Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fatih ARITÜRK
Fatih ARITÜRK

VAKIF ARAZİLER YAĞMASI!

Vakıf yağmalarının ayyuka çıktığı bir ortamdayız. Eskiden, vakıf konusuna büyük bir hassasiyet gösterilir, insanlarımız vakıflara ait menkul ve gayrimenkulleri büyük bir titizlikle korurlardı. Maalesef, günümüzde vakıf yağması olağanlaşmış gibi. Eline geçen, helâl haram demeyerek vakıfların menkul ve gayri menkullerini kırıştırıyor!

Gerçek olup olmadığı şüpheli olmakla beraber, Hazret-i Süleyman’la ilişkilendirilen bir anekdot vardır. “SULTAN SÜLEYMAN” olarak da zikredilen Süleyman Peygamber’in (Peygamberimize ve cümle Peygamberlere salat ve selâm olsun) vakıflarla ilgili olarak nakledilen anekdotunu önce sunalım, sonra yorumlarımıza devam edelim:

Hazret-i Süleyman divan kurmuş bir çok hayvanlar da divanında hazır bulunuyormuş. Leylek, Hazret-i Süleyman’a hitaben (bilindiği gibi Hazret-i Süleyman kuş dilinden da anlar ve konuşurmuş) demiş ki:

-Ey Allah’ın Peygamberi, ben istersem senin bu saltanatını yıkabilirim!

Bunun üzerine, Hazret-i Süleyman leyleğe sormuş:

-Benim, bu büyük saltanatımı yıkmağa nasıl güç getirebilirsin ki?

Leylek cevap vermiş:

-Vakıf olan bir topraktan, gagamla toprak alır, sana ait toprağa atarım. O toprak parçasıyla, varlığını dağıtırım.

Hazret-i Süleyman ile ilişkilendirilen bu anekdot, aslında VAKFIN ÖNEMİNE ve ne derece korunması gerektiğine ilişkindir. İnsanları, vakıf mallarını yağma etmemeleri, ettikleri takdirde uğrayabilecekleri felâketler açısından uyarıcı bir anekdottur. Amma, duyuyor ve görüyoruz ki, vakıf mallarını yağmalayanlar, genelde Müslüman geçinenler, hatta Müslüman diye geçinenleri bir tarafa bırakın, NASUH kimliğinde olanlardır. Hani “NASUH-U LAYANTASİH!” denilir ya! Yani, kendisi halka nasihat verdiği halde, kendi nasihatlerini, kendi nefislerine uygulamayanlar.

Bir de, meşhur bir darb-ı meselimiz daha var. “ESKİDEN, MIL BEB, İLEL MİHRAP, DENİLİRDİ. ŞİMDİ, MİNEL MİHRAP İLEL BEP DEMEK LÂZIM!” Siirt’çe olan bu deyimi açıklayalım. “Eskiden, kapıdan mihraba kadar bozuk denilirdi. Şimdi, mihraptan kapıya kadar her yer bozuk!” demek lâzım…

Bu yazıyı niçin yazmak ihtiyacını hissettiğimize gelince bilen, zaten biliyor, bilmeyen, bilenlerden öğrensin.

ANEKDOT

Siirt’in bu zengin vakfiyeleri bazen anekdot tadında olayların yaşanmasına sebep olmuyor değil. Bir dostumuz anlattı. Bir yerde, arazi konusunda ihtilaf hasıl olunca iş mahkemeye düşmüş. Bilirkişi olarak çağrılan yaşlı zata Hâkim sormuş:

-Elini vicdanına koy ve öyle söyle. Bu arazi kimin?

Bilirkişi gerçeği söylemiş:

-Benim bildiğim kadarıyla Şeyh Musa’nındır!

Hâkim, ciddi bir ses tonuyla konuşmuş:

-Öyleyse, Şeyh Musa’yı çağırın!

Hâkimin bu talebi üzerine, bilirkişi yanlışını, daha doğrusu eksiğini anlayarak cevap vermiş:

-Efendim, benim adını verdiğim ŞEYH MUSA HAZRETLERİ, Siirt’in meşhur evliyalarından bir zattır. Adına kurulmuş VAKFİYESİ vardır. Yine adını alan bir mezarlıkta türbesi bulunmaktadır deyince, Hâkim durumu anlamış!

Evet, durum bu! Arazi tespitleri yapılırken, (Şeyh Musa’nındır) diyen insaflı bilirkişi gibi, bütün bilirkişiler insaflı olsalar, durumdan haberdar olmayan hâkimler, (Şeyh Halef gelsin), (Şeyh Hasan gelsin) ve benzeri deyimleri çok kullanacaklar.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER