Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Siirtli Hemşerimiz Murat Akdemir’in Kaleminden: Siirt’ten İzlenimler (4)  

-Rasılhacar’daki Botan Kanyonunu seyir terasından görünen baraj gölü, manzaraya apayrı bir güzellik katmış. 2327 metre olan bent uzunluğuyla, bu açıdan dünyanın en büyük barajı olan Ilısu Barajının zorlu yapım hikayesi 50 yılı aşan bir süreye yayılıyor.

-Rasılhacar'daki Botan Kanyonunu seyir

Çocukluğumda Hesta Kaplıcasının yanı başındaki Dicle’nin kenarında EİE yani Elektrik Etüt İdaresi araçlarını ve ekipmanlarını görürdük. 40 yıla yakın süre zarfında, Eruh’ta başlatılan terör barajların engellenmesini hedefliyordu. Nitekim; Dicle ve Botan üzerinde bugün itibariyle yapılan barajların yapımı uzun yıllar engellendi.  Hesta Kaplıcasının karşındaki Belkıs Ana kaplıcasına geçiş, Dicle üzerinde büyük kayıklarla yapılıyordu. Bir keresinde barajla ilgili çalışmaları yapmak için kocaman ekiplerden biri kayıkla karşıya geçirilmişti. Çok ağır görünen parçanın karşıya yapılan tehlikeli geçişini merakla izlemiştik. Suyun akıntısı kayığın ve kayıkçının işini zorlaştırıyordu. Terörün, bilhassa Botan ve Dicle bölgesinde azdırılmasının bir sebebi de bu önemli barajların yapımını engellemekmiş. Çok şükür; Ilısu Barajı ile birlikte, Botan üzerinde bir dizi önemli baraj yapılıp, ülke ekonomisine her yıl için milyarlarca liralık kaynak kazandırıldı. Gecikmeli de olsa, bunun başarılması gayet önemlidir. Artık; Siirt’ten Hesta Kaplıcasına baraj gölü üzerinden teknelerle ulaşım sağlanıyor. İlk zamanlar; Hesta’ya ancak kamyonlarla ulaşım sağlanıyordu. Zira küçük araçların o günkü bozuk yolda gidip gelmesi çok riskliydi. Hesta’ya giden kamyonlar, heykelin hemen karşısındaki Çağlayan Park’ın arkasından kalkıyordu. Kamyonun kasasının her bir köşesine kilimler serilerek ailecek,çoluk çocuk kamyon sırtında seyahat ediyorduk.Ford’dan önce Thames kamyonlar vardı, gidiş geliş o kamyonlarla yapılıyordu. Tabi ham yol genelde yol açılırken mecburen öğütülmüş kireç taşlarının olduğu yerde ilerlediği için, kamyon kasasındaki bu yolculuklarda üstümüzü başımızı bembeyaz kireçli toz kaplıyordu. Arabalar, arada “pireder” adı verilen yerde mola veriyordu. Pireder, buz gibi berrak sulara sahip, serin bir yerdi. Yaz sıcağındaki bu mola içimizi serinletiyordu. Taa; Hz.Süleyman zamanından kalma tarihi Hesta Kaplıcasının zengin mineralli sularından dolayı, kaplıca havuzundaki sular saatler içinde renkten renge bürünüyordu. İşin en güzel tarafı, doğallığı bozulup, faydası azalmasın diye hiç soğuk su katmadan, suyun zamanla soğuması bekleniyordu. Tabi bu oluncaya kadar saatlerce havuzun kenarında bekliyorduk. Hatta tahtalarla, sopalarla vurularak savrulan suyun daha çabuk soğuması için çaba sarf ediliyordu. Çok yüksek sıcaklığa sahip bu suyun birçok hastalıkta çok şifalı olduğuna; örneklere, mesela akrep tarafından sokulan insanları suya sokularak iyileşmesiyle şahit oluyorduk. Öte yandan ben 10 yaşlarındayken kırık nedeniyle dirsekten kireçlenerek kilitlenen kolum, bu suda yaptığım kür ve egzersizler sayesinde zamanla düzelmişti. Hiç bükemediğim kolum,10 günlük fizik tedavisiyle bu kaplıca suları sayesinde büyük oranda düzelmişti. Hesta’nın tarihi küçük havuzunda sular boşaltılıp temizlik yapıldığında, Hz. Süleyman Peygamberimize ait olduğu söylenen mührü bir taşın üzerinde işli şekilde kendi gözümle görmüştüm.O gün itibariyle ana kaplıca Siirt sınırlarında Dicle’nin karşısındaki Belkıs kaplıcası ise Mardin sınırları içinde yer alıyordu. Bugün Güçlükonak yakınlarındaki Hesta kaplıcası Şırnak sınırları içinde yer alıyor. “Hule” adı verilen küçük çardakları kiralayıp, orda kalıyorduk, ne elektrik ne de içme suyu yok. Uzak bir yerden bostandan içme suyumuzu taşıyor, Dicle’den de güğüm bidonlarla taşıyarak kullanma suyumuzu temin ediyorduk. Sıcak olan suyu, şehirden gelen buz kalıplarından parça satın alarak soğutuyorduk. Erimesin diye buzu kaplayan talaşların tadı, buzdan suya tahta tadı ve kokusu verse de soğuk suyun serinliği içimizi ferahlatıp, gayet hoşumuza gidiyordu. Güneş batımında

akşamın serinliğinde; Dicle’nin kenarı ayrı bir güzel oluyordu. Civardaki yakın köylerden; Süt, yoğurt, sebze ve meyveler bakraçlarla, telislerle, sepetlerle getiriliyordu. Oracıkta kesilen hayvanların, Dicle’den avlanan kocaman balıkların pazarlandığı küçük bir pazar meydanı vardı. Hiç unutmam; Bir çuvala konan mermilerin satılmaya çalışıldığı gibi garip bir olaya şahit olmuştum çocukken. Bir keresinde balık avına meraklı olan ve bu işi iyi de bilen eniştem; Dicle’nin bir kenarına sabahtan bıraktığı ağı toplamaya beraber ben de gitmiştim, yol üzerinde ıssızca bir yerde bir adam kocaman tüfeğini temizlemeye çalışıyordu. Eşkiyamıydı acaba, yanından geçerken bize zarar verir diye çok ürkmüştüm. Ama eniştem gayet soğukkanlı bir şekilde selamünaleyküm diyerek oradan geçtik, balıkları toplayıp döndüğümüzde bir daha karşılaşmadık. Billoris bizim deyişimizle Garnave, hafta sonlarımızın eğlence kaynağıydı. Hesta ise yaz aylarındaki uğrak yerimiz.