Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet ARITÜRK
Ahmet ARITÜRK

ÖNCESİ VE SONRASIYLA ERUH VE ŞEMDİNLİ BASKINI

1984 yılının 15 Ağustos günü Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerine eş zamanlı baskınlar düzenleyerek sesini duyuran PKK terör örgütünün eylemleri İlimiz açısından tarihi bir olay olduğu için konuyla ilgili geleceğe ışık tutmak istedik.
Öncesi ve sonrasıyla Eruh ve Şemdinli baskınlarını tarihe ışık tutmak açısından anımsamakta yarar vardır. Bazı olaylar tarihe damgasını vurur… “Unutulmazlar” arasında yerlerini alırlar, Tıpkı Eruh ve Şemdinli ilçelerinin basılmaları gibi… PKK’nın silahlı eylemlerini başlattığı 15 Ağustos 1984 tarihi de işte bu unutulmayan olaylar arasındaki yerini almıştır.
Yaklaşık 40 bin insanımızın öldüğü olayların başlangıç tarihi, 15 Ağustos 1984 Çarşamba günüdür. O gece, her gece gibi durum gayet olağan görünüyor. İlçenin Kaymakamı, Savcısı, Hakimi, Orman Bölge Şefi bir lojmanda sohbet ediyorlar, ilçenin telefonları kesik. Ne Siirt’e, ne de Şırnak’a telefon açabiliyorlar. Sıkça yaşanan bir olay olduğu için bu durum, kimsenin dikkatini çekmiyor.
Kaymakam, “Akşam üzeri Artvin’e telefon edecektim. Hatlar yine kesikmiş… Zaten kesik olmadığı zaman yok ki… Yüz defa Ankara’ya yazdım amma…” diye yakınmakta…
İlçe Jandarma Komutanlığının hemen karşısındaki kahvede oyun oynayanlar, sohbet edip çaylarını içiyorlardı. Telefon hatlarının kesik olması onları hiç ilgilendirmiyor, gibiydi.
Çay ocağındaki garson bir şeyler olacağını biliyordu. Daha dün teröristlere, karakolun hangi odasında astsubay Mehmet’in oturduğunu, kovuşa nereden girildiğini elinde bir çöple toprağın üzerine çizerek anlatmıştı. Eruh’a üç kişi gelip keşif yapmıştı. Bunlar arasında PKK’nın sözde en önemli komutanı, daha sonra adına “Eğitim kampı” açılacak kadar önem verilen kişi Mahsum Korkmaz da bulunuyordu.
1984 yılı başlarında Suriye’de bombalar, silahlar patlıyor, bu ülkede bulunan PKK’nın başı Abdullah Öcalan’a “Bunlar hep senin yüzünden” deniliyordu. Suriye’ye göre eylemi yapanlar, Hafız Esat karşıtı Müslüman Kardeşler örgütü mensuplarıydı. Bu örgütün Hatay civarında kampı bulunuyor, Türkiye tarafından korunuyordu. Örgüt üyeleri Suriye’de eylem yaptıktan sonra Türkiye’ye kaçıyorlardı. Türkiye’nin, Müslüman Kardeşler Örgütüne destek vermesinin nedeni de Suriye’nin bu ülkede bulunan Terörist başı Abdullah Öcalan ve örgütün önde gelen elemanlarını barındırması, bunlara Helve kampını tahsis etmesiydi.
Yine bombaların patladığı günlerde Hafız Esat, kurmaylarıyla birlikte önemli bir karar almıştı. Türkiye’ye karşı PKK kullanılacak, onlara her türlü silah, mühimmat desteği verilecek, kimlik düzenlenecek, sınırı geçmelerine yardımcı olunacaktı. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, gizli servis Muhaberat’ın önemli isimlerinden Mervan Zikri aracılığıyla Abdullah Öcalan’a PKK’nın faaliyetlerine göz yumulması karşısında Türkiye’de yoğun eylemler başlatılması talimatını vermişti. İşte, Türkiye’de 15 ağustos 1984 tarihinde başlayan PKK eylemleri için düğmeye böyle basılmıştı.
Siirt, Şırnak, Şanlıurfa yörelerinde güvenlik görevlileri tarafından yakalananların yanı sıra köylüler tarafından yakalanıp teslim edilen şüpheli bazı kişilerin üzerinde keşif notları çıkmıştı. Bu notlarda coğrafi etnik yapı belirtiliyor, aşiretlerin durumları değerlendiriliyor, güvenlik güçlerinin konuşlandıkları bölgeler, asker sayıları konusunda da bilgilere yer veriliyordu. O günlerde yakalanan bu kişilerin PKK’lı oldukları tahmin bile edilemedi.
Yakalanan bazı kişilerin sünnetsiz olması teröristlerin Ermeni terör örgüt ASALA adına çalıştıkları yönünde yorumlar yapılmasına neden oldu. Oysa yakalanan teröristler o günlerde halk savaşı stratejisini benimsemiş olan PKK’nın keşif çalışmalarını yürüten militanlardı.
Topu topu 67 kişiydiler. Gruplar halinde fotoğraf çektirdiler. Her grubun ayrı bir ismi vardı.
Örneğin Eruh ilçesini basacak grubun adı “14 Temmuz Propaganda Takımı” olarak tespit edilmişti. Bu adı PKK’lı Hayri Durmuş’un ölüm orucuna başladığı tarihten almışlardı. Onun anısına bu ismin kullanılması uygun bulunmuştu.
Tüm umut bu gruptaydı. Her şeyi, örgütün en önemli komutanı Mahsum Korkmaz planlıyor, en ince ayrıntılar üzerinde duruyordu. Şemdinli ve Şirvan’a baskın gerçekleşirse iyi olacaktı. Ama tam ağırlık Eruh’a veriliyordu.
Tarih 14 Ağustos 1984. Siirt’in Şirvan ilçesine yönelik taciz atışları başladı. Bu atışlar kısa sürdü. Komutan. “Biz yanlış yaptık” dedi, Faysal kod adlı terörist. “Bize verilen talimata göre Şirvan’ı bu akşam değil, yarın akşam basmamız gerekiyordu.” Takım sorumlusu Sarı Hüseyin “Doğridir Vallah” dedi.
Emir yanlış uygulanmıştı. Bunun hesabı kendilerinden sorulacaktı.
Geri çekildiler gruplar arasında telsizle haberleşme yoktu. Bu silah sesleri kopacak fırtınanın habercisiydi. Ancak, dönemin hiçbir yetkilisi Şirvan’a yönelik saldırıyı dikkate almadı. Birkaç sarhoşun işidir diyenlerin yanı sıra eşkıyalar arasında yapılan çatışma diyenler de oldu.
15 Ağustos’ta öğle saatlerine doğru Şirvan’a yapılan saldırıyı unutmuşlardı bile. Dönemin İlçe Jandarma Komutanı silah seslerinin yükseldiği bölgeye sabah erken saatlerde bir devriye çıkartmış, orada ölen ya da yaralanan olup olmadığını öğrenmeğe çalışmıştı. İlçe Jandarma Komutanının durumu öğrenmek amacıyla bölgeye devriye çıkartması işe yaramıştı. Bu olay Şirvan grubunun eylemden vazgeçmesine etkili olmuştu.
Bölgeye devriye çıkartıldığı bilgisini “İlçede durum hareketli” diye gruba ulaştırdılar. Şirvan ilçesi “Faysal” kod adlı teröristin baskın tarihini yanlış anlamasıyla basılmaktan kurtulmuştu. Ertesi gün bölgeye devriye çıkartılması ise ilçede güvenlik önlemlerinin arttırıldığı biçiminde yorumlandı. Bu durum da, teröristlerin eylemden vazgeçmesine neden olmuştu.
Eruh’ta Birigeni yaylasındaki sarp kayalıklarda 4-5 aydır hazırlık yürütülüyordu. Sığınaklar kurulmuştu. Dikkat çekmemesi için plastik borularla sığınaklara havalandırma yapmışlardı. Eruh’tan aldıkları erzakları yöre halkına fark ettirmeden sığınaklarına getirmeyi başarmışlardı. Dağdaki diğer kanun kaçaklarıyla da ilişki kurmuşlardı. Kanun kaçaklarının kuryelerinden de yararlanmaya başlamışlardı. Sessiz ve derinden hazırlıklarını yapan bu gruba Eruh Jandarma Komutanlığına çay, kahve götüren kişi de kuryelik yapıyordu.
Dağlarda aylarca kalan bu grup hakkında jandarmaya tek bir ihbarda bile bulunulmamıştı. Güvenlik birimleri dağlardaki adli kanun kaçaklarını indirmek için çaba gösteriyorlardı.
Siirt İl Jandarma Alay Komutanı Rahmi Tüfekçi ve ekibi yaralama, kız kaçırma ve benzeri adi suçlar işlediği için dağa çıkmış kanun kaçaklarını dağlardan birer birer indirmeğe başlamışlardı.
Teslim olanlara kötü muamele yapılmadığının kulaktan kulağa ulaşmasıyla birlikte teslim olanların sayıları da artıyordu.
Gelenler cezaevinden kaçmayacaklarına da yemin ediyorlardı. Bakalım bu yeminlerinin gereğini yerine getirecekler miydi? Eruh’un basıldığı gece bunu öğreneceğiz.
Ve beklenen güne giriliyordu. 14 Ağustos’u 15 Ağustos’a bağlayan gece derin bir sessizlik vardı. Bir grup Eruh’a doğru alacakaranlıkta tek kol halinde yürüyordu. Her şey planladıkları gibi gidiyordu. Toplanma yerine gelmeden önce telefon kabloları kesilmişti. İlçelerin haberleşme ağı artık yoktu.
Birden kıyamet koptu. Bombalar patlıyor, kalaşinkoflar gecenin sessizliğini bozuyordu. Ortalık ana-baba günüydü. Koca ilçe bir grup teröriste teslim olmağa başlamıştı. Teröristlerin karakolun içine girer girmez sordukları ilk soru Komutanın kim ve nerede olduğuydu. Mehmet Astsubay rütbelerini olayın şaşkınlığı geçtiğinde çoktan sökmüştü. Nöbetçi er Süleyman Şehit olmuştu. 9’u asker, 12 kişi yaralanmıştı.
4 terörist bankaya yöneldi. Hedef kasayı açmaktı. Patlayıcıyla kasayı açmak istediler. Ancak, kasayı açamadılar. Bekçinin çenesine namluyu dayayıp sordular: “Nerede banka müdürü, nerede kasa anahtarı?”
Bankanın üst katında lojmanlar vardı. Koşarak müdürün evine girmek istediler. İçeride kimse yoktu. Muhasebe Müdürü Musa Çaynak’ın evine girdiler. Çaynak’a “Ver kasanın anahtarını” diye bağırdılar. Çaynak “Anahtar Müdür Beyde dedi… Daha sonra hoparlörden bir anons yükseldi: “Dikkat dikkat Ziraat Bankası Müdürü Şaban Sezai Yılmaz, acele bankaya gel. Gelmemen halinde elimizde olan eşin ve çocuğun yarım saat içinde öldürülecek.” Yılmaz, anonsu duyuyordu. Yılmaz o karışıklıkta bir tavuk kümesine girmiş ve yüzüstü yatmıştı. Müdür tam 4 saat kümeste saklandı.
“O gün bir daha gelmesin” diyor ve şöyle anlatıyor:
“Her şeyi göze aldım ve çıkmamaya karar verdim. Kümese girdiğimi görenler vardı. İsteseler beni ele verebilirlerdi. Bir ara kümesin üzerinde ayak sesleri duydum. ‘Buralarda yok’ diye bir ses duydum. 4 saat kümeste bekledim… Tavuk kümesinde bit çoktu. Her tarafım kaşınmaya başlamıştı. Ama kaşıyamıyordum. Eşim ve çocuklarımın öldürülmüş olabileceklerini düşünüyor, çıldırıyordum.” Bankacının eşi ve oğlu jandarmanın bahçesindeydiler.
Seken kurşunlardan diz kapağından yaralanan oğlu Mehmet Recai Yılmaz acı içinde kıvranıyordu.
Cezaevi kapısı gürültüyle açıldı. Mahkumlar karşılarında eli silahlı sivilleri gördü. İçeriye girenlerin ilk sözleri “Kürdistan’ı kurduk. Af çıkardık. Özgürsünüz, çıkabilirsiniz” oldu. Birisi, cesaret edip, “Valla biz kaçmayacağımıza dair komutana söz vermişiz. Ancak öldürerek çıkarabilirsiniz” dedi. Teröristlerden biri “komutan artık benim” dedi. Göğsünü yumruklayarak. Cezaevinden çıkmamak için büyük bir direniş vardı. Teröristler kapıyı açık bırakıp giderken, mahkumlar kapıyı kapattı. Arkasına ne buldularsa doldurup barikat oluşturdular.
Meydanda birileri nutuk atıyor, birileri yere yatırdıkları vatandaşların kafalarına kalaşnikofu dayamış “Kaymakamın evi nerede, savcının evi nerede, komutan nerede?” diye soruyordu. İnsanlar ne kaymakam Mustafa Erdoğan’ın evini, ne savcının lojmanını gösteriyordu. Yanıt “Vallahi bilmiyorum…” oluyordu.
Eruh’un basıldığı saatlerde Hakkari’nin Şemdinli ilçesi de basılıyordu. Grup içinde bulunan Seferi Yılmaz, Şemdinli’yi iyi biliyor, onlara kılavuzluk yapıyordu. Baran, Mehmet Ağaaslan ve Celal, Jandarma Karakolu karşısındaki cami ile yol arasına yerleşti.
Bir grup, inşaat halinde olan askerlik şubesine yöneldi. Seferi Yılmaz silahlı grubu şubenin üst katına çıkardı. Roketatarı kullanan Hüseyin Tilki, Gazinoyu hedef alıp bir el ateş etti. Roketatar ağaca çarptı. Bu arada kalaşnikoflu grup subay gazinosuna sürekli olarak ateş ediyordu. Bu atışlar 5 dakika kadar sürdü. Grup inşaattan inip çekilmeğe başladı.
Teröristlerin askeri binalara yönelik saldırısı sonucu askerlik şube başkanı Tuncay Şenerol, Astsubay Çavuş Memiş Arıbaş, Jandarma Çavuş Sedat Kurum ağır şekilde yaralandı. Astsubay Memiş Arıbaş almış olduğu mermi yarası sonucu daha sonra şehit oldu.
“Kara haber telgraftan tez gider” derler amma, Eruh’un basılmasını bildirmek öyle kolay olmadı. “İlçemiz basıldı” haberini Valiliğe bildirebilmek Kaymakam Mustafa Erdoğan’a düşüyordu. Şimdi gecenin karanlığında yola çıkmak hiç de akıl işi değildi… Dahası gitmeğe yürek isterdi… İşte o yürek genç Kaymakam Mustafa Erdoğan’da, Orman Bölge Şefi Ali Aksu’da dahası bugün kimsenin adını bile hatırlamadığı Siirt’ten Eruh’a yolcu getiren ve karanlık çökünce geri dönmeyen bir taksi şoföründe vardı. Yanlarına bir jandarma eri aldılar. Taksi şoförü “Valla beyim bunlar yola bile pusu kurmuşlardır. Gidiyoruz amma, Allah sonumuzu hayır ede” dedi. Kaymakam “Ne pahasına olursa olsun gitmeliyiz. Sabahı bekleyecek zaman değil” karşılığını verdi.
Vali Konağının önüne geldiklerinde saat 02:00 civarıydı. Konağın bekçisi Vali’yi rahatsız etmekten korkuyor, “Sayın Kaymakamım sabah gelseniz olmaz mı?” diyordu. Kaymakam, bekçiyi tersledi ve Vali Recep Birsin Özen uyandırıldı. İlçesi basılan Kaymakam çok sıkıntılıydı. Gerilimli bir yolculuktan sonra Vali konağına ulaştığında bitkin vaziyetteydi. Bayılacaktı. Daha Kaymakam ağzını açmadan jandarma er konuştu:
“Vali abi bizim ilçeyi bastılar. Bölük yazıcımız Süleyman Aydın şehit oldu. Çok sayıda arkadaşımız yaralı.” Kaymakam Mustafa Erdoğan daha fazla direnemedi.
Bulunduğu koltuğa yığıldı. Bayılmıştı. Kaymakamı ayıltmak için kolonya dökülüyor. Kendine gelip sakinleşince, olup bitenleri anlattı. Eruh’un basıldığını Siirt Valisi Recep birsin Özen, Şemdinli’nin basıldığını da Vali Arif Akbulut Ankara’ya bildiriyordu. Terör örgütünün kanlı eylemleri için işte “O gece” düğmeye basılmıştı.
Ayrıca, konuyla ilgili mahkeme kararını olduğu gibi yayınlamak suretiyle anlatmak en iyi yol olduğu için, mahkeme kararını yarınki yazımızda aynen yayınlayacağız.

TAŞLAMA
EKONOMİK DARBOĞAZ
BÖYLE SÜRÜP GİDERKEN
MİLLET ŞAŞIRIP KALDI
NE YAPACAK GERÇEKTEN

TÜİK’İ GÖRE İŞSİZ
SAYISI AZALMIŞTIR
ELBETTE Kİ BU TESPİT
KASITLIDIR, YANLIŞTIR

TÜİK’E GÖRE İŞLER
TIKIRINDA GİDİYOR
SÖYLER MİSİNİZ KİMLER
TÜİK’E GÜVENİYOR

TÜİK’İN HESAPLARI
GERÇEKLERE UYMUYOR
EMİR KULUDUR TÜİK
NE DENSE, ONU DİYOR

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER