REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Siirt Gazetesi

NEREDESİN, EY HUZUR!

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
NEREDESİN, EY HUZUR!
1-Ahmet ARITÜRK( siirtgazetesi@gmail.com )
10 views
17 Şubat 2018 - 15:09
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

1984’lü yıllardan buyana HUZURU KAYBETTİK. Arıyoruz, arıyoruz bulamıyoruz. Bir daha da bulabileceğimiz imkânsız gibi. Hani, bir kimse para dolu cüzdanını kaybeder de, saatlerce arar, arar ve bulamayarak ümidini keser ya! Bizim de huzuru arayışımız aynen bu duruma gelmiştir. 1984 yılında Eruh baskınıyla başlayan terör eylemleri, günümüze kadar artan bir tozda sürüp gelmektedir.

1984 öncesi, huzurlu yılları doyasıya yaşamış biri olarak anlatayım. Başta Valiler, Paşalar, Belediye Başkanları olmak üzere, üst düzey bürokratlar, yanlarına hiç koruma almadan ellerini sallaya sallaya halkın arasında dolaşır, sohbet eder, İlimizin ve Şehrimizin sorunlarını tartışırlardı. Yine 1984 yılı öncesinde valilerin, paşaların yanlarında hiç koruma olmadan ellerinde fileleri, yanlarında eşleri, çocukları pazar yerinde alışveriş yaptıklarına çok şahit oldum. Bu duruma yalnız ben değil, yaşları müsait bütün hemşerilerimiz tanıktırlar.

Şimdilerde bir Vali, bir Belediye Başkanı, hele-hele İlimizi ziyarete gelen bir Bakan, bir üst düzey bürokrat, korumasız olarak Şehrin en kalabalık ana caddelerinde bile korumasız bir adım atabilir mi! Zaman-zaman Valilerin, belediye başkanlarının veya İlimizi ziyarete gelen Bakanların, üst rütbeli komutanların Şehir içinde korumasız olarak adım attıklarına şahit olan var mı. Çevrelerinde yığınla silahlı korumalarla gezerlerken, sanki bir müstemlekede dolaşıyorlar gibi. Silahların gölgesinde gerçekleşen ziyaretler, sözde halkla kaynaşmalar!

Şehrin dört bir yanına bakıyorsunuz, beton bariyerlerle çevrilmiş resmi kurumlar, resmi dairelere girmek isteyen vatandaşları sıkı aramalardan geçirmeler. X ray cihazlarından geçirmeler. Cihazdan geçerken, öten düdükler.

1984 yılı öncesi huzurlu günleri görmek artık hiç mümkün olacak zannetmiyorum. Gelecek olsa bile, yaşımız itibarıyla ben ve yaşıtlarımın böyle günleri görebilmemiz ihtimali sadece hayalden ibaret. Bundan sonra yanında tek bir koruma olmadan elinde filesi çarşı, pazar dolaşan bir Vali, hele-hele korumasız dolaşan bir bakan görmek mümkün olabilir mi.

Bugün böyle bir yazı yazmayı nereden  esinlendim derseniz, Cuma ve Cumartesi günleri İlimize gelen üst düzey görevlilerin, sözde esnafı gezerlerken, çevrelerini ellerinde otomatik silahları olan koruma ordusunu gördüm de, terör öncesi geçmiş yılları anımsayarak nostalji yaptım. Ellerinde fileleriyle halk arasında, halktan birileri olarak gezen Valileri, Paşaları anımsadım. Anladım ki, huzur dolu o eski günler, hep nostaljide kalacak. Ve kendi kendime (NEREDESİN EY HUZUR) diye yüreğim yanık bir şekilde söylendim.

35 yıldır kaybettiğimiz HUZURU, biz artık bulamazsak dahi, dileriz ki çocuklarımız, torunlarımız bulsunlar…

“EKMEKLE BERABER,  PEYNİR!”

Siirtli Molla bir köye gidecekmiş. Gideceği köy yolu, bir başka köyden geçiyormuş. Köyün girişinde, mis gibi tandır ekmeğinin kokusunu almış. Bir köylü kadın, tandırda ekmek pişiriyor ve pişmiş ekmekleri leğenin içine istifliyormuş.

Zaten acıkmış olan Hoca, mis gibi ekmeğin kokusunu da alınca, daha bir acıkmış. Amma, kadından da ekmek istemeğe utanıyormuş. Bunun için aklına bir cinlik gelmiş. Ekmek pişiren kadının tam hizasına gelince:

-Zıkkım olsun, ekmeğimi yedin, beni aç bıraktın, ha! diyerek eşeğini dövmeğe başlamış. Hocanın yüksek sesle konuşmasını duyan kadın hemen yetişmiş:

-Eşeği neden dövüyorsun? diye sormuş.

Hoca da:

Sorma Teyze, yemek yiyeyim diye ekmeğimi ağacın altına koymuştum. Elimi, yüzümü yıkayıp geri dönünceye kadar bir de ne göreyim, eşek, ekmeğimi yememiş mi!

Kadıncağız:

-Oğlum, istediğin ekmek olsun. Bak, sımsıcak ekmek tandırda pişiyor. Eşeğini döveceğine benden ekmek isteseydin ya! demiş.

Bunun üzerine uyanık Hoca:

-Teyze, biliyorum ki senden ekmek istesem elbette bir değil, birkaç ekmek vereceksin. Hatta, “kuru ekmek yalnız gitmez” diyerek, gidip evden peynir bile getireceksin! Amma, ben sana nasıl “ekmeğimi eşek yedi, çok acım” diyeyim ki! Bunu söylemekten elbette utanırım.

Uyanık Hoca’nın bu sözleri üzerine, kadıncağız:

-Hele sen bir dur, gidip evden de peynir getireyim! demiş.

Eve gidip peynir de getirdikten sonra, üç-beş tandır ekmeğiyle beraber vermiş.

Geçmiş yıllarda, Eruh’ta medrese hocalığı yapan meşhur bir molla varmış. Gayet mütevazi olan hoca, kendi ev işlerini de kendisi görür, zaman-zaman, çalı-çırpı toplamak için ormana gider, topladığı çalı-çırpıları deste haline getirir ve iple bağlayarak sırtında evine götürürmüş.

TAŞLAMALAR

ERDOĞAN, TİLLERSON’A

BİR OSMANLI TOKADI

ATABİLDİ Mİ ACEP

VURSA, İZİ KALIRDI

 

AFRİN DEDİKLERİ YER

50 KİLOMETRELİK

MESAFEDE KALIYOR

BİR AYDIR GİREMEDİK

 

MEHMETÇİKLER NE ZAMAN

GİRECEKLER AFRİN’E

MENBİÇ’E Mİ GİRERLER

YOKSA AFRİN YERİNE

 

BİR GECE ANSIZIN

GELEBİLİNİM DERSEN

TEDBİRİNİ ALACAK

ELBETTE SON GİTMEDEN

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.