Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Zeki Sarıhan; Milli Eğitim Cehaletin Pençesinde

Millî Eğitim Bakanlığının Yeni Yüzyıl Maarif Programı ile eğitim üzerine çöken karanlık koyulaşıyor. Bunun nedeni, eğitim programlarının bilimsel gerçeklere göre değil, değişmez olduğu ileri sürülen inançlara göre hazırlanma çabasıdır.

Millî Eğitim Bakanlığının Yeni

Eğitim programlarında inançla ilgili hükümlere yer verilmesi yeni değildir. Daha önceki dönemlerde bunlara, bilimle donanmamış kitlelere hoş görünmek için yer verilirdi. Önce seçmeli, 1982’den beri ise zorunlu olan din dersleri bu gerekçeden kaynaklanıyordu. AKP’nin iktidar döneminde ise “din”, “ahlak”, “maneviyat” “millilik” ve benzer kavramlarla bütün eğitim kademelerine yayılan ve gitgide dozu artırılan bu programlar, artık halkın hoşuna gitmek için değil, halkın karanlıklar içinde tutulma kararından kaynaklanıyor.

TEMEL SORUN DEĞİŞİMİ ANLAMAMALARI

Bakanlığı yöneten kadroların temel çıkmazı, değişmez bir evren, değişmez bir doğa, değişmez insan ve değişmez hükümlere inanmalarıdır. Oysa evrenin üç temel yasası, değişim, hareket ve çeşitliliktir. Hiçbir felsefe, din, inanç veya otorite bu yasaların önünde duramaz. Zaman değiştikçe insanın ihtiyaçları, yaşantısı ve buna bağlı olarak inandığı değerler de değişir. Devletlerin, yasama meclislerinin sürekli yeni kurallar (kanunlar) çıkarmasının nedeni de budur.

Bakanlık, biyoloji derslerinde evrim yasalarını okutmamak için kırk takla atıyor ve onun karşısına, canlı hayatının değişmezliğini koyuyor. Bu en koyu cehalet örneklerinden biridir. Evrimi bilmeyen veya kabul etmeyen hiçbir zihin, canlıların geçmişine ve geleceğine ilişkin sağlıklı bir görüş üretemez. Yerin altındaki petrolün işletilmesi, topluluklara para kazandırabilir anacak bu para bilim adamı değil, Ortadoğu çöllerinde hacıağaların türemesine yarar.

Değişimin mutlak bir doğa yasası olduğunu kavramak için dinler tarihine bile bakmak yeter. İlk ve Orta Çağlardaki din inançlarının hangisi biçim değiştirmeden kalabilmiştir?  Gök cisimlerine ve doğal güçlere, kişilere tapınmanın yerini niçin görünmez tanrılar almıştır? Bunun insanın zihin evrimiyle doğrudan bağlantısı vardır. Orta Çağ’daki Tanrı inancıyla bugünkü insanlığın tanrı inancı arasındaki farklılıklar, dinsel yorumlar insan zihninin evrilmesinden kaynaklanmakta değil midir?

Kendi coğrafyamızdan örnek verecek olursak, günümüzde çok evliliği, köleliği, cariyeliği savunmak mümkün müdür?  Hırsızlık yapanın elini kesmek mümkün müdür? Miras’ta ve tanıklıkta kadınla erkek arasında fark gözetmenin imkânı var mıdır? Nefesi keskin hocaların okuyacağı dualar, hangi tıp biliminin yerini alabilir?

DİN ANLAYIŞI DA DEĞİŞİYOR

Dünyanın hemen her yerinde, toplumlar üzerinde gerek inanç ve gerek gelenek-kültür olarak dinin etkisi şu veya bu yolla devam ediyor. Bu da felsefenim, sosyolojinin ve psikolojinin konularındandır. Buna rağmen kiliselere, havralara, camilere, Hint ve Çin tapınaklarına gidenlerin sayısı azalıyor. Eskiden olduğu gibi nazardan korunmak için muska, hamaylı taşıyan kaç kişi kaldı? Yağmur duasına çıkmalar neden hemen hemen yok oldu? Türkiye’de namaz kılanların, oruç tutanların yıldan yıla azaldığı bir gerçek. Sünni kesimde Alevilerle ilgili önyargılar kaybolmak üzere.

Bu gelişmeye karşı durmak hükümetlerin görevi değildir. Ne kadar çabalasalar bunun önüne de geçemezler. İnananlar için toplumu inançlar konusunda serbest bırakmaktan başka seçenek yoktur. Laiklik, devletin din kurallarına göre yönetilmemesidir.

Son zamanlarda ortalıkta “şeriat” isteyenlerin sesi daha gür çıkmaya başladı. Hükümet bunların arkasında. Şeriata İslami kanunların tümü anlamını veriyorlar. Buna karşılık bazı İslam yorumcusu akademisyenler bildiri yayımlayarak Şeriat’ın “kanunlar” demek olduğunu, farklı şeriatlar bulunduğunu açıklıyorlar. İslam’ın son ilahi din olduğunu ve sonsuza kadar yaşayacağını söyleyerek şeriatçıların hücumlarından sakınmak istiyorlar. Yayın organlarında etkili bazı laik yorumcular da tartışmada akademisyenler yanında yer alıyor. Bu, tam bir açıklama değildir.

HAZRETİ MUHAMMED ÇAĞIN DEVRİMCİSİDİR

En gürültü koparan konulardan biri Hazreti Muhammed’in evliliklerinden biridir. 6 yaşında nikah kıydığı kızla dokuz yaşında fiilen evlenmiş olduğu konusunda pek çok kaynak birleşiyor. Günümüzde çocuk yaşta evlilik çok gürültü kopardığından şeriatçılar bu olayı anmayı Hazreti Muhammed’e hakaret olarak niteliyorlar. Oysa bunda Hazreti Muhammed’i küçük düşürecek bir husus yoktur. Olayı inkâr etmek yerine bunun, o günkü toplumsal geleneklere ve toplum değerlerine aykırı olmadığını açıklamak yeter. Çünkü bugünkü toplum ile Peygamberin yaşadığı toplum arasında yaklaşık 1.500 yıllık bir zaman farkı vardır. Kur’an hükümleri de o günkü Hicaz toplumun ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır.  İnançlar ne kadar güçlü olursa olsun, onları bugün olduğu gibi uygulamak mümkün değildir. Hazreti Muhammed’in vazettiği görüş ve kurallar o günün Arap toplumu için bir devrimdi. Bütün tarihsel önderler, bulundukları çağın ürünüdürler ve yaşadıkları dönemin sorunlarına çözüm üretebilirler.

GERÇEK AHLAKIN GÜVENCESİ  

Yapılacak iş, eğitim programlarında bilim okutmak ve dinle ilgili bilgileri sosyolojik bir konu olarak ele almaktır. Neye inanacaklarını bireylerin kendilerine bırakmak gerekir. Devlet din polisi olmaya özenmemelidir. Hükümetlerin halkı bir dine, mezhebe veya tarikata, cemaate bağlamak gibi bir programları olamaz. AKP iktidarının Eğitim Bakanlığı da bunu başaramayacaktır. Boşuna çabalıyorlar!..

Ahlaka gelince, iktidar dinin arkasına gizlenerek halkı yoksullaştırdıkça, kutuplaşma yarattıkça, ahlakın nasıl bozulduğunu, vurgunculuk, soygunculuk, cana kıyma gibi ahlaksızlıkların nasıl arttığını görüyoruz. İnsanların birbirlerini sevip saydıkları, kimsenin hakkının yenmediği, eşitlik ve kardeşlik temelli bir ahlak emeğin en yüce değer olduğu bir düzende egemen olacak.