Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Prof. Dr. Süleyman Çelik’in Kaleminden; Ermeniler, Yahudiler, Kürtler ve Emperyalistler

Emperyalistler, ünlü “böl ve yönet” politikalarını Osmanlı’da, önce Müslüman-Müslüman olmayan (müslim-gayrımüslim) ayrımı üzerinden gerçekleştirmek istediler. Özellikle İngiltere, Fransa ve Rusya’nın yürüttüğü bu işe, Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına doğru Amerika da karıştı.

Emperyalistler, ünlü “böl ve

Amerika, diğerlerinden farklı bir yöntemle işe başladı: Osmanlı topraklarında 2000 misyoner okulu ve birçok hastane açtı. Okullara Müslüman öğrenci alınmıyor, hastanelerinde de Müslümanlara bakılmıyordu. Öğrencilerde ulusal bilinç/ kimlik bilinci oluşturmaya çalışılıyor, hastanelerde de hastalara aynı yönde telkinler yapılıyor ve bu şekilde Amerika Müslüman olmayanların “Koruyucu Meleği” rolünü oynuyordu. Son erek, azınlıkların Osmanlı’ya baş kaldırarak bağımsızlıklarını kazanmaları ve sonrasında Amerika’ya ticari imtiyazlar sağlamalarıydı.

Çalışmalarının sonucunu da gördü. Örneğin, bağımsızlığını kazanan Bulgaristan’ın ilk üç başbakanı İstanbul Robert Koleji mezunu idi.

Fakat o Balkanlardan çok, tarihin her döneminde jeopolitik önemini korumuş olan Ortadoğu ile ilgileniyordu. Burada gözü- kulağı olacak, kendisine üs, ileri karakol ya da çekiç güç görevi yapacak, kısaca bugünkü İsrail’in işlevini üstlenecek bir devlet kurmaya karar vermişti!..

Daha önce arkeolog, gezgin vs. ayaklarıyla göndermiş olduğu ajanların bölgede yapmış olduğu sosyolojik araştırmalarda, “Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin bu görevi yapabileceği” saptanmıştı.

Bu saptama doğrultusunda, Trabzon’dan Adana’ya inen bir çizginin doğusunda kalan bölgede egemen olacak Büyük Ermenistan Krallığı projesi hazırlandı ve çalışmalara bu bölgede ağırlık verildi. Okullar ve hastaneler Ermeni nüfusun yoğun olduğu yerlerde açıldı. Örneğin, küçük bir ilçe olan Merzifon’a 5 Amerikan koleji açıldı. Ayrıca aynı bölgede benzer çalışmalar içinde olan Ruslardan çok kendilerine yaklaşmaları için Ermenilerin mezhepleri de değiştirilmeye çalışıldı ve önemli sayıda Protestan bir cemaat oluşturuldu…

Bu çalışmalar sonuç verdi. Ermeni Taşnak ve Hınçak örgütleri kuruldu. Bu örgütlere bağlı çeteler, Türk ya da Kürt ayırt etmeksizin bölgedeki Müslümanları kaçırmak üzere köylere saldırıp halkı taciz etmeye başladılar.

Bunun üzerine çetelere karşı direnen halka yardım etmek üzere devlet, aşiret başkanları, ağalar ya da köylerin ileri gelenlerinin komutasında Hamidiye alayları kurdu.

Sonuçta kaybeden Ermeniler oldu. Suriye ve Lübnan topraklarına sürülerek (tehcir) bölgeden uzaklaştırıldılar…

Amerika bu kez “böl ve yönet” politikasını etnik ayrımcılık yoluyla gerçekleştirmeye karar verdi ve Kürdistan projesini hazırladı…

***

Lozan’da amacına erişemeyen Amerika, “biz büyük devletiz. Er ya da geç amacımızı gerçekleştiririz” diyerek Antlaşmayı imzalamadı.

Hani, Türk filmlerinde sık karşılaşılan bir sahne vardır. İki genç birbirleriyle ölümüne kavga ederken, biri gelir: “durun! Siz aslında kardeşsiniz…” der ve kavgayı bitirir. Gençler birbirlerine sarılır, film mutlu sonla biter!

İşte emperyalistler, Ermeniler ile Kürtler arasında benzer bir sahne kurguladılar:

Doğu Anadolu’da daha düne kadar birbirleriyle vuruşturdukları Ermeni ve Kürtlere, “Siz aslında kardeşsiniz. Türkler sizi birbirinize düşman etti” dediler. Ermeniler, Kürdistan’ın büyük bir kısmını içine alan hayali “büyük Ermeni davasından vazgeçtiklerini” bildirerek ayrılıkçı Kürtlerle sarılıp öpüştüler.  Zaten bir kısım Ermeniler, “kendilerinin Alevi Kürt olduklarını” öne sürerek sürgünden kurtulmuşlardı (Kripto Ermeniler).  Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Seyit Rıza vd. başkaldırılarını bunlar düzenledi. Bu birliktelik daha sonra PKK-ASALA işbirliği ile sürdü. İşbirliği, günümüzde de PKK’nın partisi ile Ermenistan arasında sürmekte. Partinin önde gelenlerinden Ahmet Türk’ün babası bir Hamidiye Alayı Komutanı imiş! Ahmet Türk, babası adına Ermenilerden “özür” diledi.

***

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika, Türkiye dahil, Ortadoğu’daki İslam ülkelerini uydusu durumuna dönüştürmüştü. Ancak yüzlerce yıl sürmüş Hilal- Haç çatışması nedeniyle Müslümanlara güvenemiyordu. Güvenebileceği bir devlet yaratmak amacıyla İsrail kuruldu ve NATO’nun gizli ortağı yapıldı. Hiç ilgisi olmamasına karşın Avrupa ülkesi statüsü verilerek sporda Avrupa liglerinde oynaması, Eurovision yarışmasına katılması vs. sağlandı…

Müslüman halkların genelde İsrail’e karşı olmasına karşın, Amerika’nın uşağı durumundaki İslam ülkelerinin yöneticileri onu gizli olarak destekliyor, hatta ticari ve siyasi ilişkiler kuruyorlardı. Bununla birlikte küçücük İsrail devletinin varlığını koruyabilmesi için topraklarının büyütülmesi ve ona güvenilir bir müttefik yaratılması gerekti.

Topraklarının büyütülmesi için, Amerikan uydusu Arap devletlerinin kışkırtmasıyla savaşlar çıkartılacak, İsrail her savaşta biraz daha büyüyecek ve yavaş yavaş “vaat edilmiş topraklar” masalı gerçekleştirilmeye çalışılacaktı

Halkları birbirlerine düşmanlaştırmayı iyi bilen emperyalistler müttefik yaratmanın da projesini hazırladılar!..

Kürtlerin yaşadığı dört ülkede, oluşturulacak terör örgütleri aracılığı ile iç savaşlar çıkartılarak Kürdistan kurulacak olursa, çevresi dört düşman ülke ile çevrili bir devlet ortaya çıkacak ve bu devlet güvenliğini sağlamak için kendilerine teslim olacaktı!..

Müslüman Kürt halkını Yahudilere yakınlaştırmak için bazı Kürt aşiretlerin Yahudi kökenli olduğu yalanı öne sürüldü. Ayrıca tarih çarpıtılarak bir masal uyduruldu:

Selahattin Eyyubi, Kudüs’ü fethettiğinde, Yahudileri Hristiyanların zulmünden kurtarmış ve onları özgürleştirmiştir. Bu nedenle Yahudiler Selahattin Eyyubi’ye minnettardır ve o Kürt olduğu(!) için de Kürtleri çok severler…”

Gerçekte Selahattin Eyyubi’nin Kürt olduğu da bir masal. Hadi onu geçelim, ama fethettiğinde (MS 1187) Kudüs’te Yahudi yoktu. Çünkü Yahudiler Roma İmparatorluğuna iki kez isyan etmişler ve bunun üzerine imparator Hadrianus tarafından dünyanın dört bir yanına sürülerek Filistin’deki varlıklarına bin yıl önce son verilmişti…

Oysa Yahudiler Selahattin Eyyubi’ye değil, Pers İmparatoru Büyük Kiros’a (MÖ 590-529 dolayları) minnet duyarlar. Çünkü daha önce de ülkeleri Babil Krallığı tarafından işgal edilmiş olan Yahudiler, köle olarak kullanılmak üzere Babil’e sürülmüştü. MÖ 538’de Babil’i ele geçiren Kiros, Yahudilerin Kudüs’e dönmelerine izin vermişti.

Fakat anlatılan yalanlara o kadar inanmışlar ki PKK’nın dağdaki şefleri ve partisinin ileri gelenleri, İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımı desteklemekte; hatta PKK’lı teröristler paralı asker olarak İsrail saflarında savaşıp, soykırıma ortak olmaktadırlar…

***

Bu konularda çok araştırma yapıp, çok mürekkep tüketmiş olan Sevgili Uğur Mumcu 29 Temmuz 1992 tarihli Cumhuriyet’teki yazısını şöyle bitiriyordu:

Kürt’ü Türk’e; Türk’ü Kürt’e; Ermeni’yi Türk’e; Türk’ü Ermeni’ye; Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye düşman eden, emperyalizm ve emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarlarıdır. Dün öyleydi, bugün de öyle…”

Onu, bunları bildiği ve yazdığı için öldürdüler!….