Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu’nun Kaleminden: Selahattin Demirtaş’ın Kobanê Davası Savunması ve Hukuki Bir Değerlendirme

“Selahattin Demirtaş’ın Kobanê Davası

“Selahattin Demirtaş’ın Kobanê Davası Savunması: Hukuki Bir Değerlendirme” başlıklı bu makalem, Türkiye’nin siyasi atmosferinde ve hukuk alanındaki tartışmaları derinleştiren önemli bir belgedir. Bu savunma, 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gerçekleşen Kobanê olaylarına ilişkin sürecin iç yüzünü gözler önüne sermekte ve siyasi-sosyal etkileşimleri vurgulamaktadır. Demirtaş’ın savunması, siyasi çekişmelerin davaya olan etkisini vurgulayarak başlamakta ve HDP’nin siyasi arenadaki etkisine dikkat çekmektedir. Bu savunma, Türkiye’deki hukukun ve siyasetin karmaşıklığını açığa çıkararak önemli bir belge niteliğindedir.

Türkiye siyasi tarihindeki belirgin bir dönemeç olan Kobanê olayları, ülkenin sosyal ve politik dengelerinde önemli etkiler bırakmıştır. Bu olaylar, Demirtaş’ın suçlandığı bir davada savcının iddialarının temelini oluşturmuştur. Savcının suçlama yönelttiği nokta, Demirtaş’ın olaylara katılarak halkı isyana teşvik etmek olduğunu ileri sürmektir.

Savcılığın iddialarına karşı Demirtaş’ın savunması, kişisel ifadelerinin barışçıl protesto hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündedir. Demirtaş, olaylar sırasında dile getirdiği söylemlerin demokratik taleplerin ifadesi olduğunu vurgulamaktadır. Bu çerçevede, şu noktalar hukuki açıdan dikkate alınmalıdır:

Selahattin Demirtaş’ın davasında ortaya atılan iddia edilen “ipucu delilleri” veya “belirti delilleri”, savunmada dört ana zincirde çürütülmüştür.

II.)

Siyasi Faaliyetlerin İddialı Delilleri: Demirtaş’ın siyasi faaliyetlerinin terör örgütünü desteklemek amacıyla yapıldığı iddiası, sadece siyasi açıklamalara ve faaliyetlere dayanmaktadır. Bu durum, siyasi eleştiri ve ifade özgürlüğü haklarının kısıtlanmasına işaret etmektedir. Demirtaş’ın sadece demokratik haklarını kullandığı ve suçlamaların siyasi amaçlarla ilgili olduğunu savunduğu belirtilmelidir.

Toplumsal Olaylara Katılım İddialarının Çürütülmesi: Demirtaş’ın 6-8 Ekim 2014’teki Kobanê olaylarına destek vermek amacıyla halkı isyana teşvik ettiği iddiası, aslında barışçıl protesto hakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Kişisel ifadeleri, toplumsal olayları körüklemek için değil, demokratik taleplerin dile getirilmesi içindir. Bu noktada, olayların barışçıl protesto hakkı ile bağlantısı ve Demirtaş’ın demokratik talepleri ifade etme hakkı göz ardı edilmemelidir.

Hukuki Standartlara Uygunluk: Suçlamaların, Demirtaş’ın barışçıl talepleri ifade etme hakkını hukuki olarak sorumlu tutmayı gerektirmediği üzerinde durulmalıdır. Kişisel ifadelerin, toplumsal olayları provoke etmek amacı taşımadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Adil yargılanma hakkı, somut delillere dayanmayan suçlamaların ciddiyeti konusunda önemlidir.

Delillerin Zayıflıkları ve Çelişkileri: İddia edilen ipucu veya belirti deliller, tek başlarına güçlü deliller olmayabilir. Bu delillerin zayıflıkları, çelişkileri veya tutarsızlıkları göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, delillerin eksiklikleri ve doğrulukları adil bir yargılama sürecinde ele alınmalıdır.

Bu dört ana zincirde, Demirtaş’a yöneltilen suçlamaların dayanağı olan ipucu veya belirti delillerinin, hukuki açıdan zayıf veya çürütülebilir olduğu gözlemlenmiştir. Bu noktalar, Demirtaş’ın suçsuzluğunu ve ifade özgürlüğü hakkının korunması gerektiğini desteklemektedir.

Demirtaş’ın sözlerinin ceza hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi, barışçıl protesto hakkı ve ifade özgürlüğünün temel prensipleriyle bağlantılıdır. Burada, kişisel ifadelerinin toplumsal olayları kışkırtma veya isyana teşvik amacı taşımadığı, aksine demokratik taleplerin dile getirilmesi için kullanıldığı vurgulanmalıdır. Özellikle, siyasi lider olarak Demirtaş’ın söylemlerinin, toplumun hassasiyetlerine duyarlılık gösterme ve demokratik taleplerin ifadesi olduğu hususu, savunmanın temel dayanaklarından biridir.

Ceza hukuku bağlamında, siyasi figürlerin toplumu yönlendirme hakkı, yasal çerçevede barışçıl ve demokratik bir şekilde kullanılmalıdır. Bu noktada, Demirtaş’ın söylemlerinin bu hak kapsamında değerlendirilmesi önemlidir. Suçlamalar, Demirtaş’ın barışçıl talepleri ifade etme hakkını hukuki olarak sorumlu tutmayı gerektirecek somut kanıtlar içermemektedir. Kişisel ifadelerin, toplumsal olayları tahrik etme niyeti taşımadığı, bu yönüyle suçlamaların dayanağının zayıflığı vurgulanmalıdır.

Hukukun evrenselliği ve adil yargılanma ilkesi, suçlamaların somut kanıtlara dayandırılmasını gerektirir. Dolayısıyla, Demirtaş’ın sözlerinin isyana teşvik etmekten ziyade demokratik taleplerin ifadesi olduğuna dair somut delillerin eksikliği, suçlamaların ciddiyetini sorgulamak adına önemlidir. Somut kanıtlar olmaksızın yapılan suçlamaların hukuki zemini sarsıcı nitelikte olduğundan, hakkaniyetli bir yargılama süreci talep edilmelidir. Bu durum, savunma açısından kritik bir noktadır ve Demirtaş’ın masumiyetini desteklemektedir.

III.)

Selahattin Demirtaş’ın Kobanê Davası’ndaki savunması, Türkiye’nin siyasi atmosferinde ve hukuk alanındaki tartışmaları derinleştiren önemli bir belge olarak değerlendirilmektedir. Bu savunma, 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gerçekleşen Kobanê olaylarına ilişkin sürecin iç yüzünü gözler önüne sermekte ve siyasi-sosyal etkileşimleri vurgulamaktadır.

Demirtaş’ın savunması, siyasi çekişmelerin davaya olan etkisini vurgulayarak başlamakta ve HDP’nin, siyasi arenadaki etkisine dikkat çekmektedir. Mahkemeye hitaben, kişisel öfke veya düşmanlık beslemediğini ifade etmesi, adil bir barışın temelini atmak adına çağrıda bulunması önemlidir.

Aynı zamanda, Demirtaş, siyasi figürlerin davaya etkisine de değinerek, MHP lideri Bahçeli’nin tutumunu milliyetçilikle ilişkilendirir ve adaletin ikiyüzlü tutumunu dile getirerek sert bir dille eleştirir. Bu eleştiriler, dava sürecinde siyasi figürlerin etkisinin ve adil yargılanma sürecinin önemini vurgular niteliktedir.

Öte yandan, Demirtaş’ın açıklamaları, Türkiye’nin milliyetçilik tarihini ve etnik ayrımcılığı ele alarak, ırkçılığın yargıya nasıl yansıdığına dair örnekler sunar. Bu, Türkiye’deki milliyetçilik anlayışının tarihsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi ve eleştirisi olarak öne çıkar.

Savunma, Türkiye’deki siyasi ittifakları da analiz eder ve Cumhur İttifakı’nın asıl hedefinin Kürt siyasi hareketlerinin güçlenmesi olduğunu iddia eder. Bu ittifakın, Türk devlet geleneğine uygun olarak kontrol odaklı bir yapı oluşturmayı amaçladığına yönelik bir değerlendirmede bulunur.

Demirtaş’ın savunmasında, Kürtlerin üzerinden siyasi bir politika oluşturulmaya çalışıldığına dair iddialar ve benzer şekilde Gezi Davası’nın da sosyalistler üzerinden ideolojik bir yapı oluşturma amacına işaret edilir.

Savunma aynı zamanda, Türkiye’nin tarihsel travmalarını anlamanın ve toplumun rehabilite edilmesinin önemine vurgu yapar. Tarihsel gerçeklerin “hakikat” temelinde anlatılmasını ve Kürtlerin yaşadığı acıların anlaşılması gerekliliğini vurgular.

Demirtaş’ın ifadeleri ayrıca Türk aydınlarına çağrıda bulunur, siyasi kesimler arasında barış ve birlik mesajı verilmesi gerektiğini vurgular. Azerbaycan örneği üzerinden, Kürtlerin durumuyla karşılaştırarak, toplumsal adaletin ve duyarlılığın önemini vurgular.

Savunmada, hukuki sürecin nasıl şekillendiği, delillerin doğruluğu ve erişilebilirliği konuları da detaylı bir şekilde ele alınır. ANF kaynaklı bilgilerin nasıl elde edildiğine dair şüphelerin ve delillerin geçerliliğiyle ilgili soru işaretlerinin altı çizilir.

Sonuç olarak, Demirtaş’ın savunması, Türkiye’deki siyasi atmosferin yansımalarını ve Kobanê Davası’nın hukuki boyutunu ele alarak, dava sürecindeki çelişkileri ve siyasi etkileşimleri ortaya koymaktadır.

Kesinlikle, Demirtaş’ın savunması Türkiye’de siyasetin ve hukukun karmaşıklığını, özellikle de Kobanê Davası’nın dava sürecindeki çelişkilerini ve siyasi etkileşimlerini detaylı bir şekilde ortaya koymuştu. Bu savunma belgesi, sadece bir yargılama sürecinin ötesinde; Türkiye’nin siyasi arenası, etnik ve siyasi çatışmalar, adaletin işleyişi ve hukukun bağımsızlığı gibi konuları tartışmaya açarak önemli bir değere sahip olmuştu.

Demirtaş’ın savunması, siyasi figürlerin dava üzerindeki etkilerini vurgulayarak ve siyasi atmosferin davanın seyrine nasıl yansıdığını gözler önüne sererek, Türkiye’de hukukun ve adaletin siyasi dinamiklerle nasıl etkilendiğini göstermişti.

Onun basına yansıyan savunma metni, Kobanê Davası’nın ötesinde; Türkiye’deki hukukun işleyişi, adalet sisteminin bağımsızlığı ve siyasi müdahalelerin yargıya olan etkisi gibi geniş kapsamlı konuların üzerinde durarak önemli bir perspektif sunmuştu. Bu bakımdan, savunma belgesi, Türkiye’nin siyasi ve hukuki yapısını anlama ve analiz etme açısından değerli bir kaynak olmuştu.

IV.) AİHM Kararının savunmaya etkisi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 22 Aralık 2020 ve 2 Şubat 2021 tarihli kararları, Türkiye’de ifade özgürlüğü ve siyasi katılım hakkı konularında önemli tartışmaları gündeme getirmiştir. Bu kararlar, Selahattin Demirtaş’ın hukuki durumu ve tutukluluğunun insan haklarına etkileri açısından önemli bir çerçevede ele alınmıştır.

AİHM’in kararında vurgulanan temel noktalardan biri, Demirtaş’ın tutuklanmasının siyasi bir amaç taşıdığı yönündedir. Mahkeme, Demirtaş’ın siyasi bir figür olarak geniş toplumsal destekleme sahip olduğunu ve tutukluluğunun siyasi faaliyetlerini engellediğini belirtmiştir. Bu, ifade özgürlüğü ve siyasi katılım hakkının kısıtlanmasıyla ilgili temel bir endişe olarak kararda yer almıştır.

AİHM aynı zamanda, Türkiye’nin terörle mücadele yasalarının Demirtaş’ın tutukluluğunu haklı çıkarmak için keyfi bir şekilde yorumlandığına dair eleştirilerde bulunmuştur. Tutukluluğun yasal dayanağının belirli ve öngörülebilir olmadığı, bu durumun ise ifade özgürlüğü gibi temel hakların ihlali anlamına geldiği vurgulanmıştır.

Mahkemenin kararı, Türkiye’yi, AİHM’nin insan haklarına saygı gösterilmesi çağrısını dikkate almaya çağırmaktadır. Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiği belirtilerek, ülkenin uluslararası standartlara uygun şekilde ifade özgürlüğü ve siyasi katılım hakkına saygı göstermesi gerektiği vurgulanmıştır.

AİHM’nin bu kararları, Türkiye’de siyasi figürlerin tutukluluğuyla ilgili insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında önemli bir referans noktası olmuştur. Bu kararlar, Türkiye’nin uluslararası alandaki insan hakları standartlarına uyumunu ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasını ele almak adına önemli bir zemin oluşturmuştur.

Ancak, bu kararların Türkiye’nin iç siyasi dinamikleri üzerindeki etkisi ve ülke içindeki yasal süreçlere olan muhtemel etkileri hala tartışma konusudur. Türkiye’nin bu kararlara nasıl yanıt vereceği ve uluslararası insan hakları standartlarına uyum sağlama çabaları, önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gereken konular arasındadır.

V.)

Demirtaş’ın Kobanê olayları sırasında kullandığı ifadelerin hukuki değerlendirmesi, temelde ifade özgürlüğü ve toplumsal olaylara katılım hakkı gibi demokratik haklarla doğrudan ilişkilidir. Bu hakların temelinde, bireylerin demokratik taleplerini dile getirebilme özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkı bulunmaktadır. Demirtaş’ın ifadeleri, bu hakların sınırları içinde değerlendirilmelidir.

Hukuki anlamda, suçlamaların geçerliliği ve hukuki dayanağı son derece kritiktir. Demirtaş’a yöneltilen suçlamaların hukuki dayanağının yetersizliği, onun suçsuzluğunu belirtmektedir. Adil yargılanma hakkı, suçlamaların hukuki dayanaklarına dayalı olarak değerlendirilmesini gerektirir. Bu kapsamda, Demirtaş’ın ifadelerinin demokratik taleplerin ifadesi olduğunu ve toplumsal olayları kışkırtmak için değil, ifade özgürlüğü kapsamında kullanıldığını göz önünde bulundurmak önemlidir.

Suçlamaların hukuki temelinin zayıflığı, Demirtaş’ın masumiyetini vurgulamakta ve adil bir yargılama sürecinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, hukuki açıdan değerlendirildiğinde, Demirtaş’ın ifadelerinin demokratik hakların kullanımı çerçevesinde değerlendirilmesi ve suçlamaların yeterli hukuki dayanağa sahip olup olmadığının titizlikle incelenmesi gerekmektedir. Bu durum, Demirtaş’ın suçsuzluğunu ve adil yargılanma hakkının gerektirdiği şekilde dikkate alınmasını öne çıkarmaktadır.

İddia edilen ipucu veya belirti deliller, tek başlarına güçlü deliller olmayabilir. Bu delillerin zayıflıkları, çelişkileri veya tutarsızlıkları göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, delillerin eksiklikleri ve doğrulukları adil bir yargılama sürecinde ele alınmalıdır.

Bu dört ana zincirde, Demirtaş’a yöneltilen suçlamaların dayanağı olan ipucu veya belirti delillerinin, hukuki açıdan zayıf veya çürütülebilir olduğu gözlemlenmiştir. Bu noktalar, Demirtaş’ın suçsuzluğunu ve ifade özgürlüğü hakkının korunması gerektiğini desteklemektedir.

7 Ocak 2023, Strasburg