Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dicle Elektirik Reklam

Prof.Dr.Yasin Aktay’ın Kaleminden: Siyonizmin Kök ve Söz Yoksunluğu

İsrail’in zaten 17 yıldır toplama kampı şartları yaşattığı Gazze halkına karşı 34 gündür yürüttüğü vahşice saldırılar dünyanın bütün halkları nezdinde onun itibarını her geçen gün daha da tüketmekte, onun arkasında duran herkesi de yerin dibine geçirmektedir. İsrail’in bir devlet olmadığı her davranışıyla daha da görünüyor. Sadece bolca silah yüklenmiş, kontrolsüz, kaidesiz, köksüz bir örgüt gibi davranıyor.

İsrail’in zaten 17 yıldır
33 günün sonunda ABD’nin de talebiyle günde 4 saatliğine uygulamayı kabul ettiği “bombardımana ara verme” sözünün ilk uygulamasını yapması beklenen saatlerde yine hastane bombalayarak anlaşmayı ihlal etmiş olması niyeyse bir sürpriz gibi karşılanıyor.
Oysa bu tipik bir İsrail davranış biçimidir. İsrail şimdiye kadar Filistin’le barış görüşmelerinin hepsinde aynı şeyi yaptı. İsrail’den bazı konularda söz almak çok da zor değil. O barış yanlısı gibi görünmek için bazen her türlü sözü verebiliyor. Ama iş o sözlere uymaya gelince onu bağlayan hiçbir sözü olmadığı anlaşılıyor. Onun için söz vermek suya yazı yazmak gibi bir şey.
Filistin’le özellikle ABD’nin arabuluculuğunda yapılmış bütün görüşmelerinde kendisinden beklenen ve kendisinin de kabul ettiği en önemli şartlardan birisi yeni yerleşim yerleri açmaması idi. Oysa her görüşmenin dönüşünde, verdiği sözlere rağmen bütün dünyayla dalga geçer gibi yeni gasp-yerleşim yerleri açmaya daha hızlı bir biçimde devam etti.
İsrail için insanlara verilmiş sözlerin tutulması diye bir erdem yoktur. O yüzden ABD’nin ısrarıyla günde 4 saat katliamlarına ara verme sözünü bile tutmaması sürpriz değil ki, zaten katliamları topyekün durdurmak yerine 4 saat ara verme talebinin kendisi İsrail’i bütün bu mücrim saldırganlığında daha da şımartan bir destekten başka bir anlama gelmiyor. Burada ABD’nin sınırsız desteği İsrail’in en büyük gücü elbet, ama daha önce de Abdülvahap el-Mesiri’ye atfen dediğimiz gibi İsrail’in bir diğer güç kaynağı da Arap ülkelerinin sınırsız lakaytlığı. Aslında bu lakaytlıktan daha fazlası olduğunu da söyleyebiliriz. Birçoğu Hamas’ın İsrail karşısında hezimete uğramasını dört gözle bekliyorlar ve maalesef bunun için gerekli desteği de el altından veya el üstünden veriyorlar.
Ancak Hamas’ın bu saatten sonra hezimete uğrama ihtimali kalmamış durumda. Çünkü şu saate kadar İsrail’e yaşattığı hezimetlerle, az imkanlarıyla çok imkanlara sahip İsrail’in bütün efsanevi askeri, istihbari, medyatik ve siyasi kubbesini paramparça etmiş oldu. Bu saatten sonra Hamas yok edilse bile başaracağını başarmış, bütün İslam dünyasının içinde, hatta bütün dünya halkları nezdinde eşi görülmemiş bir bağımsızlık ve özgürlük alevini yakmış oldu. Hamas’ın bu başarısı daha şimdiden onun yok olmasını isteyenlerin kabusu olarak kalplerine yerleşmiş durumda. Bu saatten sonra korkularının ecellerine de faydası olmayacaktır, alacakları her tedbir sonlarını daha da hızlandıracaktır.
Heidegger’in Hölderlin’in şiirinden ilhamla söylediği meşhur sözünü hatırlamanın yeridir: “Nerede tehlike büyüyorsa, orada kurtarıcı güç de büyür”. Dünya Siyonizmin göz boyayıcı ve sömürücü, haksız, mücrim hegemonyası altında insanlıktan her geçen gün daha fazla uzaklaşıyor. Yaptıkları bozgunculuklarla dünyayı fesada boğan, nesilleri bozan, mukaddesatı çiğneyen, adaletten uzaklaşan, zulmü egemen kılan bir dünya iktidarı insanlık için büyük bir tehlike. Zulmü, fesadı, bozgunculuğu, sömürüyü, katliamları rutinleştirmiş bir düzen alışkanlıklar da oluşturuyor.
Oysa bu alışkanlıklar en tehlikelisi ve bu cendereden çıkmak isteyenleri büyük ümitsizliğe sevk edebiliyor. Tehlike tam da budur. Oysa Allah’ın arzı geniştir. Allah’ın insana verdiği irade, arıyorsa, bir çıkış için her zaman bir yol bulmayı sağlar. İnsan yeter ki özgürlüğü hak ettiğine inansın. Her zorlukla bir kolaylık vardır. Mutlaka her zorluklar beraber bir kolaylık vardır. İşte İsrail’in ve arkasındaki en büyük silahlı gücün boğduğu dünya içinde, en fazla boğduğu yerden, Gazze’den, Kassam Tugayları yaptıkları çıkışla yenilmez denilen, o azgın, müstağni ve müstekbir gücün burnunu yere sürdüler. Bunu yapmakla belki kendilerini feda etmiş oldular, ama hiçbir gücün yenilmez olmadığını da gösterdiler. Onların işgalci Siyonist güç tarafından yenilmesinin dört gözle bekleyenler elbette kendileri nasıl bir devrimle devrileceklerini göreceklerdir.
Eski bir Marksist iken sonradan girdiği arayışla İslami bir hayat ve düşünce biçiminde karar kılmış olan Mısırlı entelektüel merhum Abdulvahap elMesiri’nin İsrail ve Siyonizmin gücüne atfettiği metafor “Örümcek Ağları” demiştik. Mesiri, İslam’ı benimsedikten sonra İsrail ve Siyonizm üzerine çok kapsamlı çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar Siyonizmi bütün boyutlarıyla tanımamızı sağlayabilecek çok değerli çalışmalar.
Mesela bir yerde, İsrail’de (çalışmalarını yaptığı doksanlı yılların sonları itibariyle) 1500 arkeoloji müzesine tekabül eden çok sayıda müzenin varlığına dikkat çekiyor. İsrail’in bu müze düşkünlüğünün arka planında göze çarpan vurgu kendine hayranlık, kendini yüceltme, üstünlükçü iddialarına bir zemin oluşturmaktır. Ama diğer yandan kendini yüceltme adına kendine bu kadar kök bulma arayışının altındaki asıl psikoloji iddia ettiği köklerin yokluğundan kaynaklanıyor.
Dünyanın her tarafından, farklı tarihlere, farklı kültürlere, farklı sosyal çevrelere sahip insanlar arasından toparlanan insanlara ortak bir köken iddia edebilmek için tarihin çok derinlerine gitmek gerekiyor elbet. Ama oraya kadar gittiğiniz ölçüde bugünün şartlarından, hukukundan, zamanından, tarihinden uzaklaşmış oluyorsunuz.
İsteyen istediği kadar bugünün tarihinden uzaklaşabilir, kendi köken yanılsaması içinde yaşayabilir, ama sorun bu kökene yalnız gitmeye razı olmaması, bütün insanlığı da oraya taşımaya çalışmasıdır. Siyonizm tam da bu geriye dönüşün adıdır. Yıllarca bizi uyuttukları “irtica tehlikesi” aslında tam da buydu. Müslümanların hiçbir zaman geriye gitmek gibi bir iddiası veya arayışı olmadı. Müslümanlar için yol hicret yoluydu, siyon yolu değildi. Hicret ileriye gidiştir her daim. O yüzden özgürleştiricidir, sadece Müslümanları değil, bütün insanlığı.