Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet ARITÜRK
Ahmet ARITÜRK

ÖZÜR DİLEMEK, ERDEMDİR!

Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) hastalığının en şiddetli olduğu bir günde ashabıyla helâlleşmek için Mescide gitti. Mescide gitmesine Hz. Ali ve Hz. Fazl bin Abbas yardımcı oldular. Peygamber Efendimiz güçlükle minbere çıkarak oturduktan sonra Hz. Bilal’e  şu emri verdi:

-“Halka ilân et. Mescid’de toplansınlar. Onlara vasiyet etmek isterim. Bu benim son vasiyetim olacaktır.”

Peygamber Efendimizin çağrısının duyulması üzerine mescid tıklım-tıklım doldu. Cemaat, mescidin dışına taştı.

Medineli ashab-ı kiramın toplanmalarının ardından Peygamber Efendimiz, Allah’a hamd ve senâdan sonra Ashabı Kirâma şöyle hitap etti:

-“Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır. Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun. Birinizin malını almışsam, gelsin hakkını alsın. Sakın hak sahibi, ‘Şayet kısas talebinde bulunursam, Resûlullah bana darılır.’ diye düşünmesin! Bilmelisiniz ki, benden hakkını isteyene darılmak benim fıtratımda yoktur. Benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen kimsedir. Yâhut helâl edendir. Ben Rabbimin huzuruna üzerinde kul hakkı olmadan varmak istiyorum.”

Peygamber Efendimizin bu çağrısı üzerine  ortalığa derin ve hazin bir sükût çöktü. Hiç kimse, yerinden kımıldayamıyordu. Peygamber Efendimiz bunun üzerine sözlerini tekrarladı:

-“Ey insanlar! Kime vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Her kimin benden alacağı varsa işte malım gelsin alsın.”

Peygamber Efendimizin bu ısrarı karşısında cemaat içinden biri ayağa kalktı:

 “YÂ RESÛLALLAH! SİZDEN ÜÇ DİRHEM ALACAĞIM VAR.” dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz,

-“Ben bu hususta hiç kimseyi yalanlamam ve hiç kimseye ‘yemin et’ diye teklif de etmem. Ancak bu üç dirhemin zimmetime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim!” buyurdu.

Ayağa kalkan zât:

-Yâ Resûlallah! Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Bana fakire üç dirhem vermemi emretmiştiniz. Ben de verdim. İşte istediğim bu üç dirhemdir.” dedi.

Peygamber Efendimiz, “Doğru söylüyorsun.” dedikten sonra, “Ey Fadl! Buna üç dirhem ver.” buyurdu.

Yine rivayete göre, Ukkaşe adında bir sahabi de “Resulullahın bilerek mi veya devesine vururken yanlışlıkla mı olduğunu bilmediği bir şekilde çıplak sırtına kamçı vurduğunu, kendisinin de şimdi bunun kısasını almak istediğini” belirtti.

Peygamber Efendimiz:

-Gel sen de sırtıma vur! diyerek sırtını açtı.

Ukkaşe de, sözde Peygamber Efendimizin sırtına vurmak için ilerledi. Mescitte bulunanlar, bu duruma bir hayli sinirlenmişlerde. Ama, Ukkaşe Peygamber Efendimizin mübarek sırtına vurmak yerine iki kürek kemiği arasında olan NÜBÜVETİNİN ALAMETİ BEN ŞEKLİNDEKİ MÜHRÜ ÖPTÜ. Kısas talep etmekten amacının, NÜBÜVET MÜHRÜNÜ ÖPMEK OLDUĞUNU SÖYLEDİ.

Diğer bir söylentiye göre Peygamber Efendimiz’in nübüvvet mührünü öpen kişinin Hz. Üseyd b. Hudayr olduğudur.

Bu olay ise şöyle anlatılır. şöyle anlatılır: “Useyd b. Hudayr bir toplulukta konuşuyordu. Şakacı bir adamdı. Bir ara topluluğu güldürdü. Derken Peygamber (asm) (şaka olarak) bir çöpü onun böğrüne (hafifçe) dürttü. Bunun üzerine (Üseyd Peygamber Efendimize):

Ey Allah’ın Resulü (bu çöpü bana dürttüğünden dolayı) sana kısas yapmama imkân ver, dedi.

(Hz. Peygamber de): (Haydi öyleyse) kısas yap, buyurdu.

(Üseyd):Fakat senin üzerinde gömlek var. (Çöpü bana dürttüğün zaman) benim üzerimde gömlek yoktu, dedi.

Hz. Peygamber de (onun bu isteğine uyarak kısas yapmasına imkân vermek için) gömleğini (yukarı doğru) kaldırdı.

Bunun üzerine: Hemen Hz. Peygamber Efendimizi bağrına basıp ortaya çıkan nübüvvet mührünü öpmeye başladı ve: Ey Allah’ın Resulü, (işte) benim istediğim bundan ibaretti, dedi.

Buna göre, bir kimsenin sırtını öpmek caizdir. Nitekim Hanefî ulemasından Ayni, “Böylece kişinin, elinin, ayağının, başının, sırtının öpülmesinin mubah olduğu bilindi.” demiştir.

Nübüvvet Mührü, Peygamber Efendimizin iki kürek kemiği arasında bulunan ve nübüvvetinin alametlerinden biri sayılan bendir.

Nübüvvet mührü siyer, şemâil, hasâis ve delâilü’n-nübüvve kitaplarında Peygamber Efendimizin Peygamberliğinin delillerinden biri sayılmakla birlikte, son peygamber oluşunun bir işareti olarak da değerlendirilmiştir. Nitekim hâtem (mühür) genelde yazıların altına basılıp son sözün söylendiğine işaret eder. Resûlullah’a hâtemü’n-nebiyyîn denilmesi (Ahzâb, 33/40) onun hem nübüvveti nihayete erdiren son peygamber hem de bütün peygamberlerin nübüvvetini tasdik eden (mühürleyen) ilâhî bir delil olduğu şeklinde açıklanmaktadır.

Peygamber Efendimizin kürek kemikleri arasında sol kürek kemiğine daha yakın, elle hissedilebilecek kadar kabarık, güvercin veya keklik yumurtası büyüklüğünde, siğile benzetilen kırmızı beze şeklinde bir et parçasının bulunduğu ve bunun nübüvvet mührü olarak isimlendirildiği hadis ve siyer kaynaklarında belirtilmektedir.

Evet, yukarıda da özetle anlatmağa çalıştığımız gibi, Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED BİLE ÖZÜR MAHİYETİNDE ASHAB-I KİRAMLARINA HAKLARI VARSA KISAS YAPMALARI TALEBİNDE BULUNMUŞTUR.

Özür dilemenin ne kadar büyük bir erdem olduğu Peygamber Efendimizin davranış tarzından da anlaşılmıyor mu! Hele, yüksek makamdakilerin, AVAM’DAN ÖZÜR DİLEMELERİ!

ANEKDOT

Geçmiş yıllarda, okulların görevini yapan medreseler vardı. İş bu medreseler, İslam dininin ilk asırlarında çok önemli işlevler görmüş, ilmi alanda terakkinin kapıları olmuşlardı. Ancak, daha sonra bozuldukları için de âlem-i İslamın terakkisine mani kurumlara dönüşmüşlerdi.

Medreselerin, zirvede oldukları dönemlerde  yeni gelen şakirdin terbiyesi, zekâsı ve edebi karşısında hayrete düşen Medrese Hocası dayanamayarak sormuş:

-Oğlum, sen böyle edepli olmayı kimlerden öğrendin?

Şakirt cevap vermiş:

-Edepsizlerden!

TAŞLAMA

EDEBİ, EDEPSİZDEN

ÖĞRENMEK GEREKLİDİR

EDEPSİZ NE YAPARSA

TERSİ YAPILMALIDIR

ÇOK KONUŞMAK, ÇOK HATA

YAPMAYA YOL AÇMAKTA

(SÖZ GÜMÜŞ, SÜKUT ALTIN)

MANASI NE, BİL ANLA

ÇOK KONUŞAN ELBETTE

ÇOK SÜRÇ-Ü LİSAN EDER

AZ KONUŞAN, HİKMETLİ

SÖZLERLE HAYRAN EDER

LEYLEKLER GİBİ LAK-LAK

ETMENİN ANLAMI YOK

DİL HEM BALDIR, HEM ZEHİR

SEN SEN OL KONUŞMA ÇOK

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER