Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Siirtli Hemşerimiz Doç.Dr.Nurettin Akçakale’nin Kaleminden; Böyle Bir Dünya Hayal Etmemiştik

Rahmetli Cahit Zarifoğlu; Biliyor

Rahmetli Cahit Zarifoğlu; Biliyor musunuz? Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim… dediğinde henüz bu günleri görmemişti.  Rahmetli şimdi yaşasaydı kim bilir ne derdi? Benim ile emsal olanlar bizler her halde 68 kuşağından sonraki 78 kuşağıyız. Her görüşten hem 68 kuşağı hem de 78 kuşağı gençler idealleri olan, dünya ve memleket problemlerine kafa yoran güzel insanlardık. Ülkenin şehirlerinin, semtlerinin, mahallelerinin ve insanlarının sağcı, solcu, ilerici, gerici, Alevi, Sünni, Kürt, Türk diye ayrıldığı yıllara tanıklık etmiş, çilelerini çekmiş, bedel ödemiş iki kuşak. Türkiye’de üniversite öğrencileri arasında hayat bulan 68 kuşağının yaptığı eylemlerin en önemli özelliği anti-emperyalist nitelikler taşımasıydı.  Bu kuşak ülkenin en iyi eğitim görmüş, bilgili gençlerinin; ülkelerini Amerikan bağımlılığından kurtarmak için başlattığı devrimci bir hareketti. 68 kuşağı; tüm dünyada yayılan savaş karşıtlığı ve özgürlük fikrinden etkilenen gençlerdi. Kendilerince ezenin ezilenin, savaşların ve göz yaşının olmadığı bir dünya için mücadele ettiler ve tam bağımsız Türkiye’den yana oldular. 78 kuşağı yani bizim kuşakta hani az şey görmedi.  12 Mart’lar, 12 Eylül’ler, 28 Şubat’lar ve 15 Temmuz’lar ….. 12 Eylül 1980 askeri darbesi yıllarında lise öğrencilik akabinde de üniversite öğrencilik yılları. 12 Eylül öncesi yıllarda henüz 18’li yaşlardayız ama hepimizde memleket sevdası ve bir gelecek kaygısı, Herkes dünyanın ve ülkemizin iyi yönetilmediğinin farkında, Aydınlık ve yaşanılır bir dünya ve gelecek için kimimiz sağ, kimimiz sol, kimimiz dini ideolojileri savunan grupların içinde yer alıyorduk. Her ne kadar bizi birbirimize karşı komünist, faşist, yobaz, gerici diye böldülerse de ki bunda başarılı da oldular. Hepimiz bu ülkeyi uğrunda ölecek kadar seviyorduk.  Kimimize göre çare “Sosyalizm” Bazılarımıza göre çare “Şeriat” Kimimize göre çare Atatürk’ün “İlke ve İnkılaplarına sarılmak” Bir kısmımıza göre ise çare “Milli Birlik ve Beraberlik”  Diğer bir kısmına göre çare “Kapitalizm”, “Liberalizm” ya da başka bir şeydi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonucunda yaşanılan siyasal ve toplumsal sürecinin; idam, baskı, şiddet, işkenceler, acı, kanve göz yaşı gibi ağır bedelleri oldu. Sadece 12 Eylül 1980 ihtilalinde; yüzbinlerce insan fişlendi, göz altına alındı, yargılandı, yüzlercesi vatandaşlıktan çıkarıldı,…..  Sağdan ve soldan ellinin üzerinde insan idam edildi ki bunların arasında henüz 18 yaşına girmemiş olanlar da vardı. Yani anlayacağınız çok ama çok ağır beller vererek bu günlere gelindi Şimdi geriye dönüp baktığımda bütün ödenen bu ağır bedellerin karşılığı bu olmamalıydı? Hiçbirimiz ne böyle kötü bir dünyada ve yüz yılda yaşamayı hayal ettik ne de böylesi bir dünyada yaşamayı hak ettik diye düşünüyorum. 2024 yılı ve sonrası için beklentilerim mi? Doğrusu; iki ayı geçkindir hemen yanı başımızda Filistin’de dünyanın gözü önünde yaşanan soykırım ve hemen tüm dünyanın bu yaşananlara kör ve sağır olması ve sadece seyirci kalması sonucu hiçbir yaşam sevincim ve beklentim yok. Charles Bukowski’nin “Nice mutlu yıllara demeyeceğim, çünkü değişen bir şey yok.  Günler aynı, insanlar aynı, yalanlar aynı, dekorlar ve sahneler aynı, kandırılanlar aynı.  Ve yine aynı olacak; sahte kahkahalar, sıra dışı böğürmeler… İyi kusmalar.” özdeyişine noktasıyla virgülüyle katılıyorum.