Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Prof.Dr.Yasin Aktay’ın Kaleminden: Felsefenin İçinden de Bir Aksa Tufanı Geçiyor: Habermas, Benhabib

Aksa Tufanı askeri alanda yapacağını
Aksa Tufanı askeri alanda yapacağını yaptı. İsrail’i de arkasındaki istihbaratı da ona destek veren güçleri de, onun askeri gücüne inanan ve ondan korkarak susup itaat eden Arap liderlerinin bütün duygularını da harman gibi savurdu. Tufan ekonomik alanda da siyaset alanında da medya ve iletişim alanında da bütün gücüyle esti ve şimdiye kadarki bütün dengeleri allak bullak etti.
Olayın kendisi zaten dünyada İsrail meselesine dair bütün propagandayı ve bu propagandaya eşlik eden bütün mitolojik algıları yıkmakla kalmadı, şimdiye kadar Hamas’la ilgili, hatta İslam ve şiddet-terör üzerine üretilmiş bütün anlatıları da tersine çevirdi. Bunda İsrail’in süreç içindeki beceriksizliği, çırpındıkça batıran çalışmaları kadar, izah edilmesi imkânsız saldırganlığı ve soykırımcılığının da payı büyük. Bebeklerin katledilmesi, hastanelerin ısrarla, sistematik biçimde hedef alınması, camilerin, kiliselerin, okulların, Pazar yerlerinin ve hiçbir ayırım yapılmaksızın bütün sivil mekanların hedef alınmasını izah edecek bir propaganda yok. İsrail’in bu mızraklarını sığdırabileceği bir çuvalı yok.
Üstüne üstlük Aksa Tufanı başladığı günden beri medya kolu da emsalsiz bir başarı ortaya koyuyor. Kassam Tugaylarının sözcüsü Ebu Ubeyde’nin her akşam kendine özgü kıyafetiyle yaptığı açıklamalardaki inandırıcılık gücü olağanüstü güçte ve etkide. İslam İşbirliği Teşkilatı toplandığında ne diyeceği Ebu Ubeyde’nin o akşam yapacağı açıklamadan asla daha fazla önemsenmedi. İsrail Başbakanı Netanyahu ve diğerlerinin de savaşla ilgili basın toplantılarında yaptıkları açıklamayı ciddiye alan yok. Onların yaptıkları açıklamadan sonra herkse Ebu Ubeyde’nin ne diyeceğini, bu sözleri ne kadar doğrulayacağını daha çok merak ediyor. Ebu Ubeyde’nin sözleri ise savaşla ilgili haberlerde son sözü söylemiş oluyor, çünkü hiçbir konuşmasında yalan söylemedi, verdiği bilgilerin hepsi birebir tuttu. Buna karşılık Netanyahu ve Genelkurmay Başkanının bütün açıklamaları çaresiz propagandalar seviyesinde.
Olayın kendi gerçekliği ve tezahürü ve bunun içinde Hamas’ın yüklendiği pozisyon kendisine bütün dünyada eşi benzeri görülmemiş bir söylem gücü sağlıyor. Kelimenin tam anlamıyla medya alanında bir Aksa Tufanı estiriyor Hamas. Karşısındaki Siyonist propaganda olabildiğince çaresiz yalanlarla her yaptığı açıklamalarla daha bir zavallı duruma düşüyor. Şifa hastanesinde Hamasçı arayan İsrail askeri sözcüsünün düştüğü pespaye durum herkesin dilinde.
Buna rağmen İsrail’in bu pespayelikle bu kadar yıkıcı bir saldırganlığı sürdürebiliyor olması aslında asıl güvendiği şeyin sadece askeri gücü olduğunu da söylüyor. Kimseye çok da inandırıcı bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmiyor. Bu işin önemsiz bir ayrıntısı gibi bu kadarlık bir açıklamayla formaliteyi tamamlıyor. Ona koşulsuz destek verenlerin ağzına onu savunmak için saçma sapan da olsa bir argüman vermesi yetiyordur. Onun ağababaları 15 Temmuz gibi apaçık bir gerçeğin görüntülerini izlediklerinde “biz bunları bilgisayar oyunları sanmıştık” diyebilmişlerdi. İsrail’in hangi yalanına inanmaz hangisini savunmaktan geri dururlar?
İsrail’in insanlığın aklıyla dalga geçer gibi yaptığı bu ilkel propaganda, çocukları kahkahalarla güldürür ama gönlü siyonizmden yana bazı büyük filozofları hemen ikna etmeye yetebiliyor. İçlerinde ideal iletişim ortamının ve koşullarının büyük teorisyeni, eleştirel kuramın son büyük temsilcisi Jürgen Habermas’ın da bulunduğu bazı filozofların bildirisi aslında neresinden bakarsanız büyük bir skandal.
Aksa Tufanı sadece siyaseti, sadece askeri bölgeleri, sadece medyatik anlatıları vurmamış, yüzyılın felsefesini de kevgire çevirerek delik deşik etmiş.
Habermas İsrail’in bütün dünyanın gözü önünde yürüttüğü soykırım vahşetine dair hiçbir sahneyi görmemiş veya gördüğü kadarını ancak İsrail’in “Hamas’ın aşırı vahşetine karşı verdiği tepkisi” olarak nitelemiş. Hamas’ın söylemlerinde Yahudileri ortadan kaldırma niyetinde olması dolayısıyla İsrail’in buna misilleme yapmasının (tabii ki bu misillemenin bütün Gazze halkını yok etmeye doğru gitmesine aldırmaksızın) haklı olduğunu açıkça savunuyor Habermas. İsrail’in yaptığı şeyin soykırım olarak nitelenmesine de karşı çıkıyor ve İsrail’de veya Almanya’da Yahudilerin bir kez daha hayati tehlikelere maruz kalması ve sokaklarda fiziksel şiddetten korkmak zorunda kalmasının kabul edilemez olduğunu da eklemiş sözlerine.
Peki ya Filistinliler? Sahi onlar kimdi?
Habermas’ın Türkçe’ye de çevrilmiş kitaplarından birisi “Öteki olmak, Ötekiyle yaşamak” (YKY, 8. Baskı 2019) başlığını taşıyor. Felsefe tedrisatında yıllarca bize Habermas’ın temsil ettiği bütün felsefi veya sol siyasi gelenek olarak ötekine karşı nasıl ince, nasıl derin ve nasıl felsefi bir etik formül arayışı içinde olduğu gösterildi. Otoriter, faşizan iktidarların baskılarına karşı “özgürleşim”, Habermas’ın eleştirel teorisinin nihai amacı olarak sunuldu. Tıpkı “Ötekiliğin” diğer büyük Yahudi filozofu Emmanuel Levinas gibi İsrail-Filistin kavşağında bu öteki felsefesinin altında nasıl bir ırkçı bağnazlığın yattığını göstermiş oluyor.
Aynı kampanyaya bir bildiriye imza atmaktan çok müstakil bir makalesiyle Türkiye kökenli ama dünyaca ünlü Yahudi felsefeci Seyla Benhabib de katıldı. Ana fikir aynı ama: İsrail’in soykırım boyutlarına varan (ama asla soykırım denilemeyecek) bu savaşı Hamas’ın saldırganlığına bir tepkidir ve haklı bir tepkidir.
Sanki olay Hamas’ın saldırganlığıyla başlamış gibi. Sanki bu olayın 75 yıllık bir işgal ve en vahşi nekbe, yerleşim, gasp, işgal, katliam tarihi yokmuş gibi. Bu filozoflardan bu tarihe dair bir şey duyduk mu şimdiye kadar peki? Şu kadarını söyleyeyim, yıllarca Heidegger’in Nazilerle ilgili suskunluğuna, onun üzerinde asılı duran bir sorgu olarak gündemde tutanlara karşı Abdülkadır el-Murabıt yine Tezkire’de yıllar önce (5. Sayı 1993) yayınlamış olduğumuz bir makalesinde (mealen) “iyi de, Habermas’ın, Buber’in, Marcuse’nin İsrail, Filistin, Sabra Şatilla hakkındaki suskunluğuna ne diyeceğiz” diye bir soruyu akla getirmişti.
Tesadüf bu ya Seyla Benhabib’in de en önemli ilgi konularından biri Ötekilik. Öteki’ne karşı sorumluluk, birlikte yaşamanın etik koşulları üzerine (Ötekilerin hakları: Yabancılar, Yerliler, Vatandaşlar, İletişim Y, 2006).
Belli ki hiçbiri için Filistinli etik sorumluluk yükleyen bir Öteki olarak bile görülmüyor. Öteki Filistinli olamayacaksa kim olacak? Bu kadar Ötekilik felsefesini sadece Yahudilerin birbirleriyle bir arada yaşamasının koşullarını tanımlamak için mi yaptınız? Felsefenin ideal dünyası Yahudilerden ibaret bir dünya mı olacak?
Eğer öyleyse Hamas’a bu konuda gözlerimizi açtığı için teşekkür borçlu olmalıyız.
Aksa Tufanı felsefenin üzerindeki o ince işlenmiş tozdan kabuğu silip süpürdü, tam da Filistin-İsrail kavşağında altındaki bütün kabalığı ve ırkçılığı göstermiş oldu.
NOT: Habermas’ın ve eleştirel felsefecilerin Gazze imtihanı karşısında düştükleri duruma dair çok güzel bir değerlendirmeyi Haksöz’den Abdurrahman Güner “Gazze’nin yıkımından insanın öz yıkımına: Jürgen Habermas” başlığı altında yapmış, ibretle okunası çok güzel bir yazı.