Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Cüneyt ARITÜRK
Cüneyt ARITÜRK

NEDEN 14 MART

14 Mart, bilindiği gibi ülkemizde TIP BAYRAMI olarak kutlanır.  Peki, ülkemizde 14 Mart gününün Tıp Bayramı olarak kutlanmasının gerekçesi nedir. Gerekçe, devri Osmanlıda 1827 yılının 14 Mart gününde “Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adlı tıp okulunun açılması, böylece modern tıbbın hayata geçmesidir.

Muayene ve tedavinin giderek paralı olduğu ülkemizde, onbinlerce hasta tedavi imkânından yoksunken, fakir vatandaşlar, nasıl tedavi olabileceklerini koyu koyu düşünürken, başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık görevlileri, çıkarılan yeni yasalarla düşürüldükleri durumlarından feryat ederlerken “TIP BAYRAMI” deyimi biraz garip kaçıyor. Aslında TIBBIN BAYRAMINI DEĞİL, YASINI TUTMAMIZ GEREKMEKTE!

Tıp Bayramı, ilk kez, 1. Dünya savaşı sonunda, İstanbul’un işgal edildiği günlerde, yabancı işgal kuvvetlerine karşı tıp öğrencilerinin bir tepkisi olarak 1919 yılında kutlanmıştır. Günümüze kadar gelen kutlamalar artık içinde bulunduğu haftayı da kapsayacak şekilde, “Sağlık Haftası” adı altında da kutlanmaktadır.

14 Mart Tıp Bayramında anılması gereken isimlerden biri de Hippocrates’tir. Yaşadığı kesin olarak bilinen ve hizmetleri sonucu tıbbın babası olarak kabul gören Hippocrates M.Ö. 460 yıllarında dünyaya gelmiştir. Bütün ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de, Tıp Okullarından mezun olanlara HİPOKRAT YEMİNİ yaptırılır. İslâm âleminde ise, tıbbın babası olarak kabul edilen LOKMAN HEKİM’DİR. Lokman Hekim’in kendi oğluna yaptığı öğüt ise meşhurdur. Yine Lokman Hekim’in, özellikle edebiyatımızda önemli bir yeri ve saygınlığı vardır.

1933’de “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” İstanbul Üniversitesi’ne dâhil olmuş, 1945’te Ankara Tıp Fakültesi, 1954’te Ege Tıp Fakültesi kurulmuş, derken bugünlere gelinmiştir. Bugün Türkiye’de tam 84 Tıp Fakültesi bulunmaktadır.

14 Mart Tıp bayramı kapsamında Büyük Atatürk’ün: “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!” vecizesini de unutmamak gerekir.

Hazret-i İsa’nın (Cümle peygamberlere salat ve selam olsun) zamanında tıp ilminin çok ileri bir merhalede olduğu, bunun için de Hazret-i İsa’ya Ölüleri diriltmek, anadan doğma körleri iyileştirmek, baras gibi cilt hastalıklarını tedavi etmek mucizeleri bahşedilmişti. Yine bir Peygamber olduğu kabul edilen Hazret-i Lokman da tıp ilmiyle mücehhezdi.

Devr-i Osmanlı’da 3. Selim zamanında yeni tıp eğitimi veren, bir Tıphane açılması düşünülmüş. Teşrih (anatomi) yasağından dolayı ulemadan çekinen III. Selim buna cesaret edememiş, Rumlara tıp fakültesi kurmaları için izin vermiş. (1805). O dönemin hekimbaşısı 21 yaşında ilk hekimbaşılığını yapan Mustafa Behçet Efendi’ymiş. Bu dönemde de yeni tıp eğitimi veren bir Tıphane kurulması için çaba sarf etmiş, ama amacına ulaşamamış. Nitekim Mustafa Behçet Efendi, II. Mahmut zamanındaki hekimbaşılığı sırasında (53 yaşında) tıp eğitiminin düzeltilmesi için yeniden büyük bir çaba içine girmiş ve 1827 yılında bu amacına ulaşmış.

Bizde tıp bayramının ne zaman kutlanacağı, ya da hangi tarihle ilişkilendirilmesi gerektiği sorusu ancak yakın tarihimizde cevap bulabilmiş. Sultan II. Mahmut’un yenilikçi hareketleri sonucu, hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin de katkılarıyla batılı anlamda ilk tıp mektebi olan, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire 14 Mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kurulmuş. Bu şekilde, tıp tarihimizde 14 Mart yerini almış. Aynı bina içinde Tıphane ve Cerrahhane eğitimlerini ayrı ayrı yapıyormuş. Tıp eğitimi o yıllar batıda olduğu gibi dört yılmış, son sınıfta hocalar tarafından usta ve yetenekli olanlar tesbit edilerek sınava alını ve başarılı olanlar askeri hastanelere veya ordunun tabur alaylarına muavin tabip unvanı ile tayin ediliyorlarmış.

Tıphane-i Amire 1827’den 1836’ya kadar Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağında gündüz eğitimi yapıyormuş. 1836 yılında Sarayburnu’ndaki Askeri Kışla’ya (Otlukçu Kışlası’na) taşınmış. Ayrı binada eğitim gören Cerrahhane de burada tıp eğitimi ile birleşip, eğitim yatılı hale getirilmiş. Bu binanın yetersiz hale gelmesi ile Galatasaray’daki Enderun ağaları okulu tekrar elden geçirilip duzenlenmiş ve Tıbbiye 1839’da Galatasaray’ya taşınmış. Bu okula Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adı verilmiş.

Bu okulun 17 Şubat 1839’da açılışı Sultan II. Mahmut tarafından yapılmış ve eğitiminde yeni düzenlemeler getirilmiş. Eğitim dili Fransızca olmuş ve öğrenci alınmaya başlanmış. Eğitim dilinin Fransızca olması zamanla hekim sayısında azalmaya yol açmış. Nitekim 1867 yılında Türkçe tıp eğitimi yapan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Mektebi) açılmış. 1870 yılında da askeri tıp okulunda dersler Türkçeleşmiş. 1878 yılında şimdiki Sirkeci Tren İstasyonu yanındaki Demirkapı Askeri Kışlası’na taşınmış. 1894 yılında Sultan II. Abdülhamit’in emriyle Haydarpaşa’daki Tıbbiye Binası inşa edilmeye başlanmış. Bu görkemli binaya 6 Kasım 1903’te taşınılmış. Önce Askeri Tıbbiye sonra, Sivil Tıbbiye taşınmış ve 1909 yılında iki mektep birleştirerek Darülfünun Tıp Fakültesi olmuş.

1933’de “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” İstanbul Üniversitesi’ne dâhil olmuş. Peşinden de 1945’te Ankara Tıp Fakültesi, 1954’te Ege Tıp Fakültesi kurulmuş.

Bütün tıp mensuplarının 14 Mart TIP BAYRAMINI KUTLARKEN, BİRİLERİNİN DEDİĞİ GİBİ “NEREYE GİDERLERLE GİTSİNLER” DEĞİL, VATANDAŞLARINA HİZMET ETSİNLER DİYORUZ.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER