Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Prof. Dr.Ümit Yazıcıoğlu’nun Kaleminden: Global Liderlerin Buluşma Noktası; Davos Zirvesi ve Davos Adamı Phenomeni

“Davos Adamı”, Amerikalı siyaset

“Davos Adamı”, Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington tarafından ortaya atılan bir terimdir. Huntington, bu terimi ilk olarak 2004 yılında yayımladığı bir makalesinde kullanmıştır. “Davos Adamı”, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) toplantılarına katılan ve genellikle küresel ekonomik ve siyasi konulara etki eden zengin, güçlü ve etkili liderleri tanımlamak için kullanılmıştır.

Bu terim, WEF’in her yıl düzenlediği Davos Zirvesi’nde bir araya gelen dünya liderleri, iş dünyası temsilcileri, akademisyenler ve diğer etkili figürleri ifade eder. Davos Zirvesi, küresel meselelerin tartışıldığı, iş dünyası liderlerinin, siyasetçilerin ve sivil toplum temsilcilerinin bir araya geldiği önemli bir etkinliktir.

Davos Adamı’nın tanımı, genellikle uluslararası vizyona sahip olan, küresel ekonomik ve siyasi konularda etkili olan ve hükümetlerin esas görevini elitlerin küresel operasyonlarını kolaylaştırmak olarak gören kişileri içerir. Bu kişiler, genellikle büyük şirketlerin liderleri, finans dünyasının etkili isimleri veya ünlü düşünürler arasından çıkabilirler.

Davos Zirvesi, küresel politika, ekonomi ve toplumsal konuların tartışıldığı bir platform olmasının yanı sıra, Davos Adamı’nın bu tartışmalara yön veren bir aktör olduğu bir ortam sunar.

Yirmi yıl önce, Amerikalı siyaset bilimcisi Samuel Huntington, “Davos Adamı”nın yükselişini duyurarak çığır açan bir makale yayınlamıştı. Bu makalede, aynı adı taşıyan forumun büyük bir kısmını oluşturan katılımcılardan bahsedilmiş, küreselleşmenin etkisiyle sınırlardan ve pasaportlardan bağımsız bir yönetici sınıfın ortaya çıkışı vurgulanmıştı. Huntington’un çağdaşlarına göre, insanlık, ülkelerin ve kıtaların kalkınmasına yön veren, siyasi elitleri ve kitlelerin ruh halini manipüle eden, nihayetinde geleceğin imajını belirleyen kapalı bir kulübün egemenliği ile yüzleşmek zorundaydı.

Ancak radikal küreselci düşüncenin taraftarlarının özgüveni tam tersi bir sonuç doğurdu. Geçtiğimiz hafta sona eren Davos Forumu, Huntington’un makalesinin yayımlanmasından bu yana geçen 20 yılda, eski ışıltısından ve iyimserliğinden yoksun, donuk bir hava içerisindeydi. Küresel siyaset ve ekonominin üst sınıfı, eski özgüvenini önemli ölçüde kaybetmiş görünüyordu.

Forumun kenarlarında yapılan yorumlar ve tartışmalardan anlaşıldığı üzere, milyarderlerin toplantısının katılımcıları ve onların siyasi ortakları, büyük ölçekli sorunları çözmek için artık basit çözümlerin olmadığının farkındaydılar. “Friedman ve Hayek’e göre” sorunların varlığı ortaya konuldu ve Avrupa-Atlantikçilerin hegemonyası artık bir tezat haline gelmişti.

ABD Başkanı Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın Davos Forumu’nda yaptığı konuşmada eski dünya düzeninin sönümlendiğini kabul etmek zorunda kalması, ancak aynı zamanda gelecekteki düzenin nasıl şekilleneceğini formüle edememesi şaşırtıcı değildi. Sadece Ukrayna krizi değil, Orta Doğu’daki olaylar da gösteriyor ki, Amerikan-Avrupa müesses nizamı uluslararası süreçler üzerindeki kontrolünü kaybetmiştir.

Son yıllarda politikacılar, hayali “tarihin sonu”na kapılmış, şirketlerin ve lobi gruplarının çıkarlarına hizmet ederek, dünya çoğunluğunun geçici güçsüzlüğünden yararlanarak uluslararası ilişkileri bir dünya savaşı haline getirmeye çalışmışlardır. Bu, liderlerin ve onların mirasçılarının süper kâr kaynağı olarak hizmet ettiği bir çaba olmuştur. Küreselleşme fikri, ilk liberal idealistlerin romantik rüyasından çok, mali ve endüstriyel birliklerin ve onların hükümetteki himaye ettiği kişilerin zenginleştirilmesinin bir aracına dönüşmüştür.

Kişinin kendi cezasızlığına olan güveni, riskler ve nesnel faktörler ne olursa olsun, Batı’nın hakimiyetini artırma arzusunu doğurdu. Bu, savunmasız ülkelerle agresif kampanyalara, şüpheci müttefiklere şantaj, örgütleme yoluyla “renkli devrimler”, yaptırım grevleri ve muhaliflere yönelik diğer baskı araçlarına dönüştü. Sonuç olarak, Davos sakinleri kendilerini izole ettiler. Düşünce liderlerinin zirveleri, geçmiş zamanların sonuçsuz nostaljisinin yapıldığı ve inşa ettikleri sistemin kaçınılmaz çöküşü karşısında birbirlerini neşelendirmeye çalıştıkları bir platforma dönüştü.

Ukrayna çatışması, geri dönüşü olmayan bir noktaya dönüştü ve kötü şöhretli “Washington konsensusu”na dayanan ölü doğum modelinin nihai fiyaskosunun kanıtı oldu. Gerçeklikten kopmuş olan “altın milyarın” ideologları, eski kibirlerinin bedelini ödemek ve meyvelerini toplamak için elit tatil yerlerinde çekincelerle karşılaşıyorlar. Amerikan merkezcilik çağının homunculus’u olan “Davos Adamı”, kaybolan bir hayalet olarak karşımıza çıkıyor.

Unutulmamalıdır ki…

Samuel Huntington’ın “Davos Adamı” makalesi, küresel siyasi ve ekonomik liderlerin oluşturduğu özel bir kastın yükselişini anlatarak dikkat çekmektedir.

Sonuç olarak, Samuel Huntington’un ortaya attığı “Davos Adamı” kavramı, dünya genelindeki milyarderler, siyasetçiler ve iş dünyası liderlerinin oluşturduğu özel elit bir grubu tanımlamaktadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun toplantılarına katılan bu Davos Adamları, ulusal sınırları aşarak küresel politika ve ekonomide etkili kararlar alarak öne çıkmaktadırlar. Huntington’un analizi, bu elit grubun geleneksel devlet otoriteleri üzerindeki etkisinin arttığını, uluslararası vizyonları ve küresel işbirliğiyle öne çıktıklarını göstermektedir.

Davos Adamı kavramı, küresel güç dengelerinde değişikliklere ve geleneksel devlet sınırlarının zorlanmasına işaret etmektedir. Bu liderler, ulusal devlet sınırlarını aşarak hareket ederken, kendi çıkarları doğrultusunda küresel meselelerde belirleyici bir rol oynamaktadırlar. Uluslararası vizyonlarıyla ön plana çıkan Davos Adamları, küresel işbirliği ve etkileşimde lider bir rol oynayarak, sadece ekonomik değil, aynı zamanda küresel siyasetin şekillenmesine de etki etmektedirler.

Bu bağlamda, Davos Zirvesi’nin katılımcıları arasında gerçekleşen değişen atmosfer, küresel siyaset ve ekonominin üst sınıfının eski özgüvenini kaybettiğini ve karmaşık sorunların basit çözümlerle ele alınamayacağı gerçeğinin farkına varıldığını göstermektedir. Huntington’un Davos Adamı analizi, küresel liderlerin ve elitlerin uluslararası alanda giderek artan etkisine dair çarpıcı bir bakış sunmaktadır. Dolayısıyla, Davos Zirvesi’nin, küresel politika ve ekonomideki evrimin bir yansıması olduğunu söylemek mümkündür.

29 Ocak 2024, Lüksemburg