Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Prof. Dr.Ümit Yazıcıoğlu’nun Kaleminden: Adaletin Siyasi Oyunu: Kobani Davası ve Mahkemenin Kararının Eleştirisi

Giriş: Adaletin kutsallığı ve
  1. Giriş:

Adaletin kutsallığı ve tarafsızlığı, her demokratik toplumun temel taşlarından biridir. Ancak, zaman zaman siyasi etkilerin ve baskıların gölgesinde kalan hukuki süreçler, adaletin sağlanmasını zorlaştırabilir ve toplumsal güveni sarsabilir. Bu durumda, Kobani Davası ve mahkemenin kararı, bazı kesimlerce adaletin siyasi etkiler altında kaldığına dair endişelerin doğduğu bir örneği temsil etmektedir. Bu makalede, Kobani Davası’nın arka planı ve önemi üzerinde durarak, mahkemenin kararını eleştireceğiz. Delil yetersizliği, siyasi baskı ve adaletin zedelenmesi gibi konuları irdeleyerek, hukuki sürecin meşruiyetini sorgulayacağız. Ayrıca, Kobani Davası’nın toplumsal ve siyasi yansımalarını ele alarak, Türkiye’nin demokratik imajına ve Kürt sorununa etkilerini değerlendireceğiz.

Sonuç olarak, adaletin siyasi çıkarlara kurban edildiği durumlarda, toplumsal barışın ve hukukun üstünlüğünün korunması için daha fazla çaba harcamak önemlidir. Bu makale, Kobani Davası’nın bu kritik konuları nasıl etkilediğini ve ileriye dönük daha adil bir toplum için çıkarılacak dersleri tartışmayı amaçlamaktadır.

  1. Kobani Davası: Arka Plan ve Önemi

Kobani Davası, 2014 yılında Kobani’deki çatışmalar sırasında Türkiye’de yaşanan olaylara ilişkin açılan bir davadır. Kobani, Suriye’deki Kürt nüfusunun yoğun olduğu bir şehir olup, IŞİD’in saldırılarına maruz kalmış ve büyük bir insanlık dramına sahne olmuştur. Bu saldırılar sırasında Türkiye’de de çatışmalar yaşanmış, birçok yerde protestolar düzenlenmiş ve şiddet olayları gerçekleşmiştir.

Kobani Davası, Türkiye’de yaşanan bu olaylarla ilgili olarak, çeşitli kişilerin yargılanmasını içermektedir. Davada, çoğunlukla Kürt siyasi aktivistlerin ve HDP’ye üye olan bazı kişilerin terör örgütü propagandası yapmakla suçlandığı bilinmektedir. Ancak, davaya ilişkin önemli bir tartışma noktası, suçlamaların siyasi motivasyonla mı yoksa gerçek kanıtlara dayalı mı olduğudur.

Kobani Davası’nın önemi, Türkiye’nin demokratik yapısının ve hukukun üstünlüğünün sınandığı bir süreci temsil etmesidir. Bu davada verilen ve verilecek kararlar, ülkedeki adaletin tarafsızlığı ve hukukun işleyişine olan güveni etkileyecektir. Ayrıca, Kobani Davası’nın toplumsal ve siyasi yansımaları da oldukça büyüktür; çünkü bu davada verilen ve verilecek kararlar, Türkiye’nin Kürt sorunuyla ilgili yaklaşımını ve demokratikleşme sürecini belirleyici bir etkiye sahip olabilir.

III. Mahkeme Kararı ve Eleştiriler

  1. Kobani Davası’nda sonuçlar açıklandı:

Beş kişi tahliye edildi, 12 kişi beraat etti ve 13 kişinin tutukluluğuna devam kararı verildi. Eski HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da dahil olmak üzere 108 kişi yargılanıyordu. Firari olan 72 sanığın dosyaları ayrıldı. Verilen cezalar arasında Selahattin Demirtaş’a toplam 42 yıl hapis cezası, Figen Yüksekdağ’a 32 yıl dokuz ay hapis cezası ve diğer sanıklara çeşitli cezalar bulunuyor. Bazılarına beraat kararı verilirken, bazılarının tutukluluğuna devam edildi.

Duruşma, Ankara Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü ve yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşti. Basın mensupları, avukatlar ve siyasi parti temsilcileri dışında kimseye izin verilmedi. Duruşmayı takip etmek isteyen izleyiciler için ayrı salonlar oluşturuldu. Davada toplam 2,676 müşteki bulunurken, duruşmaya sadece 10 civarında müşteki avukatı katıldı. Tutuklu siyasetçilerin avukatları, dava sürecinde yaşanan hukuk ihlallerine dikkat çekti. Karar açıklanırken avukatlar, protesto amacıyla salondan ayrıldı. Sanıklar ve avukatların olmadığı bir ortamda kararlar okundu. Kobani Davası, çeşitli suçlamalarla 108 kişinin yargılandığı önemli bir dava olarak dikkat çekiyor.

  1. Delil Yetersizliği ve Hukuki Belirsizlik

Kobani Davası’nda mahkeme kararlarına yönelik ilk ve en önemli eleştiri, delil yetersizliği ve hukuki belirsizliktir. Davada sunulan delillerin ve delil olarak kabul edilen unsurların çoğu, genellikle siyasi söylemler, sosyal medya paylaşımları ve toplantı konuşmaları gibi ifadelerden ibarettir. Ancak, bu tür ifadelerin suç kapsamında değerlendirilmesi, özgürlüklerin kısıtlanması ve hukuki güvencelerin ihlal edilmesi riskini doğurur. Ayrıca, delillerin çoğu doğrudan terör örgütü propagandası olarak değerlendirilebilecek somut eylemlere dayanmamaktadır, bu da adaletin sağlanması açısından önemli bir eksikliktir.

  1. Siyasi Baskı ve Tarafsızlığın Kaybı

Kobani Davası’nın yargılama sürecinde belirgin bir şekilde görülen bir diğer eleştiri de siyasi baskı ve tarafsızlığın kaybıdır. Davaya ilişkin kararlar ve süreç, siyasi otoritenin etkisi altında olduğu şüphesini uyandırmaktadır. Özellikle, HDP üyeleri ve Kürt siyasi aktivistlerin aşırı şekilde cezalandırılması veya suçlanması, siyasi motivasyonların adaletin önüne geçtiği endişesini artırmaktadır. Bu durum, adaletin tarafsızlığı ve bağımsızlığı ilkesini zedeler ve hukukun üstünlüğünü tehlikeye atar.

  1. Hukukun Üstünlüğü ve Adaletin Zedelenmesi

Kobani Davası’nın sonuçları, hukukun üstünlüğü ilkesine olan güveni sarsmış ve adalet duygusunu zedelemiştir. Eğer bir hukuk sistemi, adaletin sağlanması ve toplumun güvenini kazanması amacıyla değil, siyasi hedeflerin ve ajandaların bir aracı olarak kullanılıyorsa, bu durum hukukun üstünlüğünün tehlikede olduğunu gösterir. Adaletin siyasi etkilerle ve baskılarla tesis edilmeye çalışılması, toplumsal barışı ve adalet duygusunu derinden etkiler ve uzun vadede hukukun üstünlüğünün zarar görmesine yol açar.

Kobani Davası’nda görülen delil yetersizliği, siyasi baskı ve adaletin zedelenmesi gibi sorunlar, Türkiye’nin demokratik yapısını ve hukukun üstünlüğünü sorgulayan önemli birer göstergedir. Bu eleştiriler, hukuki sürecin yeniden değerlendirilmesi ve hukukun üstünlüğünün güvence altına alınması için çağrı yapmaktadır.

  1. Kobani Davası’nın Toplumsal ve Siyasi Yansımaları
  2. Halkın Güveninin Sarsılması

Kobani Davası, Türkiye’deki adalet sistemi ve hukukun üstünlüğüne olan halk güvenini derinden sarsmıştır. Halk, adaletin tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerine dayanarak sağlanması gerektiğine inanır. Ancak, davada görülen delil yetersizliği, siyasi baskılar ve adaletsizlik iddiaları, toplumun adalet sistemine olan güvenini zedelemiştir. Bu durum, halkın hukuk sistemine duyduğu güveni sarsarak, hukuki kararların adil olup olmadığı konusunda şüpheye düşmesine neden olabilir.

  1. Türkiye’nin Demokratik İmajına Darbe

Kobani Davası, Türkiye’nin demokratik imajına ciddi bir darbe vurmuştur. Bir ülkenin demokratikliği, hukukun üstünlüğüne saygı göstermesi ve adil yargılamalar yapmasıyla ölçülür. Ancak, Kobani Davası’nda görülen siyasi etkiler ve adaletin tarafsızlığının kaybı, Türkiye’nin demokratik yapısının sorgulanmasına yol açmıştır. Demokratik bir ülke olarak bilinen Türkiye’nin, adaletin siyasi amaçlar için kullanılmasına dair uluslararası toplum tarafından sorgulanması, ülkenin demokratik değerlerine zarar vermiştir.

  1. Kürt Sorununun Derinleşmesi

Kobani Davası’nın Kürt sorunu üzerinde derin etkileri olmuştur. Türkiye’deki Kürt nüfusu, yıllardır eşit haklar ve adalet talebiyle mücadele etmektedir. Ancak, Kobani Davası gibi olaylar, Kürtler arasında adaletin sağlanamadığı ve hukukun üstünlüğünün zedelendiği algısını güçlendirmektedir. Bu durum, Kürt sorununun daha da derinleşmesine ve toplumsal huzursuzluğun artmasına yol açabilir. Adaletin sağlanamadığı hissi, Kürt toplumunda öfke ve umutsuzluk yaratarak, çatışma potansiyelini artırabilir.

Kobani Davası’nın toplumsal ve siyasi yansımaları, Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik süreci ve toplumsal uyumu etkilemektedir. Halkın güveninin sarsılması, Türkiye’nin demokratik imajının zarar görmesi ve Kürt sorununun derinleşmesi, ülkenin karşı karşıya olduğu önemli sorunlardır ve bu sorunların çözümü için adil ve tarafsız bir hukuk sistemi önemlidir.

Sonuç ve Öneriler

  1. Hukuki Sürecin Yeniden Değerlendirilmesi

Kobani Davası’nın ortaya çıkardığı hukuki sorunlar ve adaletsizlik iddiaları, hukuki sürecin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Hukuk sisteminin, tarafsızlık, bağımsızlık ve adil yargılama ilkelerine uygun olarak işlemesi sağlanmalıdır. Delil yetersizliği ve hukuki belirsizlik gibi sorunlar göz önünde bulundurularak, davada verilen kararlar tekrar incelenmeli ve adaletin sağlanması için gerekli adımlar atılmalıdır. Hukuki süreç, siyasi etkilerden ve baskılardan bağımsız olarak işlemeli ve herkes için adil bir şekilde uygulanmalıdır.

  1. Siyasi Baskıların Sonlandırılması

Kobani Davası’nda görülen siyasi baskılar ve adaletin tarafsızlığının kaybı, hukukun üstünlüğünü tehlikeye atmaktadır. Siyasi otoritelerin yargı üzerindeki etkisi azaltılmalı ve hukukun bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır. Siyasi baskıların sonlandırılması ve yargının siyasi amaçlar için kullanılmasının önlenmesi, adaletin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi için önemli adımlardır. Hukukun üstünlüğünü korumak, demokratik bir toplumun temel taşıdır ve siyasi baskılarla mücadele etmek, bu ilkeyi korumanın önemli bir yoludur.

  1. Toplumsal Uyum ve Adaletin Tesis Edilmesi

Kobani Davası’nın toplumsal ve siyasi yansımaları, Türkiye’deki toplumsal uyum ve adaletin tesis edilmesi açısından önemli bir fırsattır. Adaletin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi, toplumun farklı kesimleri arasında güven ve uzlaşıyı artırabilir. Kürt sorununun çözümünde adaletin rolü büyüktür ve hukukun üstünlüğünün güvence altına alınması, bu sürecin önemli bir adımı olabilir. Toplumsal uyum ve adaletin tesis edilmesi, Türkiye’nin demokratik yapısını güçlendirecek ve toplumsal barışı sağlayacaktır.

Sonuç olarak, Kobani Davası’nın ortaya çıkardığı sorunlardan öğrenerek ve bu önerileri dikkate alarak, Türkiye’nin demokratik yapısını güçlendirmek ve adaleti sağlamak için adımlar atılmalıdır. Hukukun üstünlüğünü korumak ve toplumsal uyumu sağlamak, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu önemli görevler arasındadır ve bu görevlerin yerine getirilmesi için herkesin sorumluluk alması gerekmektedir.

Devam edecek.

16 Mayıs 2024 Lüksemburg