Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Siirtli Hemşerimiz Murat Akdemir’in Kaleminden: Dedemden Hikâye ve Fıkralar 

Televizyon yokken, bilhassa uzun kış gecelerinde büyüklerimiz biz çocuklara güzel hikâyeler ve kıssalar anlatırlardı. Bunlardan merhum İsted Saloh dedemin bize anlattığı fıkralardan birkaç tanesi aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi.

Televizyon yokken, bilhassa uzun

Bu fıkralardan bir tanesi; “İfhek Ifhek Harak’nal Deviye Mışhatırak”: Düğün alayındakiler, köyde hamam olmadığı için, şehre yakın olan köylerden birinden, damatla birlikte şehirdeki hamama gelip yıkanmış; aklanmış paklanmış vaziyette köye dönerken; damadın mintanı bir çalılığa takılmış. Damadı bu durumdan kurtarmak gerek. Elbiseyi çekiştirseler güzelim damatlık elbise yırtılacak. Ne yapalım, nasıl yapalım derken; Sivri akıllının biri, çekilin damadı ben kurtaracağım demiş. Herkes bir kenara çekilince kibrit çakarak çalılığı ateşe vermiş. Bir süre sonra ateş dinmiş. Zavalı damadın yüzü yanıp, iskelete dönünce, damadın dişleri öne çıkıvermiş. Damadı mevta eden sivri zekalı, tabi gülersin demiş; Koskoca çalılığı seni kurtarmak için heba ettik. Oracıkta ölen damatcağızdan sadece iskelete dönen bir yüz ve sırıtan dişler kalmış.

-Bir başka fıkra; “Kur al’beyt”.  Sabah erkenden oduna giden adam, gün boyu uğraştığı için çok yorulmuş ve acıkmış. Erkenden evden çıktığı için karısına, akşam yemeğinde şunu yap bunu yap diye tembihleyememiş olduğundan, canının çektiği yemekleri eve varmadan yapılması ile ilgili aklınca şöyle bir formül üretmiş. Eşeğinin birini önden gönderip hanımı haberdar etmek. Ama okuma yazması olmadığından, eşeğe bir pusula iliştirme şansı yok. Açlık başına vursa gerek, bu nedenle eşeğin kulağına eğilip, eşeğe “kur al beyt” yani eve yönel ve var git diye komut vermiş. Sonra şöyle devam etmiş; Eve var da hanıma şu, şu yemekleri yap de, demiş. Akşam eve vardığında sipariş verdiği yemeklerden eser görmeyince sinirlenmiş. Acaba eşek eve varmadı mı yoksa diye şüphelenerek ahıra koşmuş. Eşeğini ahırda görünce, dönüp hanımı azarlamaya ve dövmeye başlamış. Zavallı kadın olanlara bir anlam veremiyormuş. Adam, ben sana eşekle haber gönderdiğim halde, sen bana yemek yapmadım diye bağırıp durmuş, taa komşular gelip kadını kurtarıncaya kadar.

-Bir başka kısa fıkrayı da şöyle hatırlıyorum. Köydeki bir grup çocukla genç şehre inip kendilerine hep birlikte kırmızı çizmeler almışlar. Çizmelerini beraberce giyip, bir suyun kenarına gitmişler. Hoşlarına giden çizmelerini suyu daldırıp, keyifle ayaklarını sallandırdıktan sonra, birden içlerinden biri benim ayağım hangisi demiş acaba, bütün çizmeler aynı olduğu için, öbürleri de benim ayağım hangisi diyerek mırıldanmaya başlamışlar. Oradan geçen bir yetişkin görünce. Amca bizim ayaklarımız karıştı,ne olur bizi kurtar demişler. Adam bekleyin demiş, orada bulduğu kalın bir sopayla, sırayla ayaklarına vurmaya başlayıp, bağırana çek o ayak senin diyerek ve güzelce hepsini sopalayarak kurtarmış.

Eskinin neşesi daha bol, aile ve komşuluk bağları ve muhabbeti daha kuvvetliceydi. Bunu hatırlamak için, çocukla ilgili dönemlerimizde bir nostaljik yolculuk yapmak yeterlidir. Sizce de; öyle değil mi?