Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dicle Elektirik Reklam

Prof.Dr.Yasin Aktay’ın Kaleminden:Paylaşılan Gelecekler İnşa Etmek

“Paylaşılan gelecekler inşa etmek”,

“Paylaşılan gelecekler inşa etmek”, geçtiğimiz hafta sonu Katar’da düzenlenen 23. Doha Forum’unun bu yıl için seçilen tema başlığı. İçinde bulunduğumuz yüzyılın başından beri düzenlenen forum başlarda Aljazeera TV’nin bir faaliyeti olarak Aljazeera Forum olarak düzenleniyordu. Bilahare Forum Katar Dışişleri Bakanlığının uhdesine alınarak küresel ölçekte bir diplomasi ve diyalog forumu olma iddiasını yüklendi.

Her yıl dünyanın her yanından alanında siyasi temsil gücü de olan çok sayıda siyasetçi, diplomat, gazeteci ve entelektüeli bir araya getirerek dünyamızın karşı karşıya olduğu kritik zorlukları tartışmak ve yenilikçi ve eylem odaklı ağlar oluşturmak üzere küresel bir diyalog platformu tesis etmeye çalışıyor.

‘Diplomasi, Diyalog, Çeşitlilik’ başlığı altında politika oluşturma ve eylem odaklı önerilere yönelik fikir ve söylem alışverişi için bir zemin oluşturma iddiası taşıyor. Ne de olsa, sınırların geçirgen olduğu bir dünyada karşılaştığımız zorluklar ve çözümlerimiz de birbiriyle bağlantılı.

Aljazeera gibi bir yayın kuruluşuyla sadece Körfez’de veya hatta Arap ülkeleri arasında değil, küresel ölçekte etkili olan bir aktör haline gelmenin yolunu bulmuş olan Katar’ın Doha Forumu ile diplomasi ve uluslararası diyalog konusunda da ciddi bir fark oluşturma yolunda olduğunu söyleyebiliriz.

Arap dünyasının ne yazık ki büyük ölçüde yoksun olduğu düşünce ve ifade özgürlüğü atmosferinde bir Arap-Körfez ülkesinin bu konuda aldığı mesafe her bakımdan üzerinde durulmaya değer bir konu. İslam dünyasında zihin olarak bağımsızlık elde edildiğinde neler yapılabileceğine dair önümüze çok önemli bir ufuk koyan örnekler bunlar. Üstelik demokrasi ve ifade özgürlüğü konusunda kendini referans olarak dayatmış olan batıda bile ifade özgürlüğünün aksadığı durumlarda Aljazeera da, Doha Forum da, her ikisini ortaya çıkarmış olan bir ülke olarak Katar da çok daha geniş bir ifade ve manevra alanı sunabiliyor. Nitekim İsrail konusunda içindeki bastırılmış faşizmi açığa çıkarıp olan teslim olan Batı dünyasının kayıtlarından bağımsız hareket edebilme ayrıcalığını yaşıyor Katar, bu platformlarıyla.

Amerika’nın en saygın üniversitelerinin rektörlerinin sadece İsrail’e ve siyonizme yönelik eleştirilere kayıtsız kaldıkları gerekçesiyle istifaya zorlandığı bir durumu bugünlerde yaşıyoruz. Üniversite ideali üzerine bütün söylemlerin referans tecrübelerini yaşayan ABD’de üniversite ve ifade özgürlüğünün sınırlarının Siyonist faşizm olarak tescil etmesiyle birlikte artık Amerikan Üniversitesinin Sonundan da bahsedebiliriz.

Oysa Doha Forum’da Filistin, Gazze, Aksa Tufanı ve İsrail üzerine birçok oturum yapıldı ve çoğunda tabii ki İsrail’in vahşi saldırıları apaçık bir insanlık suçu, bir soykırım olarak ifade edildi, anlatıldı ise de durumun hassasiyeti dolayısıyla ne kadar zor olsa da karşı görüşlere de yer verildi. BM Genel Sekreteri Antonia Gueterres, sorunun çözümüyle ilgili BM yapısının nasıl çaresiz kaldığını anlatırken bir nevi dünya düzeni eleştirisi yapmış oldu ve yeni bir düzen tesis edilmesinin zorunluluğuna vurgu yaptı. Filistin Başbakanı Muhammed Ştayyeh, İngiltere’deki Filistin misyonu başkanı Büyükelçi Husam Zomlot, Şark Forumu başkanı Wadah Khanfar ve daha birçok kişi İsrail zulmünü forumda en güçlü şekillerde ifade etti.

Buna mukabil ABD’nin Cumhuriyetçi senatörü Lindsey Graham da kendisiyle müstakil bir oturumda yapılan söyleşide Siyonistlerin bütün argümanlarını olabildiğince pervasız bir biçimde ifade etme fırsatı buldu. Graham’ın on bin çocuğun hunharca katledilmiş olduğu bir soykırımı haklı bulan bütün sözleri olabildiğince sinir bozucu, çileden çıkarıcıydı. Şahsen dinlerken kendimi çok zor tuttum. Konuşmasının sonunda soru-cevap kısmında kakıp duygularımı ifade etmeyi umdum ama böyle bir kısım olmadı, konuşmasını yaptı ve kalktı. Tabii ki kürsüden inerken yanına gidip bütün duygularımı ifade etmekten kendimi alamadım.

Paylaşılan gelecekler inşa etmenin bir başlık olarak seçildiği forumun iki ayı aşkın bir zamandır yaşanmakta olan bir soykırım girişimine kayıtsız kalarak düzenlenmesi elbette mümkün olamazdı. Topraklarını işgal ettiği insanlara kendi ülkelerinde Apartheid yönetimini reva gören, bununla da yetinmeyip yurtlarından çıkarmaya çalışan ve bunu yaparken dünyanın hâkim güçlerinden destek bulabilen bir İsrail’in bulunduğu dünyada “paylaşılan gelecekler inşa etmek” başlığı aslında adrese teslim bir ironi gibi durmuş oluyor. ABD’nin ve Avrupa’nın resmi onayıyla sürdürülmekte olan Siyonist işgalcilik paylaşmaya değil dışlamaya, birlikte eşit bir dünya tesis etmeye değil, tek taraflı kararlarını dayatmaya dayalıdır. Bu haliyle de yaşadığımız dünyanın en büyük sorununu oluşturuyor: ırkçılık, tahammülsüzlük, zulüm ve işgalden başka bir şey üretmeyen ciddi bir sorun.

Doha Forumun hem teması dolayısıyla hem de yaşanan soykırımın doğal olarak insanlığın bugünkü en öncelikli meselesi olması dolayısıyla ağırlıklı teması Gazze ve İsrail sorunu idiyse de tek konusu bu değildi. Forum Afganistan, Sudan, Ukrayna, Yemen, Libya, Suriye, Irak gibi belli istikrarsızlıkların olduğu bütün bölgelerle ilgili her biri alanında yetkin isimlerin katılımıyla gerçekleşen özel oturumlar vardı. Yanısıra iklim sorunundan, uluslararası hukuka, yapay zeka, bilim ve yönetişim ile eğitim, göç ve kadın sorununa, enerji ve yenilenebilir enerji imkanları ile hatta engelleri davranışsal bilimle aşmanın imkanlarına, kucaklayıcı ekonomik sistemlerle sürdürülebilir kalkınma, insani etki için finansal pazarlar, küçük devletler ile özel sektör ortaklığının rolüne kadar dünyanın gündemindeki bütün öncelikli sorunların ve konuların ele alındığı oturumlarla uluslararası siyasetin adeta yıllık çetelesi tutulmuş, yeni politikalar için ufuk turları atılmış oldu.

Tartışılan konular kadar katılımcılar için üç gün boyunca yoğun olarak devam eden bir buluşma ve diyalog ortamı sunuyor.

Doha Forum’u üreten bu diplomatik ufuk içinde, Katar’ın neredeyse bütün çatışma bölgelerinde çatışan taraflar arasında ciddi bir diyalog ve arabuluculuk yeteneği kazanmış olduğunu ve bunu bir misyona dönüştürmüş olduğunu da kaydetmek önemlidir. Ülkesinde barınma imkânı sunduğu Taliban yöneticileri sayesinde günün sonunda ABD ve Taliban arasında arabuluculuk yaparak Afganistan’da işgalin bitimi ve barışın tesisine yaptığı katkı unutulamaz. Bugünlerde ABD, İsrail ve Hamas arasındaki esir takası veya ateşkes şartları için müzakerelerin yürütüldüğü adres de Doha.

Katar’ın bu fiili misyonu Doha Forumun bir sonuca varmayan entelektüel tartışmalardan ibaret bir faaliyet olmaktan da büyük ölçüde çıkarıyor.