatmak istediği de şuymuş:

-Kayınpederlerimize gitmiştik. Kavurma yaptıkları için bizi davet etmişlerdi. Kapılarını TAK-TAK, RAK-RAK çaldık. Önümüze kavurma ve et koymuşlardı. İştahla yedik!

Siirtlinin son cümlesinden de bir şey anlamayan polis, netice itibarıyla karı, kocanın bir aile gezisinden döndükleri kanaatine sahip olarak:

-Ne dediğinden hiçbir şey anlamadım, hadi yoluna devam et, git! demiş.

Polisin eliyle yaptığı işaretin “yolunuza devam edin” anlamına geldiğini anlayan Siirtli, gururlanarak karısına söylenmiş:

-Polis olmuş ama, daha Türkçe konuşmasını bilmiyor!

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.