Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dicle Elektirik Reklam
Cüneyt ARITÜRK
Cüneyt ARITÜRK

MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN FETHİNİN 836. YILINDA KUDÜS’ÜN DURUMU

KUDÜS-Ü ŞERİF miladi tarihle 2 Ekim 1187 yılında büyük Kumandan Selahaddin-i Eyyübi tarafından fethedilmiştir. İslam Dini açısından yeryüzünde üç mukaddes belde vardır. Bunlardan birincisi içinde KABE-İ MUAZZAMAYI bulunduran MEKKE-İ MÜKERREME’DİR. İkinci mukaddes belde ise PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na Al Ve Ashabına Salat Ve Selam Olsun) mübarek ravdalarının bulunduğu MEDİNE-İ MÜNEVVERE’dir. Yine İslam dinine göre üçüncü mukaddes belde ise KUDÜS-Ü ŞERİF’TİR. Mİ’RAÇ GECESİNİN İLK DURAĞIĞDIR. İçinde MESCİD-İ AKSA’YI barındırmaktadır. 

Kutsal şehir Kudüs’ün Osmanlıların eline geçiş tarihi tam olarak belli değildir. Ancak Yavuz Sultan Selim, 31 Aralık 1516 günü Kudüs’e girmiştir. Şehrin Osmanlı yönetimine geçişi hakkında kaynaklarda birbirinden farklı bilgiler yer almaktadır. Bazı kaynaklar, şehrin kendi isteğiyle Osmanlı yönetimine geçtiğini belirtmektedirler. Ancak bu ihtimal son derece zayıf görülmektedir. Yavuz, 3 Aralık 1516’da devlet ileri gelenleriyle beraber Kudüs’e girmiş, Yavuz’un şehre gelişi sırasında Kudüs’ün bütün ruhanîleri padişahı şehrin dışında büyük bir tazimle karşılamışlardır. Yavuz, şehrin tam karşısında otağını kurdurtmuş, akşam namazını MESCİD-İ AKSA’DA kılmış, daha sonra şehri gezerek, Kudüs halkına ihsanlarda bulunmuş ve 1 Ocak 1517 tarihinde Kudüs’ten ayrılmıştır.

Kudüs, Osmanlı hâkimiyetindeyken, Yahudi Siyonistler, 1800’lü yıllardan sonra yüksek fiyatlar ödeyerek yerleşik Araplardan toprak satın almaya başlamışlardı. Yahudiler, en verimli ve sulak arazileri satın alıyorlar; satışa su kaynaklarının da dahil olduğunu tapuya geçirtiyorlardı. 401 yıl boyunca Osmanlı sınırları içinde varlığını sürdüren Kudüs  9 Aralık 1917 tarihinde İngilizlerin eline geçti. İngilizler, Yahudilerin Filistin’e göçüne yardımcı oldular. 1932 de Hitler’in iktidara gelmesi ile göçler hızlandı. Hitleri iktidar yolunda finanse edenlerle Yahudilere toprak satın alınması ve göç için yardım edenler aynı bankerlerdi. Rotchild’ler, Rocfollerler! 1917’de Filistin’de 56.000 Yahudi, 644.000 Filistinli Arap vardı. 1922’de 83.794 Yahudi, 663.000 Arap bulunuyordu. 1931’de ise Yahudilerin sayısı 174.616, Araplarınki 750.000 idi.

İngilizlerle, Yahudiler arasında Balfour Deklarasyonu ile yapılan ittifak Siyonistlere bölgeyi ele geçirmek için gereken zemini sağladı. Kırsal alanlarda toprakların ele geçirilmesi için büyük çaplı bir Yahudi sermayesi ayrıldı. Yahudi grupların elindeki kent ve kır alanları 1930’da 1.250.000 dönüme ulaştı. Bu tarımsal alanların yaklaşık üçte biriydi. İngiliz emperyalizmi yöredeki Filistin ekonomisinin istikrarını bozmak için gerekli yolları açtı. Manda hükümeti Yahudi sermayesine ayrıcalık tanıyarak Filistin’deki devlet imtiyazının % 90’ını onlara ayırdı. Bu Siyonistlere ekonomik altyapının (yol projeleri, Ölü Deniz’deki maden yatakları, elektrik, limanlar, vb.) denetimini ele geçirme imkânını verdi. 1935’e kadar Siyonistler Filistin’deki toplam 1212 sanayi şirketinin 872’sini ellerine geçirmişlerdi. İsrail’in kuruluşuna giden sürecin ilk tohumları, o zamanki İngiliz Hükümetinde Dışişleri Bakanı olan Arthur James Balfour tarafından atıldı. Tarihte Balfour Deklarasyonu olarak geçen deklarasyon sonrası süreç 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail’in kurulmasına kadar devam etti. Dolayısıyla Kudüs, İsrail devletinin bir parçası oldu. Maalesef, yeni Kurulan İsrail’i ABD’den sonra tanıyan ikinci ülke Türkiye olmuştur.

Bilindiği gibi 2017 yıılında Donald Trump ABD Başkanı iken KUDÜS’ü İsrail’in başkenti ilan etti. Kudüs, sadece Müslümanlar açısından değil, Hıristiyanlar ve Yahudiler açısından da mukaddes kabul edilir. Üç dinin de mukaddes kabul ettiği bir mekân üzerinden siyaset yapmanın bütün dünyayı ateşe vermek olacağı bellidir. Ortadoğu’da meydana gelen olayları ibretle seyretmek ve düşünmek lâzım.

Dikkat edilecek olursa, önce halkları birbirine kırdırılan, sonra sivil-asker demeden üzerlerine bombalar yağdırılarak yönetimleri değiştirilen ülkelerin hepsi de Ortadoğu’da ve hepsi de bir zamanlar MEMALİK-İ OSMANİYE olarak bilinen ülkelerdir. Irak’la başlayan süreç Yemen, Mısır, Tunus, Libya, Suriye zinciri şeklinde uzayıp gitmektedir. Bugün bütün bu ülkelerde savaş durumu vardır. Kudüs, İsrail’in işgali altındadır.

İşte bu Trump 6 Aralık 2017 tarihinde yaptığı bir basın toplantısında Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak kabul ettiğini belirterek Tel Aviv’deki ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınacağını açıklamış ve bilahare bunu gerçekleştirmiştir.

İslam dininin Kâbe’den önceki ilk kıblegâhı olmak yanında, Mi’raç mucizesi açısından da büyük önem arzeden Kudüs’ün mevcut durumu Müslümanlar açısından yürek dağlayıcıdır.

Yahudiler açısından Kudüs’ün kutsal olması, kendilerinin tabi oldukları Peygamberler Şehri olması açısındandır. Hazret-i Davut’tan itibaren İsrailoğullarının Peygamberleri Kudüs’te ikamet etmişlerdir.

Hıristiyanlar da, Hazret-i İsa’nın dünyaya geldiği ve inançlarına göre çarmıha gerildiği Şehir olması açısından Kudüs’ü kutsal kabul ederler.

Kudüs’ün, İsrail’in Başkenti olarak tanınmasına karşı olanlar arasında Fransa, Almanya, İtalya, İsveç ve İngiltere gibi belli başlı devletler vardır. Bu devletler tarafından yapılan açıklamalarda, “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve ülkenin Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararına katılmıyoruz. Bu karar, Güvenlik Konseyi kararlarıyla uyumlu olmamakla birlikte bölgedeki barış umutları açısından yararsız”dır ifadelerine yer vermektedirler.

ABD’nin, Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilân etmesinden sonra, Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma tarihi de gerçekten dikkatleri çekicidir. Tam Ramazan ayının arifesinde böyle bir eylemi gerçekleştirmiş olması, aslında bütün İslâm âlemine dolaylı bir meydan okumaktı. ABD’nin ve İsrail’in, İslam aleyhtarı eylemlerini kutsal günlere ve gecelere denk getirmesinde bir kasıt yok mu dersiniz.

Evet ve maalesef, İslam dininin mukaddes kabul ettiği üç şehirden biri olan KUDÜS, İsrail’in başkenti yapıldı. İslam âlemi ise gaflet uykusundan bir türlü uyanmıyor, birbirini kırmaya devam ediyor.

Selahaddin-i Eyyübi tarafından Fethi’nin 836. Yılında İsrail esareti altında inim-inim inleyen Kudüs-ü Şerifi yüreğimiz yanarak anıyoruz…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER