Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Zeki Sarıhan’ın Kaleminden: Eskişehir’de İki Gün

Eşim bir sürpriz yaptı.

Eşim bir sürpriz yaptı. Bayram öncesi Eskişehir’e iki günlük bir gezi için hızlı trenden bilet almış ve Öğretmenevinde yer ayırtmış. Doğrusu benim de birkaç günlüğüne başımı kitaplardan kaldırıp Ankara dışına bir yerlere uzanmak içimden geçmiyor değildi. Tebdili mekânda ferahlık vardır derler.

Hızlı tren Ankara’dan Eskişehir’e 1 saat 15 dakikada ulaşıyor. Bizi Eskişehir garında emekli öğretmen, filozof kılıklı, sohbetine doyum olmaz, feleğin çemberinden geçmiş Aydın Nefesoğlu karşılayarak Öğretmen evine götürdü. Çantalarımızı bıraktıktan sonra evlerinin yakınlarında bulunan eşi Fatma’yı da çağırdı ve öğlen yemeğini birlikte yedik.

Ankara 50. Yıl Lisesinden öğrencim, Türk Dili ve Edebiyat öğretmeni Muradiye Büyükboduk, Saraıcakaya’nın Mayıslar köyünde bir akşam yemeğine davetli olduklarını söyleyerek gelmek isteyip istemediğimizi sormuştu. Gidilmez mi, iş buldun kaç, yemek buldun giriş, demişler. Fakat benim asıl merakım yeni yerler görmek ve ora halkını tanımak.

MAYISLAR KÖYÜNDE

Bu köyü, klasik bir ova köyü bellemeyin. Eskişehir ovasında epey yol aldıktan sonra Sündüken dağlarını tırmanacaksınız, sonra Sakarya vadisine doğru dolambaçlı yollardan epeyce bir ineceksiniz. Denizden yüksekliği yalnızca 220 metre olan, çöküntü bir arazide kurulmuş, bağ bahçe içindeki Mayıslar’a ulaşacaksınız. 5 kilometre daha ileride Sakarya ve onun kıyısında Sarıcakaya ilçesi var. Eskişehir’e 41 km. olan dağın ardındaki bu yerde Muradiyelerin ne işi var derseniz, orada eşi Melikşah’la birkaç yıl önce bir zeytinlik almışlar. Önceki yıl Ankara’da uğradıklarında bir şişe zeytinyağı da getirmişlerdi. Köye ulaştığımızda Melikşah’ın kardeşi zeytin budama işini bitirmişti. Zeytin yaprağının çay olarak kullanıldığını duymuş muydunuz? Denemek için biz de bir poşete doldurduk, deneyeceğiz, öğrenmenin yaşı yok.

İftar yaklaşınca köyün merkezine naklettik. Kahvelerin birinin altında masalar kurulmuş. Sıraya girip yerlerimizi aldık. Plastik kaplar içinde yemeklerimizi verdiler. Dağıtım yapanlara sordum. Tam 450 kişiye servis yapmışlar. Her ramazanda böyle toplu yemekler yerlermiş. Bazılarını maddi durumu daha iyi olan bir veya birkaç kişi giderleri üstlenirmiş, bazen de daha geniş katılımlı bir imece yaparlarmış. Merak bu ya: Acaba burada iftarda buluşanların ne kadarı oruç tutuyordur diye sordum. Biri yüzde doksan beşinin tutmadığını tahmin etti. Diğer ikisi yüzde elli rakamını verdi. Galiba bunu daha gerçekçi saymak gerekir.

MUHTAR TANER KURT

Bu köy nesi bir köydü? Halkı nereden gelmişti? Yemekten sonra kahvenin önünde oturup sohhbet ettik. Biraz sonra muhtar da aramıza katıldı, ondan daha kesin bilgiler aldık. 154 haneli, 370 nüfuslu köyde son seçimde 295 oy kullanılmış liseden terk, 4 nüfuslu, 59 yaşındaki Taner Kurt 148 oyla ikinci defa kazanmış. Diğer üç aday 49, 46, 27 oy almışlar. Motor tamirciliği ve çiftçilik yapan muhtar için ilginç bir bilgi, Dersim İsyanı sonrasında Ovacık’tan buraya sürülen bir aileden gelmiş olması. Bu aile şimdi üç hane olmuş, Sorum üzerine Kürt ve Alevi olduğunu söyledi. CHP’li, galiba aynı zamanda bir sosyalist. Öteki köylüler, Anadolu’nun fethedildiği zaman buralara yerleşen aşiretlerin torunları. Köy Eskişehir’e göç vermiş, şimdi ise geri dönüşler başlamış. Taşımalı eğitimde yalnızca yedi öğrenci var. Köylü bağcılık, zeytincilik işleryle uğğraşıyor. Benim sorularımın ardı arkası gelmeyince Cahit Mihalıç, “Dur, sana Sarıcakaya ile ilgili bir kitap var, onu getireyim” diyerek evine seyirtiyor ve kaymakamlığın bastırdığı kitabı getiriyor. Orada ilçe ve bağlı köyleri ile pek çok bilgi var. Köyde kaç hanede otomobil olduğunu soruyorum. Yüzde 30’unun yanıtını alıyorum, bazılarının da traktörü varmış.

Sordum. Köyde kütüphane var mı? Yanıt: yok!

Müze var mı? Yanıt: yok!

Sanki Türkiye köyleri kütüphane ve müzelerle donatılmış da Mayıslar bu konuda geri kalmış gibi “İşte bu olmadı” diye eleştiriye başlıyorum. Muhtar bir kütüphane oluşturacaklarına söz veriyor. Ben de ona kitap göndereceğime söz veriyorum. Muradiye de yardım edecek.

Gece, gittiğimiz gibi, Aydın Nefesoğlu’nun kullandığı otomobille yüreğimiz ağzımızda geri dönüyoruz!

Ertesi gün, eşimin kuzeni emekli öğretmen Ülkü Sölpüker’i ziyaret edip kahvesini içtikten sonra kentin merkezi olan Odunpazarındaki müzeleri gezmeye gidiyoruz. Bu semtte bir arada olan zengin konaklarını Yılmaz Büyükerşen asıllarına uygun olarak onarttırmış. Bazı konaklar otel, bazıları da müze yapılmış. Biz Kurtuluş Müzesi, Cam Sanatları Müzesi, Belmumu Heykelleri Müzesi ve Hamam Müzesini gezdik. Diğerlerini gezmeye zaman kalmadı. Öğlen oldu. Eskişehir’e gidince ne yemeli? Bildiniz: Çi Börek (Çiğ Börek değil.) Bu Tatar böreği Eskişehir’in yemeklerinden olmuş. Aydın ve Fatma bizi oraya götürdü, Muradiye de geldi. Börekçiden çıkınca karşıda CHP’nin İl Merkezi levhası görülüyor. Zaten diyecektim, hepimiz siyaset tartışıyoruz, onunla yatıp kalkıyoruz. Niçin gidip bir çaylarını içmeyelim, hâl hatır sormayalım? Yeni Belediye başkanını kutlamak de yerinde olur.

Fakat o da ne? Bina kapı duvar. Yahu bugün Pazar da değil. Koskoca il merkezi böyle boş bırakılır mı? Bir sekreter bile bekleyemez mi? Kapıya varan altı kişinin adını ve sıfatını bir kâğıda yazıp geldiğimiz saati de belirttiğimiz kâğıdı kapının altından atıyoruz!

PORSUK ÇAYI PARKLARINDA

Eskişehir’e varıp da Porsuk çayı çevresindeki açık mekânlara uğramamak olur mu? Burası bir mesire yeri olmuş. Biraz bulanıkça akan Porsuk’ta balıklar oynuyor.  İki yanı park ve bahçelerle dolu. Millet Ramazan mamazan dinlemiyor. Şortlu ve göbeği açık kızlara kadar herkes orada. Hükümetin ve Millî Eğitim Bakanlığının dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek için harcadığı paralar ve tükettiği nefesler geri mi tepiyor? Aldı beni bir düşünce! “Başımıza taş yağacak!” demediğim kalıyor. Burada bir bardak çayın 20 lira olduğunu da kaydedeyim. Bunun için de başımıza bir taş zaten düşmüş de bulunuyor.

EMİRDAĞ PİDECİSİNDE SOHBET

Gene bir akşam yemeğine davetliyiz. Eskişehir’de Şenal’ın genel başkanı olduğu 29 Ekim Kadınları Derneğinin şubesi var. Gazeteci Sibel Erenoğlu. Bu kez, geniş caddelerine rağmen akşamları sıkışan trafiğin içinde uzun bir yol alıp şehrin bir ucunda bulunan Emirdağ Pidecisine götürülüyoruz. Eskişehir’de, hatta iddiaya göre bütün ülkede en iyi pide Emirdağ pidesi imiş! Burada 15 kişi kadarız. Eskişehir’in duayen Köy Enstitücülerinden, Çifteler mezunu, bu Enstitü ile ilgili ödül almış bir kitabı da bulunan İlyas Küçükcan ve Muharrem Kubat’ın karşısına oturtuluyorum. Kendileriyle Enstitüler hakkında sıkı bir sohbete dalıyorum.

7 Nisan Pazar günü, kahvaltıdan sonra Öğretmenevinin çok yakınında bulunan Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı, binayı Eti Şirketi yapıp bağışladığı için adının başına Eti ibaresi konulmuş Eti Arkeoloji müzesini gezdim.  Öğleye doğru hem Aydın, hem Sibel Hanım Öğretmenevine geliyorlar, Aydın’ı orada bırakıp Sibel Hanım’la Gar’a gidiyoruz. Bizim için hazırlanmış “Haşgeşli” ekmek, patatesli böreklerle…

Eskişehir’in adı Eski ama galiba Anadolu’nun en yenilenmiş ve modern kenti. Geniş caddeleriyle, kültür ve eğitim kurumlarıyla, müzeleriyle ve medeni insanlarıyla.

Bu Eskişehir günleri boyunca benim zihnimin arka planında Kurtuluş Savaşı’nın Eskişehir görüntüleri gidip geldi. Ali Fuat Paşa, Çerkez Ethem, Kuvayı Seyyare, Seyyarei Yeni Dünya, Eskişehir’in boşaltılması, Sakarya Savaşı, Eskişehir’in kurtuluşu, burada öğretmenlik yapmış, hatta 1919 seçimlerinde mebus adayı olmuş yapmış olan Etem Nejat, Yunanlıların yaktığı köyler, Yakup Kadri’nin Yaban’ı…

Ara sıra evden kaçmakta yarar var. Öğrenmenin yolu yalnızca çok okumak değil. Çok gezmek de öğrenmenin bir yolu. Ama en öğretici olan da merak…